İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4982
  • 4,1826
  • 145,95
  • 104.123

Yine aynı komisyon

Herhangi bir konu komisyona havale edildiği anda benim için bitmiştir. Şimdiye kadar kurulan hiçbir komisyondan dişe gelir bir sonuç çıktığını görmedim çünkü.

Hele hele, daha önce kurulan ve uzun aylar sonra hiçbir şey yapamayacağı görülen bir komisyonu yeniden canlandırmaya kalkmak, ipe un sermekten başka bir şey değil benim gözümde.
Davutoğlu’yla Kılıçdaroğlu arasında yapılan son görüşmede alınan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu yeniden canlandırma” kararından söz ediyorum.
Haberlerde bu kez komisyonun çalışma süresinin ucunun açık olmadığı belirtiliyor. Buradan çıkan sonuç, oluşturulma ve çalışma tarzının yine aynı olacağı... Yani yine bütün partiler milletvekilleri sayısına bakılmaksızın eşit üye verecek ve yine bütün kararların oybirliğiyle alınması gerekecek.
İlk komisyon kurulduğunda yani 2011 Kasım’ında “Bu komisyon kendini ne sanıyor” başlıklı bir yazı yazmış ve şöyle demiştim:
“Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeleri oturmuşlar, nasıl bir yöntemle çalışacaklarına dair 15 maddelik bir metin çıkarmışlar. Buna göre, bütün kararlar uzlaşma komisyonunu oluşturan bütün siyasi parti temsilcilerinin oybirliğiyle alınacakmış. Bu kadarı da yetmemiş; komisyondan çıkacak metin (eğer çıkabilirse), genel kurulda yani Meclis’te de değiştirilemeyecekmiş!
Ben bu kadar komik bir durum ne duydum, ne gördüm!
Bu Komisyon kendini ne sanıyor? Ne cüretle kendisini Meclis’in üzerinde bir yere koyuyor? Biz seçimlerde bu komisyona mı oy verdik? Meclis üzerindeki ordu vesayetini, yargı vesayetini kaldırmak için yıllardır mücadele ettikten sonra şimdi bir de Uzlaştırma Komisyonu vesayetiyle mi uğraşacağız?
Anayasanın nasıl değiştirilebileceği mevcut anayasada yazıyor. Ve orada oybirliğinden bahsedilmiyor. Anayasa değişikliği için herkesin onayı gerekseydi, anayasaya nitelikli çoğunluk diye bir madde koymanın ne anlamı kalırdı ki…”
“...Her biri farklı dünya görüşlerine, ideolojik ve siyasi çizgilere sahip partiler nasıl olur da bir metin üzerinde oybirliği sağlayabilir? Böyle bir şey olsa olsa tek parti diktatörlüklerinde ya da darbe meclislerinde mümkün olabilir.
Bizde olacak olan ise, uzayan müzakereler, bitip tükenmeyen kavgalardan sonra komisyonun hiçbir iş yapamadan dağılmasıdır.”
Aynen öyle oldu ve döndük dolaştık, 2016 yılında aynı komisyonun yeniden canlandırılması kararı aldık!
İnanılmaz gerçekten...
Ben şahsen birçokları gibi Türkiye’nin bütün meselelerinin mevcut anayasa yüzünden tıkandığını, yeni bir anayasanın sihirli değnek değmişçesine bütün sorunlarımızı halledeceğini düşünenlerden değilim; ayrıca anayasaların öyle “sıfırdan” yazılmasının pek de mümkün olamayacağını; siyasi ihtiyaçlara ve siyasi ittifak imkânlarına bağlı olarak paket paket ilerlemenin daha gerçekçi olacağını düşünüyorum.
Ama hem bu meseleyi bu kadar hayati görüp, hem de kendi eliyle çıkmaza sokanları da hiç anlamıyorum doğrusu...
Oysa yapılması gereken ortada:
AK Parti, Meclis’in ve toplumun karşısına somut bir anayasa teklifiyle gelecek. (Bu konuda elde o kadar çok hazırlık, o kadar çok malzeme var ki, böyle bir teklifin bugünden yarına ortaya konması işten bile değil) Sonra bu teklifin - uzlaşma komisyonlarında değil - siyasetçisiyle, aydınıyla, basınıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla bütün halkın katıldığı geniş bir platformda enine boyuna tartışılmasını sağlayacak. Öyle ki, parlamentodaki partiler kendi tabanları tarafından “makul olana destek verme” konusunda baskı altına alınsın. Bu arada Davutoğlu da elinde bu taslakla parti liderlerine gidecek, onlar görüşlerini en kısa zamanda belirleyip kamuoyuna açıklayacaklar. AK Parti bu eleştiriler doğrultusunda yapabileceği revizyonu yapacak; vazgeçemeyeceği noktaları da açıklayacak.
Böylece Meclis’ten en az 330 oy alabilecek bir tasarının hazırlanmasının mümkün olup olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmış olacak...
Eğer 330 bulunabiliyorsa kolları sıvayıp bu işi bir an önce bitirecekler. Olmuyorsa da kaderlerine razı olup anayasa değişikliğini bir başka bahara bırakacak ve bugünkü çift başlılık halini mümkün olduğu kadar krizsiz bir şekilde yönetmeye çalışacaklar.
Her halükarda, Türkiye siyaseti de artık temcit pilavına dönen şu yeni anayasa lakırdılarından kurtulacak.

Lozan ve Ankara Anlaşmalarında Türkiye'nin hangi hakları var? Irak maddelerinde Türkiye'nin tavrı ne

Lozan ve Ankara Anlaşmalarının Irak maddelerinde Türkiye'nin tavrı ne oldu ?

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

TSK, Silopi-Habur bölgesindeki tatbikatın seviyesini yükseltti

Okul servisinde öğrenciye dayak