• $ 5,7635
  • € 6,4297
  • 279.197
  • 97149
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

100 yıl önce 100 yıl sonra

Millet olarak bir stres testinden geçtiğimiz doğrudur. 15 Temmuz’da dünyada ilk kez yaşanan kahpece bir işgal girişimine karşı bu testi aziz milletimiz başarıyla geçti. Bu nedenledir ki, arkasından tüm terör örgütleriyle gelmeye başladılar. Bunu öngören Cumhurbaşkanımız “Topunuz birden gelin” demişti. Demişti, çünkü geleceklerdi ve geri adım atmayacağımızı bilmeleri gerekiyordu.

Atmayacağız da…

Yaşadıklarımızı Türkiye’nin iç işlerinden mürekkep bir hadise olarak görenler olabilir. Öyle değil. Dünya şu anda kuralsız ve ara bir dönem yaşıyor. 1990’larda bozulan dünya düzeni yerine yenisi konmuş değil.

Türkiye 15 Temmuz’da düşseydi, bu yeni düzen küreselcilerin planlaması uyarınca kurulmuş olacaktı. Türkiye bir iç savaştan geçirilecek, tıpkı Suriye ve Irak’ta olduğu gibi, BM’ye üye olacak yeni uydu devletler meydana getirilecekti. Kaynakları tek merkezin emrine verecek şekilde ve düşük yoğunluklu iç savaşlarla idare edilen bir dünya karşımıza çıkacaktı. Bu iç savaşlar mezhep ve etnik temelli olacaktı.

Trump’ın kısa süre sonra ABD’yi nasıl bir çizgiye oturtacağını göreceğiz. Ancak Obama-Clinton kliğinin seçimi kaybetmesiyle ABD sathında da en ciddi yenilgilerinden birisini aldılar.

Türkiye’nin bu sürecin karakterini iyi okuması ve içeride güçlerini tahkim etmesi gerekiyor. Türkiye’de mezhepsel, etnik ve yaşam biçimlerine dönük fay hatları yaratmak, bu fay hatlarını harekete geçirmek ana hedefleri. Bunu başaramayacaklar. Ancak bu başaramama durumunu aynı zamanda bir fırsat olarak görmemiz lazım. “Neyin fırsatı” diye sorabilirsiniz.

Kendimize, tarihimize ve bugünümüze nesnel, özgüvenli, çoğulcu bir bakış açısı geliştirmek, üst kimliğin geçmişte aldığı tahribatları gidermek ve güne/geleceğe/sahaya uygun şekilde onu inşa etmek için bu acı günler bir fırsatı da ima ediyor.

Osmanlı/Türk modernleşmesiyle toplumda ortaya çıkan (Batıcı/yerelci) sosyolojik “çelişki”nin, artık bir çelişki değil, bir “değer” haline gelmesi gerekiyor mesela. Hepimiz aynı tarihin ve kültürün evlatlarıyız. Yani bu ülkenin muhafazakârı da, seküleri de, benim gibi Hıristiyan Ermenisi de, Alevisi ve Kürdü de, ortak geçmişimizin hem yapıcısı hem de ürünüdür. Dolayısıyla, geçmişte her ne yaşanmış ise de, bir bütünün azaları olduğumuz, genlerimizin ortak olduğu gerçeğini değiştirmez.

Çok hızlı, övgüye değer değişimlerden geçtik. İmtiyazlarını kaybettiğini düşünen eski düzenin seçkinleri bu değişimi hoş karşılamadılar. Oysa tarih böyle ilerler ve sonunda denge durumu yakalanır. Toplumun çeşitli katmanları dönem dönem liderliği üstlenir, yorulanlar geri çekilir. Şu anda Türkiye’nin ilerletilmesi görevini muhafazakârlar üstlenmiş durumda. Bu durum, diğer parçaların değersiz olduğu, tedavülden kalktıkları anlamına gelmiyor.

Bunu bir kabuk değiştirme, bir yenilenme olarak görmek daha doğru.

Ancak, yaşadığımız günleri ve geçmişimizi, yani bu evrendeki/zamandaki koordinatlarımızı daha doğru tespit edebilmek için düşüncelerimizi derinleştirmemiz, geçmişin klişelerinden kurtulmamız gerekiyor. Ortak kültürümüz bellidir. Bu kültür modernitenin içinden geçmiştir. Yani bir ateist de, Hıristiyan da, bir gloabalist de bu kültürün bir parçasıdır. Dünyada yedi milyar insan kadar yaşam biçimi vardır. Bir de yongaların birleştiği düğümler vardır ki toplum bu ortak bağlantı noktalarından neşet eder. İşte bizim kendimize, toplumumuza bu çoğulculuktan yükselen birlik içinden bakmamız gerekir.

Bu kültüre değer katmak, kendimiz olarak kalmak hakkımız olan bir eğilimdir. Ama bunun artık daha özgüvenli, daha ilmi, kapsayıcı, çaba harcanmış şekilde olması gerekir. Noel babayla uğraşarak birkaç yüzyılı daha aslında hiçbir şey yapmadan geçirebilir, etrafımızda bizi onaylayanlar bulabiliriz. Ama bunların da ötesine geçmemiz, kültürü ilerletmemiz gerekiyor. Osmanlı’nın çöktüğü anda atalarımızın yaşadığı öfke ile dünyaya atarlanan hallerin bize bugün bir faydası yoktur.

<p>Alınan bilgiye göre, Akyol Mahallesi’ndeki makilik alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çık

Alkışlar İtfaiye Erine

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

O fotoğraflar nasıl çekiliyor? işte perde arkaları

Türkiye'nin 45'inci milli parkı ilan edildi! Doğa turizmine açılıyor