Aksam.com.tr - 27.05.2012, 11:15
Akşam | Yazarlar

Uludere'yi bekleyen asıl tehlike

13 Ocak 2012 Cuma 02:00

'Medfun' ne demek biliyor muydunuz? 
Şırnak Valiliği açıklamasında geçiyordu; sözlüğe baktım.
'Defnedilmiş' anlamına geliyormuş.
Uludere'de faciasında ölenlerin sayısını 35 değil, -iki hafta sonra- 34 olarak bildiren metin şöyle:
'28.12.2011 tarihinde Uludere ilçemizde hayatını kaybeden vatandaşlarımızla ilgili olarak daha önce ayrı bir müteveffa vatandaşımıza ait olduğu değerlendirilen uzuvların, ailelerin adli makamlara beyanları doğrultusunda medfun iki vatandaşımıza ait olduğu anlaşılmıştır. Bu çerçevede nihai bilgiler sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 34 olarak belirlenmiştir'
Bir kişiye ait olduğu sanılan organlar (ki, parçalanmış, yanmış gencecik bedenlerdir söz konusu olan)  iki kişininmiş yani...
Tıpkı Dersim gibi, tıpkı bugün Diyarbakır'da işkencede öldürülenlerin kafataslarının arandığı JİTEM'in günahları gibi, üzerinden bir asır geçse unutulmayacak Uludere faciasıyla ilgili kullanılan dile dikkat:
 '28 Aralık 2011 tarihinde Uludere ilçemizde hayatını kaybeden vatandaşlarımızla'
Sanki bir hava saldırısı yapılmamış, sanki savaş uçakları köylülerin üzerlerine bomba yağdırmamış, hayatlarını öylesine kaybetmişler gibi... Ne kadar steril ve kaçak bir dil kullanıldığını, tanım yapmaktan nasıl ihtimamla kaçınıldığını görebiliyor musunuz? 
Bu kadar açık bir trajedide bile yalın bir olay tanımı yapamıyor olmanın izahı tek: Bürokratik risk kaygısı.
Ve Uludere faciasının üstünden geçen iki haftalık performansa baktığınızda, bu 'kaygı'  anlaşılıyor da: 
- MİT 'İstihbaratı biz vermedik' dedi.
- Hükümet, ailelere tazminat ödeyeceğini açıkladı.
- Başbakan Erdoğan dört saatlik bir görüntüden söz etti. Arkası gelmedi.
- ABD Büyükelçisi çok üzgün olduklarını açıkladı.
- TSK inceleme başlattı.
- Bölgede görevli albaya görevden el çektirildi.
- Gülyazı ve Ortasu köylerine sınır kapısı yapılmasına karar verildi.
Başka? Bu kadar...
İstihbaratı MİT vermediyse kimin verdiği, Genelkurmay'ın istihbaratı nereden aldığı, istihbaratta eksiklik zafiyet olup olmadığı, zafiyetin nereden kaynaklandığı, 'istihbarat paylaşımı' kapsamında ABD'nin bu faciadaki sorumluluğu soruları, hala cevapsız.

'SON ÜZÜLME TARİHİ'
Aralarında 1997 doğumlu çocukların da bulunduğu bu facianın, sanki bir 'son üzülme tarihi' varmış gibi, sanki 50'şer 60'ar biner liralık tazminatla bu ayıp kapatılabilirmiş gibi sergilenen bu resmi tutum, en hafifinden vicdan eksikliğidir.
Fakat bu sorular henüz cevapsızken, bu sorularla çok bağlantılı kritik bir gelişme oldu. Daha önce Meclis'e getirilecekken kadük kalan, Devlet Sırrı Kanunu tasarısı Adalet Komisyonu'na geldi. Tasarının hemen Alt Komisyon'a havale edilmesi yanıltmasın.
Eğer bu tasarı yasalaşıncaya dek Uludere faciasında, kimin ne sorumluluğu olduğu aydınlanmazsa, bu beklentinin karşılık bulması yasa yürürlüğe girdiğinde iyice güçleşecek.  Başbakan başkanlığındaki dört bakanın uygun görmesi halinde, Uludere faciasının 75 yıl sürecek bir 'sır' karanlığına gömülmesinin kanuni yolu açılmış olacak.

 TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'