• $ 6,0948
  • € 6,8225
  • 251.458
  • 86.072
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Kriz Türkiye’nin tercihi değil, ama...

Almanya ile ilişkilerdeki gerilim Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye’yi turizm ve yatırımlar konusunda tehdit etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Bu tehditler karşısında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu kararlı açıklamalar yaptılar. Cumhurbaşkanlığı’na göre Almanya bir akıl tutulması yaşıyordu ve iç siyasete dönük olarak Türkiye ile ilişkileri tehlikeye atıyordu. Bakan Çavuşoğlu ise özetle tehditlere boyun eğilmeyeceğini, Almanya’nın PKK ve FETÖ’nün sığındığı bir ülke olmakla dostluk sınırlarını ihlal ettiğini söylüyordu.

Almanya’ya sığınan FETÖ mensupları ve son yıllarda bu ülkede faaliyetleri son derece hızlı artan PKK hakkında Türkiye’nin sunduğu dosyaları ve itirazları yargı bağımsızlığı argümanı ile geri çeviren Berlin’in, Türk polisi ve yargısının pratikleri karşısında çifte standartla hareket ettiği görülüyor.

Aynı şekilde 16 Nisan referandumu sürecinde ve sonrasında, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hem de bakanlarımıza konuşma izni vermeyen Almanya’nın hukuktan bahsetmesi ciddiye alınır gibi değil. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı imamların casusluk ithamıyla evlerinde baskına uğradığını, baskı altına alındıklarını da hatırlamakta fayda var. NSU davasındaki içler acısı durum da yoruma gerek bırakmıyor.

Tabii Gabriel’in Türkiye’yi tehdit etmesi değişik sonuçları olabilecek riskli bir adım. Eylül ayında yapılacak seçimlerde, bir iç siyaset kaldıracı olarak bu hamle yapılıyor dense de, eğer bu tehditler havada kalır da Almanya “gereğini” yapmazsa, bu hamle geri tepecektir. Yok “gereği” yapılmak istenirse de, Türkiye’yi karşısına alacak bir Almanya’nın bu akıl tutulması karşılığında ödeyeceği bedel oldukça büyük ve o oranda anlamsız olacaktır.

Ama belli ki, tek başına iç siyaset Almanya’nın bu saldırgan tutumunu açıklamıyor. Çünkü Türkiye uzun bir süredir, başta iç ve dış siyaseti olmak üzere, “kontrol edilebilen” bir ülke olmaktan çıkıyor.

FETÖ ve PKK, ipleri dışarıda olan paralel yapılar. DEAŞ ve birçok örgütü de bunlara eklediğinizde, terör örgütleri ve iç kargaşa üzerinden yeni haritalar peşinde olanlara karşı Türkiye kıyasıya bir mücadele veriyor. Bu mücadelede de 15/16 Temmuz, Fırat Kalkanı ve terör örgütlerine dönük hamleleriyle başarı kazanıyor.

Aynı sıkıntı ABD ile ilişkiler için de geçerli. ABD’nin YPG’ye yapmış olduğu silah yardımı 629 TIR boyutuna ulaştı ve PYD’nin kontrol ettiği sınır bölgesinde iki hava ve sekiz askeri üssü bulunuyor. Peki bu silahların Türkiye’ye döneceğini hatta çoktan döndüğünü ABD bilmiyor mu? Bu üsler kime karşı kullanılacak? Bu soruların cevaplarının Türkiye için bir beka sorunu olduğu açık değil mi?

15 Temmuz gibi hain bir saldırıyı tertip eden örgütün karargâhının ABD’de olması, terör örgütü liderinin de burada serbestçe faaliyet göstermesi nasıl açıklanabilir? Bunu hangi ülke kabul edebilir?

Almanya veya ABD ile kriz yaşanması Türkiye’nin tercihi değildir. Türkiye tehditlere pabuç bırakarak geleceğini de tehlikeye atmayacağına göre, yapılması gereken şey stratejik ortaklık ve dostluk kriterlerine göre davranmak olmalıdır.

Türk tarihinin en acılı günleri hiç şüphesiz Milli Mücadele yıllarıydı
Milletin topyekun kurtuluş m

Milli Mücadele Yıllarında Ramazanlar | #Ramazanözel Bölüm 4

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Dört ülke Şahi209 için teklifte bulundu

Fırlatma işlemi başarısız oldu, parçalanarak halkın üzerine döküldü