İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4982
  • 4,1826
  • 145,95
  • 104.123

Eğlenmek üzerine

"İslam farklı eğlenir" diyor İslamcı kesimin önde gelen yazarları.

Alın size yeni bir kategorizasyon: Müslüman gibi eğlenenler- Batılı gibi eğlenenler! Sanırsınız ki, Türkiye'de iki tip eğlence biçimi var: Bir kısmı sürekli ilahiler okuyup dua ediyor, diğerleri de "günaha batmış geceler" yaşıyor!
Keşke tartışma, yılbaşı eğlencesi üzerine bir Müslüman - Batıcı saflaşması şeklinde gelişmeseydi de, "eğlenme sanatı" üzerine biraz kafa yorabilseydik...
"Nerde neşe?" diye soruyor bir başka İslamcı yazar. "Niçin bizde o neşenin renkleri ışıltıları, çizgileri, kokuları, besteleri yok?"
Nerede var ki Sayın Yazar?
Ben kendi payıma, o neşeyi hiçbir cenahta bulamıyorum. Bulabilenlerin sayısından da şüpheliyim. Hatta son zamanlarda ciddi ciddi, insanlığın en can alıcı sorunlarından birinin eğlenememek olduğunu düşünüyorum. Animatörlük denen bir meslek doğması da belki sorunun boyutlarının ve yaygınlığının bir göstergesi.
Eğlence ve "dağıtmak" sözcüklerinin hep bir arada kullanılmaları boşuna değil.
Eğlenmek için "dağıtmak" gerekiyor.
Neyi dağıtmak? Kendini; kendi hayatını... Çünkü insanlar hayatın gerçeklerinden, kendi gerçeklerinden kopabildikleri ölçüde eğlenebileceklerini düşünüyor. Çünkü hayatın kapıları eğlenceye sımsıkı kapalı. Eğlence bir türlü gerçek hayatın içine sızamıyor. Orada yalnızca seçilmeden üstlenilmiş sorumluluklar, can sıkıcı zorunluluklar, can acıtan yoksunluklar var. İnsanlar çalışırken, üretirken eğlenemiyor; hiçbir ofisten, hiçbir atölyeden kahkahalar yükselmiyor. Çocuklar öğrenme, bilgi edinme sürecini bir eğlence değil eziyet olarak yaşıyor. Genç kızlar ve delikanlılar, bedensel hazzı ve cinselliklerini keşfettikleri anda müthiş bir yoksunluğun kıskacına yakalanıyor. Anne ya da baba bir çocuğu yetiştirmeyi hayatın en hoş eğlencesi olarak yaşayamıyor. Bir kadın ve bir erkek, birlikte bir hayat kurmanın, kendilerine özgü bir yaşam tarzı yaratmanın tadını tatmak yerine kendilerine dikte edilen modellerden birinin içine tıkılıp ömür boyu uyumsuzluk acısı çekiyor.
O zaman eğlenmenin tek yolu kalıyor: Hayat denen bu sıkıcı ve hatta acıklı filme bir antrakt verip lobiye çıkmak ve dağıtmak! Kimisi, bilincini alkolle uyuşturup kurtulmayı deniyor acı "gerçek"ten.
Kimisi, barların loşluğundan istifade, sırtında bir yük olarak taşıdığı "rol"den sıyrılıp farklı rollere soyunuyor.
Gençler, balık istifi diskolarda karşı cinsle aralarına örülen kalın duvarı "ellerinde olmayan nedenlerle" delmenin özrüne sığınıp eksik- gedik zevkler yaşamaya çalışıyor.
Taverna müziğiyle önce masasında kıpırdanmaya başlayıp sonra piste fırlayan mazbut aile kadını, avuç içlerini omuzlarına vurarak ve gerdan kırarak oynarken ebediyete kadar yasaklanmış olan hafifmeşreplik özlemlerini açığa vuruyor.
Ezik, çelimsiz köy delikanlısı, köy düğünlerinde üç gün boyunca kafa çekip havaya ateş ederek hiç değilse davullar susuncaya kadar kendini "kabadayı" gibi hissetmenin tadını tatmaya çalışıyor.
Karısını köye yolladığı gece soluğu pavyonda alan koca aslında umutsuz bir çabayla, bütün hayatını çalan felekten hiç değilse bir gecesini geri almaya uğraşıyor.
Sonra antrakt bitiyor ve geride bütün bir gece eğlenmiş gibi yapmanın yorgunluğuyla, bütün bunların büyük bir yanılsama olduğu gerçeğinin buruk tadı kalıyor. Ne bilinçleri flulaştıran alkol buğusu, ne müziğin sersemletici temposu, ne de yasağı delmenin geçici sarhoşluğu hayatın bütün alanlarından kovulan neşe perisini geri getiriyor.
Diyeceğim şu ki; hayat bir eğlence gibi yaşanamaz ya da yaşarken eğlenilemezse, araya sokuşturulmuş özel eğlence seansları ve küçük kaçamaklar pek bir işe yaramıyor.
Eğlence hayatın ta içine sinmişse; sıradan bir günün en olmadık bir anında şen bir kahkaha olup karşımıza çıkıyorsa; bir çocuğun ilk adımı, yeni bir dostluğun filizlenişi bir neşe kaynağı olabiliyorsa; çalışmanın ve üretmenin sonuçları değil, bizzat kendisi zevkli bir uğraş haline gelebilmişse; cinsellik bütün yüklerinden kurtulup çocukça bir oyuna dönüşebilmişse "nasıl eğlenelim" diye bir sorun da kalmamış demektir.
Ben bunu başardım demiyorum. Ama en azından, çıkış yolunun bu olduğunu seziyorum.
* * *
Tam yirmi yıl önce, 1995’e girerken yazılmış bir yazı bu...
O zamandan bu yana, “eğlenme sanatı”nda pek bir yol alabildiğimizi sanmıyorum. İnşallah yanılıyorumdur ve siz 2005’in ilk sabahına eğlenmeye çalışıp da yine becerememenin bezginliği içinde uyanmamışsınızdır.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ: '(İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı

Başbakan Yardımcısı Bozdağ: Kadir Bey'in istifası siyaseti bıraktığı anlamına gelmez

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Okul servisinde öğrenciye dayak

Efsane olan komik mesajlar

Active Server Pages error 'ASP 0126'

Include file not found

/_codes/picomm_detay_sagframe_dyn.asp, line 2

The include file '/_data/main/home.txt' was not found.