İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5141
  • 3,9185
  • 141,40
  • 100.072

Üzerimizdeki hayalet

Cumhuriyet bu topraklardaki cemaatçi yapıyı ortadan kaldırmak bir yana, onu daha da pekiştirdi. Bugünkü ‘kutuplaşmanın’ ardında doksan yıllık Cumhuriyet’in kimlik politikası yatıyor. İnsanlar kendi kimliklerine göre cemaatlaştılar ve diğer cemaatlere ihtiyaç duymadan yaşayabildiler. İstikrarı sağlayan ise doğrudan devlet gücüydü. Yine aynı sayede laik cemaat sahip olduğu imtiyazları sorgulamadan onları birer ‘hak’ olarak yaşadı. Dolayısıyla sistemi dizginleyen zincir boşalıp kamusal alan genişlediğinde nehir kadim yatağına geri döndü. AKP iktidarı bu bitişin sonucudur ve bu nedenle ‘yeni’ kurulana dek bu ülkeyi yönetebilme şansını elinde tutuyor. Eklemek gerek ki AKP ile beraber gelen ‘yeni’ arayışı kaçınılmaz olarak eskiye gönderme yapmakla birlikte bu hem eskinin bugünkü algısını ifade ediyor, hem de günümüz dindar kimliği o eskiyi yeni ile harmanlama dürtüsüyle davranıyor. Bu nedenle AKP’nin ‘inşa edici’ arayışının İslami olmakla yetinmediğini görmekte yarar var. Hatta esas ağırlığın kendine has bir modernlik arayışı olduğunu, muhafazakarlık veya İslamiliğin ise eksik kaldığı takdirde kaygı yaratacağını öne sürmek mümkün.

Antalya’da yapılan 1. Eğitim Kongresi bu arka planın psikolojik etkisini yansıtıyordu. Teknik içerikli olmayan oturumların hepsi söz konusu hayaletin gölgesi altında yaşandı. Herkesin üzerinde anlaştığı tespit kabaca şuydu: ‘Bu ülke son yüz elli yıldır Batıcı bir zihniyetin toplum ve insan tasavvuru altında ezilmiş, kendi doğal ve gerçek kimliğinden taviz vermek durumunda kalmış ve tabiri caizse ‘kurumuştur’… Çözüm ‘kendimiz’ olmakta ama aynı zamanda evrensel kültüre katkı yapabilecek seviyeye gelebilmektedir ve eğitim burada temel role sahip olacaktır.’
Ancak söz konusu değişimin hangi referanslar çerçevesinde gerçekleşebileceği konusunda iki farklı yaklaşımla karşılaştık. Birincisi bazı felsefeciler ve bürokratlar tarafından savunulan tezdi. Buna göre ‘kendimiz’ olmak için gerekli referanslar muhakkak ki bu toprakların geleneğinde mevcuttu ve onların yeniden eğitimin malzemesi yapılması gerekiyordu. Ama asıl mesele bu referanslara özgürce bakabilmek, bu ortamı sağlayacak bir eğitim anlayışını yerleştirmekti. Konuşmacılar söz konusu eğitimin nasıl olması gerektiğini anlattılar ve bunun bireysel kapasiteleri açma ve derinleştirme işlevi üzerinde durdular. Ne var ki ortaya çıkacak bu evrensel nitelikte ve kendi değerlerini bilen kişilerin, geleneğin total varlığına nasıl yaklaşacağını bilemeyeceğimizi de eklediler. Yani iyi bir eğitimle gençlere bu toprakların değerleri öğretilebilirdi. Ama düşünmeyi öğrettiğiniz anda onların bu değerlere ve referanslara nasıl yaklaşacaklarına garanti verilemezdi. Böyle bir eğitimle hem evrensel hem yerel nitelikte bir gençlik üretilirken, evrenselle yerelin nasıl harmanlanacağı ve son kertede gelenekten geriye ne kalacağı hakkında bir öngörü mümkün değildi.
Buna karşılık daha ziyade eğitimcilerin ve araştırmacıların öne çıkardığı bir başka tez daha vardı. Buna göre ihtiyaç duyduğumuz her şey geçmişte, bizim kullanımımıza açık halde öylece duruyordu. Yapılması gereken o değerleri almak, ayıklamak, işlemek ve genç nesillere öğretmekti. Böylece yeni neslin doğru ahlaki değerlere sahip olarak ve bu toprakların kültürünü doğru bir şekilde temsil ederek yetişmeleri mümkün olabilecekti. Geleneğin içinde yerleşik olan değerler ise esas olarak belirli ‘rehberlerin’ söyleminde aranmalıydı. Bu bağlamda örnek olarak Mehmet Akif’ten Necip Fazıl’a ve bu kültürel atmosfere dahil olan bütün önemli düşünürlere müracaat etmek lazımdı. Onların söyleminden feyz alınarak yapılacak okumalarda ‘doğru’ kişiliğin ve ahlakın belirlenmesi mümkün olabilirdi ve ‘eğitim’ de zaten bu sürecin adıydı. Söz konusu uğraş iyi ve doğru insanlar ürettiği ölçüde, ülkeyi evrensel platformlara taşıyacak sebatı, çalışkanlığı ve dirayeti de sağlayacaktı. Böylece sadece daha güçlü ve etkili bir ülke değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru da ortaya konabilecekti… Ancak bu ‘milli’ arayışın evrensel anlamda başarısı hakkında elimizde bir hamasi varsayımdan ötesi yoktu. Konuşmacılar kendi değerlerimizi özümseyen birinin, sırf bu değerlere dayanarak nasıl evrensel bir performans ortaya koyabileceğini açıklamakta zorlandılar.
Tepemizdeki hayalet bize bir soru sormaktaydı ve yüz elli yıldır hala cevabımız belirsizdi…
Not: Ergun Babahan yolsuzluk dosyalarının şişirildiğini söylememi bir geri adım olarak değerlendirmiş. Gerçekliğin basit olmadığını duymak bazılarına yadırgatıcı gelebiliyor. Hele baştan cahil kalma tercihini yapmışlarsa…

TRT 1'in rekortmen dizisi Diriliş Ertuğrul sezon finaliyle de nefesleri kesti. Turgut Alp'in saçını

Bamsı herkesi gülme krizine soktu

Şimdiye kadar yaşanmış en sıra dışı olaylar

Muğla'da şüpheli araç alarmı!

Antalya’da 'uçak düştü' ihbarı ekipleri teyakkuza geçirdi

En Çok Okunanlar