İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5792
  • 4,0042
  • 145,82
  • 97.533

Kürtler de yanıldı

Türkiye’nin dış politikası son dönemde çok eleştiri aldı. Ahlaki bir bakışın dış politikaya girmesi bazıları için hayli romantikti. Öte yandan bunun sadece etik anlamda bir ahlakilik olmadığı, Osmanlıyı hatırlatan bir ‘çevre sorumluluğunu’ içerdiği de açıktı. Bu ise birçokları için tedirgin edici bir vurgu oldu. Ama sonuçta AKP’ye yönelik eleştirinin bu noktalarda yoğunlaşması anlamsızdı, çünkü bu parti zaten sahip olduğu nitelikler ve kendini tanımlama biçimi nedeniyle ahlaki sorumluluğu öne çıkarmakta. Dolayısıyla AKP’nin dış politikadaki ‘başarısızlığı’ aslında dönüp dolaşıp tek bir noktada bitiyor: Esed’in devrileceğine dair öngörünün yanlış çıkmasında. Bu haklı bir eleştiri… Türkiye’nin bölgenin karmaşıklığı yanında Batılı devletlerin olası tutumunu da daha gerçekçi bir şekilde tahmin edebilmesi, zihnindeki kartı daha temkinli oynaması lazımdı. Sonuçta Türkiye’nin beklentisi gerçekleşmedi, Esed ayakta kaldı ve Batı ancak bugün Türkiye’nin önerdiği noktaya yaklaşabildi. Son haftalar içinde Fransa, İngiltere ve ABD liderleri art arda asıl sorunun Esed olduğunu ve o gitmeden meselenin çözülemeyeceğini söylediler. Yani yanlış olan AKP’nin dış politikadaki temel analizi ve hedefi değildi. Yanlışlık bunun stratejik ve diplomatik ayağındaydı.
Bu eleştiriler yapılırken çok az kimse konuyu karşılaştırmalı bir perspektife oturtma gayreti gösterdi. Türkiye’nin Suriye politikası başarılı olmadı ama bu başarısızlık aslında tüm Batılı devletlerin ortak kaderini ifade etti. Çünkü son iki yıl, ellerinde büyük askeri, ekonomik ve diplomatik güç bulunduran bu devletler için de bir hayal kırıklığı oldu. ABD Türkiye’nin önerilerini makbul bulmazken, kendi stratejisinin Suriye ve Irak’taki bataklığı sadece büyütmeye yaradığını gördü.
Şimdi dönüp denklemin diğer yanına da bakmak gerek. Acaba bu süre içinde Kürt hareketinin Suriye siyaseti bir başarı getirdi mi? Ülkenin kuzeyinde PYD’nin üç kantona böldüğü bir özerk alan yaratması, nihayette bölge halkını ya kaçırtarak ya da ikna ederek bir siyasi kimliğin etrafında toparlaması ‘başarıydı’. Rojava Kürt hareketinin yüz yıldır hasretle beklediği bir doğum anı olarak kutsandı. Seküler ve modern Kürtler Rojava üzerinden kendilerini tarih sahnesine çıkmış hissettiler. Beklenen an gelmişti… 21. Yüzyıl bir Kürt yüzyılı olacaktı…
PYD Suriye’nin karmaşık toplumsal ve siyasi tablosu karşısında, bu ‘doğuş’ imkânını azami kılmak üzere bir yol izledi. Bir yandan Esed’e mesafeli kaldı ama onunla işbirliği yapmaktan çekinmedi. Suriye muhalefetine ise fazla yanaşmamaya özen gösterdi. Bu ‘üçüncü yol’ stratejisinin Rojava’nın özerkliğini de sağlayacağını öngördü. Türkiye’ye karşı ise ikircikli bir tutum izledi. Çünkü Türkiye Özgür Suriye Ordusu’nu destekliyor ve Kürtlerin de o safta yer almasını istiyordu. PYD buna ‘evet’ demedi, çünkü bu yol özerkliği tehlikeye atabilirdi. Esed’in gitmesinin ardından nasıl bir Suriye’nin ortaya çıkacağı belirsizdi ama Esed kaldığı sürece Rojava adım adım bağımsızlığa doğru ilerleyebilirdi…
Ne var ki IŞİD bu hayallerin pek de gerçekçi olmadığını, belki de ileriye dönük ağır bir travma olarak bugün Kürtlerin omzuna yüklemiş durumda. Kürtler de yanı başlarında yaşadıkları Sünnilerin ruh halini, siyasi iradelerini ve stratejik imkânlarını yanlış değerlendirdiler. Muhalefetin askeri beceriksizliklerini temel alırken, sosyolojiyi, bölgedeki toplumsal gücü es geçtiler. Ayrıca Suriye ile Irak arasındaki organik bağlantıyı, Irak’taki merkez boşluğunun nasıl dolacağını, bunun Suriye’deki yansımasını da öngöremediler. Görselerdi daha baştan Türkiye ile birlikte bir yol haritası izlemenin uzun vadede en güvenli yol olduğunu belki anlayabilirlerdi. Türkiye’deki çözüm süreci ile Suriye’de güvenli bir Kürt bölgesinin yaratılması sürecinin birleştirilmesinin, Rojava’yı özerk kılıp kılmayacağı bilinmese de, onu bir aktör kılacağı belliydi. Kürt hareketi enerjisini bu yönde kullansa muhtemelen şimdi daha sağlam bir zemin üzerinde duruyor olacaktı.
Şimdi Öcalan bir ‘imdat’ mesajı gönderiyor. Eğer Kobani düşerse, yani özerk Rojava projesi gömülürse, bunun yarattığı psikolojik ortamda çözüm süreci de durur ve o zaman AKP üzerindeki darbeci baskı artar diyor. Bu hükümete bir uyarı… Ama aynı zamanda Kürt hareketinin de çaresizliğinin ifadesi. Çünkü Kürtlerin kaderi şu an Türkiye’nin basiretine bağlı. Keşke Kürtler bu basireti sağlam tutacak bir politika izlemiş olsalardı… Öte yandan her iki taraf da öğreniyor. Eğer her ikisi de hayallerindeki çıtayı gerçekçi noktaya çekebilirse, o hayallere yaklaşmanın yolu açılabilir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk darbesi merhum Başbakan Menderes'e karşı 27 Mayıs 1960 tarihinde yapıldı

1960 darbesi ve sonrasında yaşananlar!

İftarda dikkat edilmesi gerekenler

Gündem ve haberleri Akşam Gazetesi yazarlarından takip edin (27 Mayıs 2017)

Satışa hazır 5 ton domuz eti ele geçti

En Çok Okunanlar