• $ 5,7165
  • € 6,3772
  • 260.642
  • 102556
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

31 Mart’ta ne olacak?

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti hareketinin son 16 yıllık hikayesi hakkında birçok şey söylendi. Son 250 yıla damga vuran sancılı bir dönüşüm sürecinde, birbirine karşı konumlandırılmış iki ana hattın, yani Batıcılar ile muhafazakarların parçalı ülke/dünya/tarih algılayışında normalleşme imkanının AK Parti sayesinde ortaya çıkmış olması ise benim en önemsediğim bölüm.

Bugün ne kadar perdelenmeye çalışılıyorsa da, AK Parti hareketi sadece muhafazakarların değil, çeperde tutulan Kürtlerin, varoşların, azınlıkların, özgürlükçü solun ve tüm rezervlerine karşın Alevilerin siyasi gurbetini bitirme girişimiydi. Tüm açılımların ana gayesi buydu.

Elit iktidar ve vesayet odaklarının canlarını oldukça yaktıkları bu kesimlerin ülkeleri ile yabancılaşmasının toplumsal bir felakete savrulmadan onarılmasında, siyaseti merkeze alan barışçı bir hareketin başarısı, aynı zamanda elitlere onurlu bir yenilgi imkanını da bahşediyordu. Bu onurlu yenilgi sayesinde geçmişe sıkıntısızca bir örtü çekilebilir, Batıcılar siyaseten yeniden organize olma fırsatını yakalayabilirlerdi. Hatta bu millet onları iktidar bile yapabilirdi.

Tabii bu teoride böyle. Maalesef imtiyazlar öyle kolay terk edilmiyor. Üstelik son 16 yılın bu şekilde yaşanmış olması da hiç beklenir bir durum değildi. Dış desteğin gücü ilahi düzeyde algılanmış, “başarının” önünde sonunda geleceği varsayılmıştı. Ha bu “başarı” Gezi türünden bir küçük burjuva ayaklanması veya PKK’nın hendek kalkışması ile, FETÖ eli ya da bir ekonomik saldırı ile gelirdi; ama illa ki gelirdi. Gelmedi.

Lakin bir süpernovanın yok olurken en güçlü ışığını vermesi onun ömrünün bittiği gerçeğini değiştirmezdi. Godot’yu bekler gibi, solcuların o çok sevdiği “devrimci durum”, muhafazakarlarda gelişmişti. Bu “d-evrimci durum”, beklendiği yerden ve şekilde gelmediği için, bizim entelektüeller ve Batı dahil yaşananların gerçek değerini anlamaktan henüz çok uzaktalar.

Hikaye hâlâ bu minvalde gelişiyor. CHP, İP, HDP, Saadet, yani eskinin “yoklukları ile var” tüm köhne aktörleri, yerel seçimleri bir devri sabık yaratmak için son fırsat olarak görüyorlar. Zannediyorlar ki, eğer burada bir başarı elde edilirse Türkiye 28 Şubat 1997 veya 2 Kasım 2002’ye ışınlanacak.

Böyle bir durumun beka konusunda yaratacağı büyük risk bir yana, hesaplar millet olmadan yapıldığından ayak oyunları ile eskinin ihyası mümkün sanıyorlar. Sanıyorlar ki, bu millet mesela bunca emeğin somut sembolü olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden öylesine vazgeçer.

Yerel seçim hezimetinden sonra, Cumhur İttifakı’nın karşısında yer alan irili ufaklı tüm aktörlerin infilak edişini yavaş çekimle izleyeceksiniz. 31 Mart günü Kılıçdaroğlu’nun “oylarımızı artırdık” demesi hiçbir şey değiştirmeyecek.

Diyalektik açıdan, herkes tarihin kendisine verdiği rolü oynuyor da diyebiliriz.

<p>Ordu Perşembe ilçesine bağlı Hamidiye Mahallesi´nde yaşayan Boztepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lis

Felçli Kedi, Hülya Öğretmen İle Hayata Tutundu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Zamanın hayatımıza etkisi

Avrupa'nın göbeğinde bir Türk kasabası: Telfs