• $ 6,0895
  • € 6,8217
  • 251.352
  • 86.072
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Paslanmanın değeri...

“Sovyet gazeteci Ovçinnikov, Japonya anılarında şöyle der: Burada zaman, tek başına, sanki şeylerin yapısını gün ışığına çıkarıyor. Japonlar bu yüzden, büyümenin izlerini incelemekten özel bir haz alıyor. Yaşlı ağacın koyu rengi, bütün sivriliklerini yitirmiş bir taş parçası, hatta üzerinde gezinen sayısız ellerden kenarları yıpranmış bir resim onları korkunç etkiliyor. Yaşlanmanın bu izlerine saba diyorlar, yani kelimesi kelimesine çevirecek olursak ‘Pas’. Saba; bu yapay olarak elde edilemeyecek bir pastır, eskinin büyüsüdür, mührüdür. Zamanın ‘patinası’dır”

Bir önceki yazıdan devamla, yine Andrey Tarkovski’nin “Mühürlenmiş Zaman” kitabından bir alıntıyla başladık.

Pas…

İnsanları kendi paslarıyla ilgili hep dertli/sorunlu olduklarını fark ettim. Yani geçmişleri, orada yaşananlar ve o yaşananların ruh ve bedenlerinde bıraktıkları izler.

Şu soruyu soralım; öyle bir bilgisayar programı yazılmış olsaydı ki, kişinin geçmişte başına gelen olayları data olarak programa girdiğimizde, ortaya ruhen ve bedenen nasıl bir insan çıkacağını bize simüle edebilseydi.

Ben ne olacağını söyleyeyim; Hiçbir insan, girdiği bilgiler sonucu ortaya çıkacak insan ile uyuşmayacak, çok farklı bir kişiyle karşılaşacaktı. Hatta daha da ileri gideyim, ortaya çoğunluk bir ucube çıkacaktı.

Çünkü, çoğumuz kendimize oldukça yabancıyızdır. Kendimizi tanımakta iyi değilizdir. Kendimizi ya çok acımasızca ya da kahraman gibi hatırlarız. Ruh durumumuza göre kendimize dair yargılarımız 180 derece değişebilir.

Bu soru bize şu gerçeklikle yüzleştirmek için soruldu; eğer geçmişi olduğundan bu kadar farklı algılıyorsak, bu bize ne anlatır?

İnsanın zamana dair elindeki en somut hali geçmiştir. Tarkovski’nin dediği gibi şimdiki zaman akışkandır, elimizden kum gibi akar gider, kaybolur ve maddi ağırlığına ancak anılarda kavuşur. Ve bizler zamanın en güçlü olduğumuz halinde bile (geçmiş) bu kadar algılarımızın zayıflığına mahkûm isek, sonuç bir trajedi veya paradoks mudur?

Hayır, tabii ki değil. Zaman geri getirilemez, geçmiş yeniden yaşanamaz ise, geçmiş konusundaki bu sıkıntımız bir ümide dönüşüyor aslında. Çünkü sorun bir hafıza meselesi değildir. Algılarımız, duygularımız bozuk olduğunda, biz geçmişi travmalar eşliğinde bozarız. Bizim gerçekliğimiz, zamanın üzerimizdeki etkisinden bağımsız negatif bir etki kazanır.

Hasılı geçmişin bu yönü tedavi edilebilir. Psikoterapinin de, duanın da, tövbe ve orucun da böyle bir iyileştirici gücü olması, geçmişe dair algılarımızın düzeltilmesiyle de ilgilidir. Bu konuya önem verdiğimiz ve kendimizce “geçmişi yeniden değerleme” yöntemi bulduğumuzda, biz mesela o çirkin çocuk, o yeteneksiz, sevilmeyen ergen olmaktan kurtuluruz. Bize bu travmaları yaşatan olay ve kişilerin, bizim aslında ne olduğumuzla ilgisi olmadığını, yanlış anlamaların bolluğunu, aslında sevilmeye ne kadar layık olduğumuzu hatırlayabilir, kendimizi bağışlayabiliriz.

Böylelikle geçmiş değişmiş, aslında olduğu gibi günümüze yansımış olur.

Geçmiş iyileştiğinde, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki çatışma da biter, huzur gelir.

Hafta sonu geldiğinde mutluluktan çıldıranlar aramızda mı?

´Hafta Sonu Geldi´ Sireni

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Adıyamanlı çobanın kayaç zannettiği denizkestanesi 85 milyon yıllık fosil çıktı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları