İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,9234
  • 4,6516
  • 162,90
  • 105.524

Yüzeysel Doğu tehlikesi

Osmanlı’nın son demlerinde, modernliğin baskısı sonucu imparatorluk çözülme sürecine girdiğinde toplum kendisini bir kimlik kriziyle karşı karşıya buldu. Sadece etnik kimlik değil, dinsel kimlikler de ‘milliyetçileşti’ ve kurucu öğeler olarak algılanmaya başlandı. Geçmişte toparlayıcı ve kuşatıcı olan imparatorluk kimliği altında birer çeşni olarak yer alan bu kimlikler şimdi birer özne olmuşlardı. Ne var ki sosyolojik düzlemde hiçbiri özne olma gücünü taşıyacak derinliğe sahip değildi. Kimliklerin altı teorik olarak doldurulmak zorundaydı. Bu kendine has inşa faaliyeti insanların gözü önünde olduğu ölçüde toplum farklı kimlikleri ve aidiyetleri tartıştı ve kendi kimliğini ‘seçti’.

Söz konusu arayışta zamanın ruhuna uygun olarak etnik kimlik dinsel kimlikten daha anlamlı bulundu. Modernleşmek esas hedef olarak benimsendi. Ama yine de iki farklı bakış arasında kalındı. ‘Batıcı’ olanlar modernlik adına gelen her şeyin aynen ve olabildiğince hızla benimsenmesini savundular. ‘Gelenekçiler’ ise bir tür sentezin peşindeydiler. Buna göre Batı’nın medeniyetini benimsesek de bunu kendi kültürümüzle harmanlamalıydık. İbre modernlikten yanaydı ve ona bir şekilde uyum gösterme zorunluluğu bir gerçeklik olarak algılanıyordu.
Bugün bu tabloda ilginç bir değişim yaşanıyor. İbre artık modernlikten değil, yerlilikten yana. Daha makbul bulunan, geleceği kurma açısından kritik görülen unsurlar ‘bize’ ait olanlar, Batı’dan ithal edilecekler değil… Bunun sonucu olarak şimdinin ‘Batıcıları’ artık sentezci. Şimdinin ‘gelenekçileri’ ise Batı’dan ‘arınmayı’ ima eden bir yerelliğin peşinde… Türkiye kendine has bir ‘yerlilik’ üretmek istiyor, bu ihtiyacı hissediyor ama meseleyi yüzeysel kılmaktan da bir türlü kurtulamıyor.
Bu sancılı duruma 1. Eğitim Kongresi’nin oturumlarında da tanık olduk. Özgün bir yerliliğin gelenekçi yerelliğe sarılmaktan geçtiğini düşünen konuşmacılar dinledik. İdeal insanı, vatandaşı ve devleti eskiye giderek, oradaki örnekleri idealize ederek üretebileceğini sanan bir yaklaşımın giderek popüler hale geldiğini düşündürten konuşmalardı… Batı’nın sebep olduğu yanlış bilinçlenme halinden kurtularak kendimizi geleneğin güvenilir kollarına bırakmamız isteniyordu. Batı nesnel olarak emperyalist ve oryantalistti. Ancak bir karşıt unsur olarak ele alınabilirdi. Öte yandan bu değerlendirmenin arkasında Batı karşısındaki ezikliğin aşılma isteği olduğu da açıkça görülüyordu. Bu yaklaşımın bugün çok kişiye hitap etmesi şaşırtıcı değil. Ne var ki neredeyse kategorik olarak yüzeyselliğe saplanmış, kendisini yüzeyselliğin içinde tanımlamış, oradan çıkamayan ve çıkmak da istemeyen bir söylem bu… ‘Kendimizi’ geçmişin hikmeti içinde arayan ‘gelenekçiler’, bu hikmete yüzeysel yaklaştıkları ölçüde yüzeyselliği de hikmet sanma tehlikesiyle karşı karşıyalar.
Buna alternatif olarak ortaya çıkan diğer söylem ise daha derinlikliydi. ‘Batıcılar’ diye biraz da haksızlık yaparak konumlandırdığım bu konuşmacıların bugünü ve şu anki kendimizi aşan bir sentezin peşinde olduklarını öne sürmek mümkün. Savundukları şey esas olarak içerik değil, yöntemdi. ‘Kendimizi’ bulmanın ya da yeniden tanımlamanın yolunun belirli ‘doğru’ niteliklerin sahiplenilmesinden değil, bu niteliklerin geleneğin hem içinde hem dışında özgürce aranmasından geçtiğini anlattılar. Aradığımız aidiyetin ancak bu arayış süreci içerisinde olgunlaşabileceğini ve derinlik kazanabileceğini söylemiş oldular. Söz konusu yolun başlıca özelliklerinden biri yeni bir şevkin doğması ve hareketlenmesiydi. Merak etmeyi, heyecan duymayı, paylaşmanın keyfini çıkarmayı mümkün kılan bir düşünme ortamının gereğini vurguladılar. Bunun koşulları olarak da özgürlük ve çoğulculuktan söz edildi. Söylenenlerin nasıl karşılanacağı kaygısı duyulmadan düşüncelerin ifade edilebildiği ve farklı düşüncelerin teşvik edildiği bir öğrenme ortamının gereği üzerinde duruldu. Demokratik bir okul, sınıf ve öğrenme anlayışının ne denli hayati olduğu anlatıldı.
Bu yaklaşımın demokrat zihniyet üzerine oturduğu gündeme gelmedi. Kimlik arayışının hayaleti altında, konu ‘bize ait’ bir medeniyet tasavvurunun nasıl elde edilebileceği noktasına evrildi. Bu farklılaşma Türkiye’yi ne denli temsil ediyor bilmiyoruz ama önümüzde yüzeysel bir Batı’dan kaçarken, yüzeysel bir Doğu’ya yakalanma tehlikesi var. Geçmişte kaba bir ‘evrenselliğin’ peşinden gidilmişti. Umarız yolu, yöntemi, zihniyeti öne çıkaran ‘sentezcilerin’ sesi duyulur ve hüsranla sonuçlanacak bir kaba yerelliğin peşinden gidilmez.

Türkiye ile Afganistan arasında imzalanan protokol kapsamında Sivas Polis Meslek Yüksek Okulu'na eği

Sivas'ta 243 Afgan kadın polis adayı eğitime başladı

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Katar ülkeye yabancı yatırımları çekmek için yasalar çıkaracak