




















Tutku ve arzuların Fransız fotoğrafçısı
Fransa'da son zamanların dikkat çeken fotoğrafçılarından biri Sebastien Salamand. Fotoğraflarında 'Le Turk' imzasını kullanıyor. Çocukluğunda bir Türk tarafından boğulmaktan kurtarılmış. İşlerinde tutku ve arzuları anlatıyor, Avrupa resminden, dinlerden, sirklerden ve kabarelerden ilham alıyor.
Eyüp Tatlıpınar
etatlıpınar@gmail.com
Sebastien Salamand, resim ve müzik eğitimi aldıktan sonra, dört yıl önce fotoğrafçılığa başlayan bir Fransız sanatçı. Sıradan merakla el attığı fotoğraf makinesiyle, çok kısa sürede tüm hayatı ona bağlıymış gibi sıkı bir ilişki yaşamaya başlamış. Bütün zamanını ayırdığı fotoğraf çalışmalarını Paris'teki stüdyosunda sürdürüyor. Bir yandan sanatsal projelerini üretirken, reklam ve moda fotoğrafçılığıyla geçimini sağlıyor. Sanat çevrelerinde şu sıralarda ilgi görmeye başladığını söylüyor.
Bizim için dikkat çekici yanlarından biri eserlerinde kullandığı 'Le Turk' imzası. Kendisini hafta içinde twitter'da dolanırken, gazeteci İsmet Berkan'ın tweet'iyle fark ettik. www.leturk.com adresinde fotoğraf anlayışı hakkında fikir edinebilirsiniz. Sirk ve kabarelerden ilham alıyor. Tutku ve arzularla, Avrupa resim geleneğiyle, dinle yakından ilgileniyor. Önemli projelerinden birine verdiği 'Salbatar Circus'un anlamını soruyoruz, 'Bu bir sır' diyor...
ÖĞRENDİĞİM İLK TÜRKÇE SÖZ: 'SENİ SEVİYORUM'
- 'Le Turk' isminin hikayesi nedir?
Bütün çocukluğumu ve ergenliğimi büyük bir Türk topluluğunun yaşadığı bir şehirde geçirdim. 10 yaşındaydım. Bir köprünün üstünde oyun oynarken düştüm ve düşerken köprüye çarpıp yaralandım. Kendimden geçmiştim. Sadece iki kolun beni sudan çıkardığını hissettim. Kurtarıcımın ismini hiç öğrenemedim ama Türkçe konuştuğunu biliyordum ve o yüzden kurtarıcımın adı benim için 'Le Turc'tü. Büyüdükçe kavgacı biri oldum, kavgalarda çocukları dövmeye başlayınca o isim lakabım oldu. Biliyorsunuz, Fransızcada 'Türk gibi güçlü' deyimi vardır.
- Hangi şehirde yaşamıştınız? Anılarınız genellikle güzel midir?
La Sologne bölgesinin kalbinde Romorantin adlı ufak bir şehir. Nedenini bilmiyorum ama belediye başkanı Türklerle çok ilgiliydi ve onlarla sürekli temasa geçiyordu. Kavga da yapardım Türklerle arkadaşlık da... Anılarım çoktur; mesela aşk. Necla adında, unutamayacağım çok güzel bir kız vardı. Bana Türkçe 'seni seviyorum' derdi. İlk öğrendiğim Türkçe kelimedir. Zamanla ailesi ilişkimize karşı çıktı. Bir daha da görüşemedik. Şimdi Türk asıllı birkaç model arkadaşım var, çoğu bu işi meslek olarak yapmıyor. Bir sonraki projemde onlardan biriyle çalışacağım. Türkçe öğreniyorum şu anda. İçgüdüsel olarak Türkiye'de zaman geçirmeye adanmış olduğumu düşünüyorum. Seyahat hazırlığına başladım bile. Ayrıca Hıristiyan olmama rağmen Müslüman topluluğuyla çok bağım var. İslam benim için Hıristiyanlıkla kardeş din. Aynı ahlaki değerleri paylaşıyorlar.
- Dinle ilişkiniz ne düzeydedir?
Hayatımda dinin yeri büyük. Gezgin bir Hıristiyan'ım. Tanrıyı buldum diyemem ama arıyorum. Arayışımda yalnızım. Konuştuğum bazı arkadaşlarım var; birkaç kere manastıra inzivaya çekilmiş ve benimkinden daha oturmuş inanca sahip arkadaşlar... Papazlarla da konuşuyorum. Bazen beni anlıyorlar bazen takip edemiyorlar. Kuruluşlara bağlı değilim, kilisem İncil ve Jean Sebastian Bach'tır.
- Fotoğraflarınızda çıplaklığı çekinmeden kullanıyorsunuz. Dinle ilişkiniz açısından çelişkili değil mi?
Çıplaklığın kabalıkla ilgisi yok. Çoğu vahşetler, adilikler elbiseyle kamufle olmuştur.
- Fotoğraflarınızdaki imzanızda da lakabınızı kullanıyorsunuz...
Bugün bu ismi taşıma nedenim bütün projelerimin bir başkası tarafından yapıldığından emin olmam. Benim ruh ikizim ama daha cesur, radikal, özgür, bağımsız ve güçlü biri... O kişi beni sanat sayesinde sudan çıkaran 'Le Turk.' Beni tedavi olduğum psikiyatri hastanesinden kurtardı ve sınırlarımı çizdi.
DUYGULARIN BİRBİRİNE KARIŞTIĞI NOKTA; TUTKU
- Fotoğrafa bakışınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Stilim kolayca tanımlanabilir değil. Hikaye anlatıyorum. İnsanlara hayal ettirmek istiyorum. Sinema, müzik, karikatür ya da opera gibi... Ama daha çok eski ressamların tablolarındaki gibi.
- Özellikle ilgilendiğiniz konular var mı?
İnsanların tutkuları, arzuları ilgimi çok çekiyor. Sirk ve kabareler de bu tutkuları ifade etmek için elverişli konular.
- Tutku neden önemli sizin için?
Çünkü her şey tutkuda başlayıp bitiyor. Bence tutku bütün gerilimlerin, korkuların, nefretlerin, sevgilerin karşılaştığı ve birbirine karıştığı noktadır. Neden bununla ilgileniyorum? Çünkü insanlara karşı sonsuz bir aşkım var. Tutkular da arzular da çelişkilidir. İnsan çelişkilere uyum sağlıyor, bozuyor, yıkıyor, yeniden inşa ediyor, çok ileri gidiyor. Sadece bu duruma bakıyorum ve bu durumu seviyorum. İnsanın kendine yaptığı çirkinliklerde bile güzelliği arıyorum. Şiirini nereye sakladığına bakınıyorum. Alaycı değilim.
- İşleri hazırlamanız uzun sürer mi?
Evet, uzun sürer. Örneğin şu sıralarda 10 metre uzunluğunda, 5 parçalı 'Christ Tutkusu' adlı büyük bir fresk hazırlıyorum. Paris'te önemli bir galeride sergilenecek. Çağdaş bir fresk ama diğer projelerimde olduğu gibi Avrupalı ressamların renk ve kompozisyonlarını ödünç alıyorum. Felsefi ve politik araştırmalar yapıyorum. İncil'e ve Kuran'a bakıyorum. Bach dinliyorum. Sirkten ilham alıyorum. Ama bunlar freskimin sadece bir unsuru. Gerisi içgüdüsel biçimde geliyor.
Anıtsal yasalara karşıyım
Politikayla ilgilenir misiniz? Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkiler şu sıralarda pek iyi değil.
Politika beni ilgilendiriyor ve endişelendiriyor. Parlamentodan geçen Ermeni soykırımıyla ilgili yasa gibi bütün anıtsal yasalara karşıyım. Düşünceyi hukuka taşıma gereksiniminden hiç hoşlanmıyorum. Bu, Fransa'nın uzman olduğu bir alan ve canımı sıkıyor. Dahası bu konular biz Fransızları ilgilendirmiyor. Bu tür meseleler benim ülkeniz hakkındaki samimiyetimi zedelemiyor. Fransızların zedelemediği gibi. Fransızlar açık bir millettir.
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































