• $ 5,5848
  • € 6,2105
  • 270.76
  • 95734.2
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Usul bahsine dair kaynaklar

Toplumsal hayatta adap, usul ve nezaket üzerine sıklıkla konuşup, bunların eksikliğinin yol açtığı sorunları ele alıyoruz. Bu konuda en temel kaynağın tabiat olduğunu düşünüyorum. Şayet tabiat kitabını doğru okursak bu konuda daha esaslı düşünme fırsatı buluruz. Kainatın üslubuna bakalım. Allah, insan vücudunun ihtiyacı olan mineralleri toprakta bulunduğu şekliyle değil, içine tat, koku katarak, şekil vererek, farklı farklı meyve ve sebze şeklinde veriyor. Sözgelimi demiri bir sebzenin içine özenle yerleştirerek sunuyor. Şefkatin, cömertliğin elbisesini giyerek ruhumuzun hoşlanacağı şekilde önümüze konuyor her biri. Bu bir nevi Allah’ın bize işaret ettiği usul, üslup demek. Allah’ın ahlakı bir nevi... Maneviyat büyükleri insanın kamil, olgun insan olmasını Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak olarak görüyor.

İnsan olarak bizim de usul ve üslup konusunda bu izi sürmemiz gerek ki, yaşamımızda nezakete, estetiğe alan açabilelim.

Yeryüzü kitabından diğer bir kitaba geçelim. Kur’an-ı Kerim’de Hucurat Suresi, adeta bir adab-ı muaşeret kitabı gibi. Toplumsal hayata yön verecek ilkeler içeriyor. ‘Seslerinizi Peygamberin sesinin üstünde yükseltmeyin.’ ayeti çölde yaşayan bedevi bir toplumun mescitte usul içinde nasıl hareket edeceğine rehberlik ediyor. ‘Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidir… Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın…’ Yine ilkeler sıralanıyor; ‘Zannın çoğundan sakının. İtimadı sarsar, sosyal bünyeyi zayıflatır… Birbirinizin kusurlarını araştırmayın… Birbirinizin gıybetini etmeyin…’ Hepsi toplumsal hayatı düzenleyen, estetize eden prensipler…

Hulasa, İslam’da hayat, usul, adap ve estetikle iç içe. Sanatların gayesi de bu. Edebiyat, musiki, mimari, tüm sanatlar insanın kişiliğini güzelleştirmek için. Tüm bunlar, sıradan bir yaşamı daha medeni hale getiriyor.

Müslüman toplumlarda bunun yansımasını görebiliyor muyuz? Ne yazık ki hayır. Bugün adab-ı muaşeret, sofrada çatal-bıçağın konacağı yeri bilmek ya da toplumun sadece belli kesimlerini ilgilendiren protokol kaideleri olarak algılanıyor. Veya sentetik, öğrenilmiş iletişim kodları olarak ele alınıyor. Oysa adap, bir teknik olmaktan öte, hayatın anlamı ile iç içe geçmiş, mahiyetin bir parçası olmuş bir maya hali.

Bir zamanlar Osmanlı toplumunu tarif için Batılıların kullandığı ‘Sâdelik içinde ihtişamı, sükûnet içinde belâgâtı, zarif bir durgunluk içinde duygulu bir hayâtiyeti ve parıltılı bir hayat içinde kibar bir hakikati hissettiren toplum’ tanımlaması, bugün nostaljik bir özlem olarak kalmış olsa da, sadelik, sükûnet, durgunluk, parıltı gibi vasıflar ihtişamla, belagatle, hayatiyetle, kibarlıkla her çağın kendi şartları içinde dengelenmeyi bekliyor. Çünkü kainattaki ‘altın oran’, davranışlara, gündelik yaşama yansıdığı ölçüde medenilik tezahür ediyor.

Çocukları, gençleri bilgi hamalı haline getiren eğitim sisteminin temel hedefi bu altın oranı yakalamak olmalı.

Süper Loto Ya Çıkarsa? #KırımızıMikrofon

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Çanakkale'de yolcu otobüsü devrildi! Yaralılar var

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları