İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5.9965
  • 6.8777
  • 226.13
  • 90262

Dışımızdaki dünya; Diplomasimizin tarihçesi

Modern dönemde devletler kendi dışındaki dünya ile ‘uluslararası ilişkiler’ kavramı çerçevesinde ilişki kuruyor. Oysa geçmişte her şey devletlerin kendini konumlandırdığı yerle ilgiliydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda uluslararası ilişkiler politikasının dayandığı diplomasi anlayısı modern dönemde olduğu gibi mütekabiliyet esasına dayanmıyordu. Yani iki devletin birbiri hakkında resmi haber alma mekanizmasını oluşturabilecek diplomasi tek taraflı işliyor, güçlü bir imparatorluk olan Osmanlı devleti kendi dışındaki dünyayı izleme ihtiyacı hissetmiyordu. Hatta kendi ülkesindeki yabancı daimi elçilerin varlığını, devletin büyüklüğü ve padişaha duyulan saygının ifadesi olarak değerlendiriyordu. 1793 tarihine kadar yabancı ülkelere geçici elçiler göndermiş, hiçbir ülkede daimi elçilik bulundurmamıştı. Osmanlı devletinde daimi elçilikler dönemine kadar yabancı ülkelere gönderilen elci sayısı 20’yi geçmemiştir. Oysa benzer zaman aralığında, 1500-1700 yılları arasında, sadece Avusturya imparatorları tarafından İstanbul’a gönderilen elçilik heyetlerinin sayısı 120’yi bulmaktadır. Bu çarpıcı mukayeseden hareketle şunu söyleyebiliriz; Osmanlı devleti kendi dısındaki dünya hakkında kurumsal bir haber alma mekanizmasını devlet içinde ihdas etmeye gerek duymamış, kendi dışındaki dünyayı kendi usulleri ile tanımaya çalışmıştır. Fakat değişen şartlar Osmanlı devletini Batı’ya yeni pencereler açmak zorunda bıraktığından 1793’den itibaren yabancı ülkelerde daimi elçilikler açılmaya başlanmış ve Osmanlı-Batı ilişkileri yeni boyutlar kazanmıştır.

Kısaca özetlediğimiz bu diplomatik süreçle gelinen noktadan itibaren Osmanlı aydınları Batı medeniyetini üç vasıta ile tanımıştır; kitaplarda bulunan Avrupa, gezginlere, azınlıklara ve Batı’ya özenen Beyoğlu’nda gezilerek ögrenilen Avrupa ve bizzat gidip görülerek ögrenilen Avrupa.

Elimizde bir Türk muharriri tarafından Avrupa hakkında yazılmış gözleme dayanan ilk önemli eser Kara Mehmet Paşa’nın sefaret heyeti ile Viyana’ya gitmiş olan Evliya Çelebi’nin eseridir. Çelebi’nin eserinde Viyana’da kendi ülkesinden cok farklı bir alem gördüğü, Rönesansın doğduğu Avrupa’nın onu şaşırttığı ancak müellifin herhangi bir mukayeseye girişmediği görülür.

1721 tarihinde Paris’e giden sefir Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin gözlemleri ise daha farklıdır. Devrin bütün Fransası’nın anlatıldığı eserde kendi medeniyetinden emin bir Evliya Çelebi yerine imparatorluğun içinde bulunduğu duruma zaman zaman atıflar yapan bir sefirin satır aralarından okunabilen gizli mukayeseleri dikkat çeker.

Genel olarak 18.yy. yenileşme hareketleri çerçevesinde Batı’nın, daha çok askeri ve teknik ihtiyaçları karşılayacak boyutta takip edildiği görülür. Öte yandan 18. yy’ın başlarından itibaren Osmanlı tarihinde Lale Devri olarak bilinen ve Avrupa’nın daha çok giyim, kuşam, dekor ve modası ile İstanbul’daki yalı ve konaklarda temsil edildiği özel bir dönem mevcuttur. Bu yeni hayat tarzı İstanbul’da henüz sadece belli bir kesim tarafından bilinmektedir.

Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet’in oğlu Said Mehmet Efendi’nin İbrahim Muteferrika ile İstanbul’da açtığı matbaa, küçük bir kesimin Avrupa ve Batı hakkındaki düşüncelerinin daha geniş bir okur-yazar kitlesine yayılması yolunda önemli bir adımdır.

Diplomasinin tarihine uzanmak, bu coğrafyada kendimizi geçmişte nasıl algıladığımızı hatırlamaya, bu da geleceği milletçe nasıl inşa edeceğimize dair fikir edinmeye vesile olabilir.

Şişli Fulya’da çalıştığı hastaneden çıktıktan sonra kaldırımdan yolun karşısına geçmeye çalışan yaba

Yolun karşısına geçmeye çalışan kadına motosiklet çarptı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Çin'den Rusya ve Türkiye kararı!

Katar Emiri Türkiye'de

En Çok Okunanlar