aksam.com.tr

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (04.07.2016)

Muhammed Nureddîn-i Cerrâhî(ks)
Cerrahî tarikatının pîridir. Hazret-i Pîr İstanbul Cerrahpaşa’da Hicrî 1089/1678 senesi, Rebîü’l-evvel ayının on ikisinde, pazartesi günü doğmuştur. Neseben baba tarafından Hazret-i Ubeyde bin Cerrâh’a(ra) valideleri tarafından İmam-ı Hüseyin(ra) Efendimiz’e ulaşmaktadır. Hazret-i Pîr’in babası seyyiddir ve ismi Abdullah’tır. 
Hazret-i Pîr, henüz daha on dokuz yirmi yaşlarındayken Mısır Mevleviyetliği denilen pâyeye nail olmuştur. Mısır’a intikal etmek üzere Üsküdar’dan kalkacak gemiyle yola çıkacakken şiddetli hava muhalefetinden dolayı geminin kalkışı tehir edilir. Dayısının teklifi üzerine Ali Alâeddîn-i Köstendilî Hazretleri’nin mukabele gecesine giderler.  Hazret-i Pîr, dayısı ile beraber tekkeye vâsıl olduğunda Ali Alâeddîn-i Köstendilî Hazretleri, görür görmez ona ismiyle hitâb ederek; “Hoş geldin, oğlum Nûreddîn!” buyururlar. Bu esnada Cenâb-ı Pîr kendisine bin can ile bağlanır ve kendisine bende olur. 
Hazret-i Pîr, Hicrî 1115 senesinde şeyhinin emaneti olan dervişleri ile birlikte Edirnekapı’ya gelir ve Karagümrük’teki Canfedâ Hatun Camii’ne doğru teveccüh ederler.  Bir müddet sonra camii yakınındaki konak, sahibi Tahtabaşı Bekir Efendi’nin vefatının ardından satın alınıp, dergâh inşa edilir. Neticede Hazret-i Pîr nice seneler o dergâhta postnişîn-i irşad olur. 
Hazret-i Pîr Muhammed Nûreddîn Cerrâhî Kuddise sırrıhu’l-âli’nin de meşhur olduğu vasfı ‘Ebu’l-füyûzât’tır. Ebu’l-füyûzât, ‘Feyiz Babası’ demektir. Müstakîm olan dervişlerini, sâdık bir şekilde yoluna hürmet eden zâtları çok çabuk feyzine eriştirdiği için Hazret-i Pîr’e ‘Ebu’l-füyûzât’ denilmiştir. Hazret-i Pîr’in diğer lakabları da ‘Sâki-yi aşk-ı ilâhî’, ‘Vâris-i Haydar-ı Kerrar’dır. 
1720 senesinde irtihal etmiş ve Fatih Karagümrük’teki tekkesine defnedilmiştir.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (03.07.2016)

Cemâleddîn Halvetî(ks)
Dedesi Cemaleddin Aksarayî Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu'da yetişen âlimlerden ve evliyâdandır. İsmi Muhammed'dir. Babası büyük âlim Fahreddîn-i Râzî Hazretleri’nin torunlarından Vâiz Muhammed Bin Muhammed'dir. Nesebi bir koldan Hazret-i Ebu Bekir'e, bir koldan da Hazret-i Ömer'e ulaşmaktadır. Cemâleddin lakâbıyla ve Aksarâyî nispetiyle meşhur olmuştur. Aksaray'da doğmuştur. Doğum târihi bilinememektedir. 1389 senesinde Aksaray'da vefat etmiş olup kabri Aksaray'daki Ervah Kabristanı’ndadır.
Halvetilik tarikatı 15. yüzyılda Cemaleddin Halvetî Hazretleri tarafından İstanbul'a getirilmiştir. “Çelebi Halife” diye de meşhur olan Cemaleddin Halvetî, Halveti tarikatının pir-i sânisi olan Seyyid Yahya Şirvanî Hazretleri'nin halifesi Muhammed Bahaeddin Erzincanî'ye intisâb etmiştir.
Fatih Sultan Mehmet Han'ın ardından tahta geçen Sultan 2. Beyazıt Koca Mustafa Paşa aracılığıyla Cemaleddin Halvetî Hazretleri'ni İstanbul'a davet etmiştir. 100 dervişiyle birlikte Amasya'dan İstanbul'a gelen Cemaleddin Halvetî Hazretleri aynı zamanda dervişi olan Koca Musta  Paşa'nın ricası üzerine İstanbul'da ikâmet etmeye başlar. Yedikule semtindeki Kızlar Kilisesi camiye çevirilerek kendisine tahsis edilir. İstanbul'da ilk Halvetî ayini Kocamustafapaşa hankâhında Cemaleddin Halvetî Hazretleri tarafından icra edilir. Cemaleddin Halvetî Hazretleri 899/1493 yılında Hacc fârizasını yerine getirmek üzere bulunduğu Mekke-i Mükerreme yolunda irtihal etmiştir

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (02.07.2016)

Niyâzî Mısrî(ks)
Halvetî yolunun Mısriyye kolunun pîridir. Adı Muhammed olup babasınınki Ali Çelebi'dir. Mahlası Niyâzî olup, uzun müddet Mısır'da kaldığı için de Mısrî denilmiştir. 1618 senesinde Malatya'nın Soğanlı köyünde doğmuştur. 
Niyâzî-i Mısrî, Malatya'da, önce İslâmî ilimlere âit temel bilgileri, sonra da medrese tahsîline başlayıp tefsîr, hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerini öğrenmiştir. Tahsîlini tamamladıktan sonra, câmilerde gâyet tesirli vâazlar vermeye başlamıştır. 
Bağdât'ta dört sene ilim tahsîl etmiş, tahsîlini tamamlayan Niyâzî-i Mısrî, Kâhire'ye gitmiştir. Câmi-ul-Ezher'de hem ders verip hem de ilmini genişletti. Mübârek günlerde vâaz u nasîhat ederdi ve gâyet güzel Arabca konuşurdu.
Niyâzî-i Mısrî, ilim, irfân ve mârifet sâhibiydi. Zaman geçtikçe, eserleri tetkik edildikçe, kadri ve kıymeti daha iyi anlaşıldı. Sâdece zâhirle meşgûl olup, bâtından haberi olmayanlar, onun bâzı sözleri karşısında hayrette kalarak, bu mübârek zât hakkında yanlış düşüncelere kapıldılar. Ârif olanlar ise Niyâzî-i Mısrî'nin bu sözlerindeki tasavvufî incelikleri anlayarak, bu inceliklerdeki lezzeti tatmışlardır. 
1693 senesinde bir Çarşamba günü kuşluk vakti Limni adasında sürgünde iken vefât etmiştir.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (01.07.2016)

Seyyid Ahmed Ticânî(ks)
Tîcâniyye tarîkatının kurucusudur. İsmi Ahmed bin Muhtâr, künyesi, Ebü'l-Abbâs'dır. 1737 senesinde Cezâyir'in güneyinde Ayn-ı Mâdî denilen yerde doğmuştur. Dedelerinden Seyyid Muhammed, Ayn-ı Mâdî'ye yerleşip, Berberî kabîlelerinden biri olan Tîcânlılardan bir kadınla evlenmiştir. Bu soydan geldiği için kendisine Ebü'l-Abbas Ahmed'e Ticânî denilmiştir.  
Dindâr bir âile ocağında yetişen Ahmed Ticânî'ye Allah Teâlâ parlak bir zekâ, zihin açıklığı ve dîn gayreti ihsân etmiştir. Yedi yaşında Kur'ân-ı Kerîm’i ezberlemiş, yirmi yaşına varmadan dînî ve edebî ilimleri öğrenmiştir. 
Yirmi yaşına gelince tasavvufa meyletti. Bu arada, talebelere ders okutur, sorulan suâllere cevaplar verirdi. İlimde olduğu gibi ibâdetlerde Allah Teâlâ’nın beğendiği işleri yapmakta, O'nu(cc) anıp, hatırlamakta da pek gayretli idi. Genç yaşta yüksek hâllere ulaşma nîmetine kavuştu.
Ahmed Ticânî 1815'de Fas'ta vefât etti. Kabri buradadır.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (30.06.2016)

Seyyid Yahya Şirvânî(ks)
İsmi Yahyâ bin Behâeddîn’dir. Seyyid olup soyu Peygamber Efendimiz’e(sas) ulaşır. Şirvan’da doğmuştur. 
Seyyid Yahyâ Şirvânî Hazretleri, küçüklüğünde fevkalâde edep ve ahlâk sâhibi bir çocuktu. Bir gün arkadaşları ile oyun oynarken, evliyânın büyüklerinden İzzeddîn Halvetî’nin oğlu ile Sadreddîn Halvetî’nin dâmâdı olan Pîrzâde Hazretleri onu gördüler. Çocuğu bir müddet seyrettikten sonra, birbirlerine “Allah Teâlâ bu çocuğa, dedelerinin edebini, olgunluğunu ve güzel huyunu ihsân etmiş. Duâ edelim de, Halvetî yolunun feyz ve mârifetlerine de kavuşsun.” dediler. El açıp Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp, uzun uzun duâlar ettiler. 
O gece Seyyid Yahyâ Şirvânî Hazretleri rüyasında Resûlullah Efendimiz’i(sas) gördü. Sevgili Peygamberimiz(sas) “Evlâdım Yahyâ! Halvetî yolunun büyüklerinden olan Sadreddîn’e git. Onun sohbeti ve hizmetiyle şereflen!” buyurdu. Sabah olunca, yaşının küçüklüğüne bakmadan, Sadreddîn Halvetî’nin huzûruna koştu. 
Seyyid Yahyâ Hazretleri çok sıcak aylarda azıksız ve susuz vaziyette sahralara çıkar, oralarda günlerce kalır, ibâdetle meşgûl olurdu. Halvet, yalnız olarak tenhâ bir yerde kalmak ve ibâdet yapmak değişmez husûsiyetlerindendi. 
Şeyh Mansûr anlatır: “Bir târihte Seyyid Yahyâ hazretleriyle birlikte kırk günlük bir ibâdete başladık. Onun on iki günde bir abdestini yenilediğine ve üç defâ da iftar ettiğine şâhid oldum.” 
1461’de irtihal etmiştir. Kabri Bakü’dedir.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (29.06.2016)

Ömer el-Halvetî(ks)
Hazar Denizinin güneybatısında bulunan Geylan bölgesindeki Lâhîcân’da 1347 senesinde doğmuştur. Yine burada büyümüş ve yetişmiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra Harezm’e, amcası Şeyh Ahî Muhammed b. Nûr el-Halvetî’nin yanına gelerek ona intisâb etmiştir. Amcası halveti çok sevdiği ve ömrünün çoğunu halvettte geçirdiği için insanlar arasında “Halvetî” diye anılmıştır. 
Ömer Halvetî, Harezm'e gelip orada Muhammed Harezmî Hazretleri’nin sohbetlerinde yetişmiştir. 
Necmettin Hasan Efendi’nin nakline göre Hazret-i Pîr kırk erba’ini ardı ardınca çıkarıp, sırr-ı Resulullah(sas) tarafından “kırk adet dal işaretli bir Tâc-ı Şerîf” kendisine ihsân olundu. Yine nakledildiğine göre ondan evvel “Dâl Tâc” yoktur. Kendisi coğrafyamızda oldukça yaygın olan “Halvetiyye” tarikatının pîridir.
1397 senesinde irtihal etmiştir.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (28.06.2016)

İbrâhim Zâhid-i Geylânî 
Hakk yolunun âbid ve zâhid hizmetkârı olan şeyhlerin kutuplarındandır. İsmi İbrâhim, babasınınki Rûşen Emir'dir. Künyesi Ebü’s-Safvet, lakabı Tâcüddîn’dir. Azerbaycan'da bulunan Geylân nâhiyesine bağlı Siyâverû isimli köyde doğmuştur.
Seyyid Cemâleddîn-i Ezherî, hocası Şihâbüddîn-i Tebrîzî'nin huzurunda kemâle gelip, insanlara İslâmiyet bilgilerini anlatmak üzere Geylân'a gitmesi emredilince, Geylân’a gelip yerleşti. Bu günlerde İbrâhim Zâhid Geylânî çocuk olup, kitapları koltuğunda mektebe gidip geliyordu. Cemâleddîn Hazretleri bir gün yolda, aynı şekilde mektebe gitmekte olan İbrâhim Zâhid'i gördü. Elini başına koyarak şöyle dedi: 
“Hocam Şihâbüddîn, bizi buraya, bu mâsûm yavruyu yetiştirmek üzere gönderdi.”
İbrâhim Zâhid-i Geylânî Hazretleri zâhirî ilimlerde tahsilini tamamlamak üzere Şîrâz'a gitmiştir. Orada zâhirî ilimleri ikmâl ettikten sonra, bâtın yolunda da ilerlemek için Sa'dî-i Şîrâzî Hazretleri’nin huzuruna varmış ve bende olmuştur. 
1035 senesinde Geylân’da irtihal etmiştir.

 

HİKMET EHLİ ZATLARIN HAYATLARI (27.06.2016)

Muînüddîn-i Çeştî(ks)
Hindistan'ın büyük velîlerinden olan bu zâtın İsmi Hasan bin Gıyâsüddîn, lâkabı Muînüddîn'dir. Peygamber Efendimiz’in(sas) neslinden olup seyyiddir. 1136 senesinde Horasan'da doğmuştur. 
Horasan'da büyüyüp yetişen Muînüddîn-i Çeştî'nin babası Gıyâsüddîn Hasan, aslen Senceristanlı olup, sâlih ve müttekî bir zât idi. Üç evlâdı vardı. Muînüddîn on bir yaşında iken babası vefât edince, kalan mîrâs üç kardeş arasında taksim edildi. Bu taksimde, Muînüddîn-i Çeştî Hazretleri’ne bir bağ düştü. 
Bağla meşgûl olduğu bir gün, İbrâhim Kunduzî adında bir velî yanından geçiyordu. Ayağa kalkıp ona hürmet gösterdi ve elini öptü. Sonra bağına dâvet edip gölgeye oturttu, üzüm ikrâm etti. Fakat o zât üzüme rağbet etmeyip, koynundan bir parça kuru ekmek çıkardı. Dişi ile biraz koparıp, Muînüddîn-i Çeştî'ye yedirdi. Ekmek parçasını yer yemez, kalbinde birdenbire bir nûr hâsıl oldu ve dünyâdan tamamen soğudu. Kalbinde büyük bir zevk ve muhabbet-i ilâhî hâsıl oldu. 
Sonra, babasından kalan bağı ve diğer malları fakirlere sadaka verdi. İlim öğrenmek için seyahatlere çıktı. Önce Horasan'a gidip orada Kur'ân-ı Kerîm’i ezberledi ve ilim öğrendi. Buradan Semerkand'a geçti. Irak'a gitmek için yola çıktığında yolu Hârun kasabasına uğradı ve zamânının en meşhûr velîsi Osman Hârûnî Hazretleri’ni tanımakla şereflenip talebesi oldu.
1236  yılında Ecmîr'de vefât etti ve oraya defnedildi.