İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

Reklamı Kapat

PKK Kürt sorununa küresel çözüm istiyor

Kürt siyasetçi-yazar Orhan Miroğlu: “PKK tıpkı Silvan’daki gibi yeni bir strateji uyguluyor şu an. Örgüt Kürt meselesini küresel bir mesele olarak görüp, küresel çözüm istiyor. KDP’ye Irak’ta bir federasyon yetiyor ama PKK’ya Suriye ve Türkiye’de bir federasyon bile yetmeyebilir. PKK her şeyi toptan ve bir anda istiyor. Hedef Büyük Kürdistan.”

Şenay YILDIZ
senay.yildiz@aksam.com.tr

Satır arası… 
PKK’nın hükümetin demokratikleşme adımlarını geciktirdiğini gerekçe göstererek, Türkiye sınırları dışına çekilmeyi durdurup, ateşkese devam demesi çözüm sürecinin geleceğine ilişkin endişelerin artmasına neden oldu. Abdullah Öcalan’ın Nevruz’da yaptığı “Silah dönemi kapandı” açıklamasının ardından böyle bir karar alınması, Kürt siyasetinin zamanında mesafeli durduğu Gezi protestolarına sıcak mesajlar yollamaya başlamaları, Suriye’deki Kürtlerin ülkede elde ettikleri zemin süreci anlamak için hükümetin yapıp yapmadıkları kadar önemli parametreler. Çözüm süreci gölgesinde yükselen tansiyonu Kürt siyasetçi ve yazar Orhan Miroğlu ile konuştuk.  

- 21 Mart’ta Öcalan’ın “Artık silahlı mücadele devri bitti, bundan sonra siyaset konuşacak” açıklamasının ardından Cemil Bayık’ın çekilmenin durdurduğu ama ateşkese devam edecekleri açıklaması çözüm sürecinin muhataplarına nasıl bir mesaj veriyor?  
On yıllık demokratikleşme süreci içinde Kürt hareketi kendisiyle şiddet ve silahlı mücadele arasına mesafe koymadı. Çözüm sürecinde yüzü maskeli birtakım insanların sokaklara çıkıp, kimlik kontrolü yapması gibi daha önce görmediğimiz manzaralarla karşılaştık. Yani demokratikleşme üzerine kurulmuş bir sürecin Kürt siyasetini yürüten insanlarda çok ciddi bir karşılığının olmadığını gördük. Çünkü büyük bir çözülmeden bahsediyoruz. Bütün Kürt kurumlarının mücadele anlayışının merkezinde silahlı mücadele var ve o silahlı mücadelenin sacayakları bizzat Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan mektubuyla yok edildi. Şimdi demokratikleşme adımlarını bahane ediyorlar… 

- Örgütün demokratikleşme adımlarının gecikmesini gerekçe göstermesinde hiçbir haklılık payı yok mu? 
Peki Öcalan “Silahlı mücadeleyi terk ediyoruz. Çünkü hükümet bize şunları vaat etti” dedi mi? Hayır. Çünkü İmralı’da Öcalan’a “Silahlı mücadelenin ne sana ne de bize ne Türkiye’ye bir yararı yok. Oslo’dan sonra silahlı mücadele üzerinden pazarlığı çözüm bakımından riskli ve tehlikeli buluruz” denildi. Örgüt kararın alındığı haftadan çok önce de bu hafta içinde hükümetin ajandasında demokratikleşme paketinin olduğunu biliyordu! Dolayısıyla bunun çözüm sürecinin bir taahhüdü olarak algılanması doğru değil. Buradaki amaç silahlı mücadele tehdidinin hem hükümetin hem de ilgili insanlar ve kurumların üzerinde adeta Demokles’in Kılıcı gibi sallanmasını sağlamak.

SİLAHSIZLANMA PROGRAMI YOK

- PKK hiçbirşeyin garantisini almadan kendi kendine çekilme kararı almış gibi algılanıyor bu anlattıklarınızdan. Oysa İmralı görümelerinin ardından bu kararı aldılar, Bu nedenle boşlukta kalan bir şeyler var sanki… 
Bunun sebebi şudur: İmralı sürecindeki görüşmeler PKK’nın silahlandırılmasını hedefleyen bir anlayışla gerçekleşmedi. “Şimdilik geri çekilsinler Türkiye’den, bir süre sonra biz tekrar silahsızlanmayı konuşuruz” anlayışıyla yapıldı. Öcalan’la görüşülürken silahsızlanma programının çok açık ve net olarak, kamuoyunun anlayacağı bir şekilde gündeme getirilmesi gerekiyordu. Suriye’deki durum itibarıyla kendi saflarında daha fazla silahlı insana ihtiyaç duymaları gibi beklenmedik şeyler oldu ve silahlı güçlerin ihracı gündeme geldi. Bu ihraç aşamalarında karşılaşılabilecek risklerin hükümet tarafından çok da hesaba katılmadığını görüyoruz bugün itibarıyla. Fakat hem ulusalcı kesime mesaj gönderip “Gezi’de yanınızda olmadığımız için pişmanız” diyeceksiniz hem de çözüm sürecinde “Hükümet üzerine düşenleri yapmadı” diyeceksiniz. Bu çok da samimi bir tavır değil! PKK tıpkı Silvan’da olduğu gibi yeni bir strateji uyguluyor şu an…  

TÜRKİYE'DE FEDERASYON BİLE YETMEYEBİLİR

- PKK’nın şu an uygulamaya çalıştığı o yeni strateji tam olarak nedir? 
PKK dışında Kürt meselesini küresel bir mesele olarak gören ve çözümünün küresel olması gerektiğine inanan başka bir parti yok. Herkes kendi ülkesinin çözümüne razı ama PKK değil. Kürt meselesini bir statü üzerinden konuşursak, bu statüyü kullanacak olan hareketin PKK olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir federasyon olsa, bunu kullanıp yönetecek olan da PKK’dır. KDP’ye Irak’ta bir federasyon yetiyor ama PKK’ya Suriye ve Türkiye’de bir federasyon bile yetmeyebilir… PKK her şeyi toptan ve bir anda istiyor. 

- Benim bu sözlerinizden anladığım Büyük Kürdistan’ı kurmak… 
Öyle tabii. Ama bu Büyük Kürdistan’ı milliyetçi açıdan  ve  ideolojik olarak benimseyebilmiş bir siyasi hareketten de bahsedemiyoruz. Tam tersine  40 yıllık mücadelede Büyük Kürdistan fikrine en uzak duran bir hareket bu. Bakın, Ortadoğu’da Kürtlerin siyasi olarak en hoşlanmadıkları partiler Baas partileri oldu. Bu nedenle, Irak’ta onlara karşı büyük mücadele yürütüldü. Ama Suriye’de PKK ve PYD eliyle Kürtler Baasçı rejime karşı mücadelede nötralize edildi. Şimdi PYD ve Esad arasında Kürtlerin hakları konusunda bir müzakerenin başlaması için ciddi bir çalışma var. Bunu açıkça da ilan ediyorlar.

BARZANİ 3 YIL SONRA KONFERANSA RAZI

- Örgütün bu kararını zamanlama bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun hem Türkiye’deki iç siyasetle hem de dış konjonktürle ilgili sebepleri var. PYD’nin Suriye’de bir alan elde etmiş olması PKK’nin kendi gücünü büyütmesi anlamına geliyor. Üç yıldır Barzani’ye konferans fikrini kabul ettiremiyorlardı ama Barzani bu süreçte kabul etti. Dışarıdaki bu konjonktür Türkiye’de PKK’nın iç siyaset bakımından tutumunu da önemli oranda etkiliyor.  

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI OLMAZ

- PKK tekrar silaha dönebilir mi? 
Hayır, PKK manevra olarak onu yapamayacağını, artık devrimci halk savaşı tipinde bir savaşı Türkiye’de sürdüremeyeceğini biliyor. Ama karakol basma gibi bir takım provokasyonlar olabilir. Diğer taraftan örgüt kendisini farklı bir alana açıyor, Gezi’yi örnek alıyor. Bunu Kürt şehirlerinde bir siyasi program olarak harekete geçirmek istiyor. Ve burada da kalmayarak ulusalcı kesime defacto bir müttefik olmaya talip olduğu mesajını veriyor. Yani, kitlesel eylemlerle bu fikir ortaya konuyor.   

ÖRGÜT ORDU KURMA DERDİNDE

- Öcalan’ın Nevruz’da yaptığı “Silahlı mücadele devri bitti” açıklaması bir milat. Örgüt Öcalan’ın bu açıklamasına rağmen nasıl böyle karar alabiliyor? 
Sürecin başından itibaren Öcalan’ın öngördükleri ile PKK’yı yönetenlerin öngördükleri birbiriyle tam olarak örtüşmüyordu. PKK ve BDP inanmadan, liderin hatırına binaen çekilmeye evet dedi aslında. Neden? Çünkü hâlâ hükümeti şiddet üzerinden sıkıştırabileceğine inanan güçlü bir zihniyet var. Rojeva’da da silahlı güce duyulan ihtiyaç gündeme geldi. Tüm bunlar bir arada düşünülünce hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da silahlı güçlerini tasfiye etmek değil; tam tersi daha büyütmek; açıkçası Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu kurma hayaliyle hareket etme tercihindeler. PKK bir Kürt örgütü olarak böyle bir ordu kurabilir ama bu ordunun bir kısmını Türkiye’ye karşı, Türkiye’yle mücadelede kullanmaya niyetli gibi, görünmek  yanlış. Bu konuda Abdullah Öcalan’ın öngördüğü gibi bir zihniyet değişimi yaşanabilirse, çözüm sürecinde böylesi  inişli çıkışlı vaziyetlere gerek kalmayacak.

ERDOĞAN'IN SAMİMİYETİNİ NEDEN DAĞDAKİNE SORGULATIYORSUNUZ? 

- PKK’nın çekilmeyi durdurmasından sonra çözüm süreci kopuyor diye endişeli misiniz? 
Hayır. Çünkü herkes gibi, bunun artık kamusal bir fikre, kamusal bir güce dönüştüğünü görüyorum. Çözüm süreci artık ne hükümetin ne de PKK’nın tekelinde olan bir süreç. Halka mal olmuş bir süreç ve masayı terk eden kaybeder. Yeter ki, masayı kimin terk ettiğine bu toplum manipülasyona uğramadan karar verebilsin. Bu manipülasyonun ilk işaretleridir “Abdullah Öcalan’ı bu hükümet bir STK aktörü gibi kullanıyor” demek… Etki ajanlarının bu kadar bağırmalarının sebeplerinden biri de kendilerine biçtikleri rolü kapamamış olmaları. Hükümet bu etki ajanlarından birisinin eline Abdullah Öcalan’ın mektubunu tutuşturup, “Bunu sen Kandil’e götür” deseydi farklı olurdu. Şimdi 70 yaşında bir insanın dağa gidip, gerillaların nezdinde Erdoğan’ın samimiyetini sorgulamasını hangi ruh haline bağlayabiliriz? Yahu, git Selahattin 
Demirtaş’la Erdoğan’ın samimi olup olmadığını konuş da okuyalım senin yaptığın röportajı. Ama Erdoğan’ın samimiyetini neden bir gerillaya sorgulatıyorsun, buna neden ihtiyaç duyuyorsun?

ETKİ AJANLARINA DİKKAT!

- Örgütün son açıklamaları Öcalan’ın örgüt içindeki liderlik vasfını sorgulamaya götürür mü?
Zaten Öcalan da attığı adımların ne PKK’da ne de BDP’de nasıl yankı yaratacağını yüzde yüz bilmiyordu. Ama Öcalan mektubunda ortaya koyduğu o doğru tutumu takınmak için bazı riskleri göze almış. PKK üzerinden hesap yapan uluslararası güçlü aktörler de Öcalan’ın örgütteki nüfuzunun böyle devam etmesinden hiç hoşnut değiller. Benim “etki ajanı” dediğim bir yazar açıkça “Öcalan’ı hükümetin bir sivil toplum aktörü gibi görmeye başladığını” söylüyor. İnsaf! Daha iki gün önce Arınç Öcalan’ın rolünün “stratejik” olduğunu söyledi. Çünkü Türkiye’de Türk ve Kürt barışını mümkün kılan bir adım attı Öcalan. Önümüzdeki dönemde Öcalan’ın itibarsızlaştırılmasına yol açacak hamlelerle karşılaşabiliriz…Geri çekilmenin durdurulması kararına karşı Öcalan bir tutum gösterirse bunu en çok eleştirecekler Türkiye’nin etki ajanlarıdır. Soğuk Savaş döneminde birtakım güçlerin bu tip yazarlara başvurduğunu biliyoruz. Türkiye’de yine aynı şey oluyor.

Terör örgütü lideri Fetullah Gülen son konuşmasında, FETÖ'nün haberleşmek için kullandığı 'ByLock' p

Gülen ByLock'u anlatırken böyle salağa yattı

Oymalarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne ve Beyaz Saray'a girdi

Çalışmayan kadınlara emeklilik müjdesi!

Ev sahipleri dikkat! Son tarih 2 Mayıs

En Çok Okunanlar