• $ 5,9252
  • € 6,5401
  • 281.597
  • 95257.6
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ekonomide sorunu kaynağından kurutmak

Bugünlerde neredeyse herkes toplu sözleşmeleri konuşuyor; işçi sendikalarıyla hükümet arasında varılan mutabakat, işçi kesiminde belli bir beklentiyi karşılamış olsa da memur kesimi adına yürütülen toplu sözleşmede şimdilik bir uzlaşmanın olmaması sorunun çözülmediğini göstermektedir. Toplu sözleşme sürecinin bilhassa işçi ücretleri üzerindeki reel etkisini ayrıntılı bir biçimde değerlendirmek için ayrıca ele almak lazımdır fakat şunu görmek gerekir ki ekonomide daralma yaşanan dönemlerde, enflasyon, gelir dağılımı sorunları gibi olayların tahribatına en fazla maruz kalan emeğin korunmasında sendikaların ve toplu sözleşme mekanizmasının ayrı bir rolü bulunmaktadır.

Ekonomik sorunların aşılması için büyümenin sürdürülmesi kadar farklı toplumsal gruplar arasında ortaya çıkan gelir dağılımı sorunlarının düzeltilmesi, bilhassa emeğin yani üretim sürecinin temel aktörü olan çalışanların konumunu güçlendirecek sosyal politikaların işlevsel olması gerekmektedir. Bunlardan en önemlisi toplu pazarlığın yaratacağı uzlaşma, güven duygusu ve talep artışı yoluyla iç pazarın canlanmasıdır.

YANLIŞI GÖRMEK

Bütün bu sorunların çözülmesi, bir yandan üretimin artmasına, yatırımların devam etmesine, diğer yandan istihdam yaratan bir büyümeye ve ihracata dayalı bir ‘büyüme modeline’ geçilmesine bağlıdır. Son zamanlarda ısrarla üzerinde durmaya çalıştığım husus bu ‘yeni büyüme modeli’ konusudur. Ülkenin gelir dağılımı meselesinin de, işsizliğinin de, enflasyon konusunun da arkasında büyüme sorunları vardır.

Büyüme sorunun arkasında iki temel mesele yatmaktadır: Birincisi, uzun yıllar bir kalkınma stratejisine dayanmadan sürdürülmeye çalışılan ve daha çok IMF, Dünya Bankası rehberliğinde hazırlanan büyüme modellerini bu bağlamda ele almak gerekir. İkincisi ise, doğrudan iktisat politikalarının çarpıklığı ile ilgilidir. Ülkenin ekonomik büyüme çabaları ‘İthal İkamesi Modeli’ de dahil bu kapsamda yürütülmüş, ithalatı ikame etmesi için kurulan endüstriler daha fazla ithalat yapmayı zorunlu kılacak bir yapıda organize edilmişlerdir.

Elbette ki bu ekonomik politikanın ‘döviz fiyatları-faiz oranları-enflasyon’ arasındaki ilişkilerin döngüsünü kırma kabiliyeti bulunmadığı için hep yeniden başa dönülerek, IMF kapısı çalınıp yabancı para cinsinden borçlanma imkanı aranmak mecburiyetinde kalınmıştı.

GÜCÜN KAYNAĞI

Açıkça belirtmek gerekir ki artık o döngü kırılmıştır; döviz fiyatlarının artmasından korkarak yeniden faiz dinamiğini harekete geçirecek yanlıştan çıkmanın tam zamanıdır, nitekim bugün yapılan da sürdürülmesi gereken de budur. Çünkü dün bunu yapacak yani cari fazla vererek büyümeyi gerçekleştirecek bir üretim gücü ve dış ticaret avantajı yoktu.

Artık aşırı değerli hale sokularak yerli sanayi üretimini tehdit eden bununla kalmayıp üretimi cezalandıran, ithalatı cazip kılan, arkasından dış ticaret hadleri üzerinden ülkenin üzerinde faiz baskısı oluşturan para politikasının defterini tamamen kapatarak yaşanan sıkıntılı süreci sağlıklı bir büyüme stratejisine geçiş olarak değerlendirme zamanıdır.

<p>Türkiye´nin Suriye sınırındaki Barış Pınarı operasyonunu protesto eden 600 kadar terör örgütü yan

Almanya´da terör destekçileri iyice azıttı

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Emekliler intibak ile ne kadar zam alacak? Maaşlar 355 TL artabilir

Ünlülerin Milli Takım mesajları