İhanetin anatomisi

VEDAT BİLGİN
vedat.bilgin@aksam.com.tr

İlk soru şu: 21.yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye demokratikleşme sürecinde arka arkaya yaptığı reformlarla bunca yol almışken askeri darbe yapmaya kalkmak nasıl bir akıl tutulmasıdır? Dahası var, haydi böyle bir işe giriştiniz bunun başarılı olabileceğini nasıl hesap ettiniz? 

Bütün soruların gittiği, toplandığı nokta aynıdır. İşin aslını anlamak için ihanet şebekesinin mahiyetini, anatomisini kavramak gerekir. Son on beş yılda yapılan bunca reforma rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranmak, darbe yapma gibi ‘gerici bir fikre’ ümit bağlamak öncelikle iki hususu ortaya koymaktadır. Birincisi,  bu ihanet çetesi mensuplarının Türkiye’nin demokratikleşme sürecini anlayacak kapasiteleri yoktur, onlar tamamen dışarıdan kendilerine biçilen role, verilen göreve bakmaktadırlar. 

 İkincisi, onların nazarında toplum diye bir şey bulunmamaktadır. İnsanlar bir sürüden ibarettirler ve onları istenilen yere götürmek için güç sahibi olmak yeterlidir. Dikkat edilirse bu anlayış toplumu ve insanı yok sayan otoriter hatta ‘faşizan bir zihniyeti’ ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu yapı, her türlü operasyon için kullanıma oldukça uygun bir mahiyete sahiptir. 

ŞAHSİYETSİZ ÇETE 

Demek ki askeri darbe yapmak, durduk yere bu adamların aklına gelmiş bir fikir değildir. Bunlar anlayış olarak Türkiye’nin anti-demokratik siyasal kültürünün ürettiği zihniyeti, bu ‘kapalı otoriteryan grup yapıları’ içerisinde içselleştirip bir ‘rol modeli’ olarak benimsemiş bulunmaktadırlar. Onların muhayyilesinde ‘toplum yok güdülecek bir ‘sürü’ vardır. Bunun için buna hazırlıklı olmak, yani bir darbe yapmak üzere sinsice hazırlanmak bu amaca ulaşmak için de ‘darbe’ en kestirme yol hatta en doğru yol olarak kabul edilmiştir. Toplumu bir zatiyet olarak görebilecek düşünsel kapasitelerinin olmaması sebebiyle de, toplumun hazırladıkları darbeye bir cevap verebileceğini ihtimal dâhilinde bile görememişlerdir. 

Burada üç husus üzerinde durmak gerekir. İlki, bu kapalı yapının ‘otoriteryan bir kişilik tipine’ dayanmasıdır. Otoriteyi kutsallaştıran, şefi kült haline dönüştüren düşünmeyi soru sormayı, sorgulamayı günah sayan bu anlayış ancak ‘kendi putunu’ üretir. 

Diğer husus bu yapının konjonktürel olarak uluslararası ilişkiler bağlamında oturduğu yerdir. Otoriteryan özellikleriyle dıştan kontrole açık olan bu tür yapıların, uluslararası ilişkiler içerisinde bir istihbarat örgütü tarafından devşirilmesinin çok elverişli olduğunu söylemeye dahi gerek yoktur. 

Sonuncu husus ise, FETÖ yapılanmasının içinde yer alanların parçalanmış, şahsiyetsizleştirilmiş kişilik yapılarının ihaneti kolayca içine sindirecek bir kapalı zihin dünyasına sahip - Erich Hoffer’in tabiriyle kesin inançlı- hale gelmiş olmalarıyla ilgilidir. Bu sebepledir ki FETÖ mensupları işledikleri cinayetler ortada dururken, demokratik güçler tarafından bastırılan kanlı askeri darbeyi savunacak kadar yüzsüzdürler. 

KÖPRÜDE KALMAK 

Bu ihanet şebekesinin anatomisini-bünyesini analiz etmeden, onun uluslararası sistemin patronajı tarafından Türkiye’ye karşı operasyonel bir araç olarak kullanıldığını anlamadan uzun vadede alınacak tedbirleri uygulamaya koymadan bu tür hastalıklı unsurlardan kurtulmak kolay değildir. Unutulmamalıdır ki “Batı sisteminin patronajı operasyon yapacağı ülkeleri, onların toplumsal yapılarını, değişim kapasitelerini değerlendiren derinlemesine çalışmalar yaparak, muhtelif stratejilerinde kullanılabilecek unsurları önceden hazırlayarak, devşirerek, yapılandırarak işe başlamaktadır. Kısacası stratejik saldırılara cevap vermek için de stratejik davranmak gerekir.” 

Bütün bu analizlere rağmen hala anlamadığım ve açıklama gücümün yetmediği bir soru var: Bu darbeci alçakların İstanbul’lun köprüleriyle derdi nedir? Neden köprüyü tanklarla kesmeye çalışıyorlar? İnsanlar Asya yakasından Avrupa yakasına geçerse veya tersi olsa bunun darbeyle alakası nedir? Özellikle darbeci bir subayın telsizle ‘Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün vurulmasını’ önermesi ne anlama geliyor? Bu ülke darbecinin her türlüsünü gördü, köprü sapığına ilk defa şahit oluyor! 

En Çok Okunanlar