İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3.8101
  • 4.6578
  • 163.26
  • 115.147
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

Dertleri Türkiye düşmanlarına sufle vermek

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’la ‘TİM İhracat Haftası 2017’ etkinliğinde buluştuk. Akdağ AKŞAM okurları için Türkiye’de gündemde olan tartışmaları, KKTC’deki gelişmeleri, bağımlılıkla mücadeleyi ve İstanbul’da beklenen büyük depreme ilişkin hazırlıkları anlattı.

AKŞAM-PINAR IŞIK ARDOR 

İç siyasetle başlayalım. AK Parti’de yaşanan değişiklikler tartışmaların odağında. Belediye başkanlarının istifaları AK Parti içerisinde nasıl karşılık buluyor?

“O BAŞKANLAR BİR BAŞKA PARTİDE HİZİP OLUŞTURABİLİRDİ, AMA AK PARTİ’DE BU OLMAZ”

AK Parti olarak bir geleneğimiz var ve bu siyasete yeni bir soluk getirmiş durumda. İşlerimizi istişareyle yapıyoruz. Hizipleşmeye fırsat vermiyoruz. Belediye başkanlarının istifalarını verirken ayrılışlarını oluşturan bir süreç var. Partinin yetkili organları tarafından belediyeler sürekli olarak takip ediliyor. Ben Genel Merkezde çalışıyor olsaydım detaylara biraz daha vakıf olabilirdim, ama metodu biliyorum. Sonuçta bu takip neticesinde vatandaşın talebi dikkate alınarak söz konusu değerli başkanların ayrılmasıyla ilgili kanaate varılmış oluyor. Ayrılmalarının daha hayırlı olacağı kanaatine varıldığı andan itibaren süreç işlemeye başlıyor. Tabii ki ayrılma, istifa kararı bir ferdi karardır. Ben bunu daha önce de söyledim bunu eleştirenler de oldu. ‘Durduk yere mi istifa ettiler’ diye. ‘Evet, durduk yere istifa etmediler’ kendilerinden istifa istendi, ama neticesinde istifa kararını yine kendisi veriyor. Bu partinin içerisinde istişare sonucunda oluşan bu geleneğe karşı durmanın kimseye bir fayda sağlamayacağını da herkes biliyor. Şöyle olabilirdi; o kendilerinden istifa talebi istenen arkadaşlarımız gider hizip oluştururdu. O hizbin içinde direnirlerdi, ama böyle olmayacağı, olamayacağı AK Parti’de bellidir. Bizim geleneğimizde hizipleşme yok. AK Parti’yi 15 senedir iktidarda tutan sebeplerden birisi de bu. Vatandaşın taleplerine bakıyoruz. Bu talepler anketlerle, saha gezileriyle, parti yöneticilerinin ve partinin liderliğini yapan Cumhurbaşkanımızın çeşitli gözlemleriyle şekilleniyor ondan sonra süreç başlıyor.

Balıkesir Belediye Başkanı’nın bir takım söylemleri oldu. ‘Tehdit edildim’ şeklinde. Siz nasıl okudunuz o ifadeleri? Muhalefet bu söylemi sorguluyor.

“Böyle iddiası varsa gerekli girişimi yapmalı”

Bununla ilgili partimizin yetkilileri açıklamalarda bulundular. Eğer böyle bir iddiası varsa değerli belediye başkanımız bunun için gerekli girişimlerde bulunmalı. Böyle bir şeye müsaade edecek bir parti değiliz. O girişimlerde bulunur, sonrasında gereği yerine getirilir. İşin özeti bu.

“İzmir Belediyesi hakkında vatandaş ne düşünüyor?”

Burada CHP’nin tutumu gerçekten çok ilginç. CHP, Türkiye’yi daha iyi hale nasıl getirebilecekleri şeklinde bir proje sunmak yerine AK Parti’nin kendi iç işleriyle uğraşıyor. Bu bizim kendi iç işimizdir. Onlar kendi iç işlerine baksınlar. Kendi belediyelerinin performanslarını değerlendirsinler, vatandaş o belediyeler için ne düşünüyor hiç merak etmiyor mu Kılıçdaroğlu ve arkadaşları? Mesela İzmir Belediyesi hakkında vatandaş ne düşünüyor?

-Neden İzmir? Bir bilginiz mi var orasıyla alakalı?

Ben İzmir’de başarılı bir belediyecilik yapılamadığını görüyorum. Dolayısıyla bizim kendi partimizin iç meselesi CHP’yi neden bu kadar alakadar ediyormuş ki?  

CHP’li Bülent Tezcan’ın Sn. Cumhurbaşkanı hakkında söylediği sözler şu an yargıda. Bu iklimden kim fayda görür?

“TEZCAN’IN İFADELERİ haksızlık, hadsizlik ve bir ahlaki zaaf”

Bülent Tezcan ya da benzeri şekilde bazı CHP’li yöneticilerin ifadeleri haksızlık, hadsizlik ve bir ahlaki zaaf. Milletin irade gösterip seçtiği Cumhurbaşkanı’na bu suçlamalarda bulunmak kime ne fayda sağlar? Onların partilerine faydası olmaz açık söyleyeyim. Bu şekilde oy falan devşiremezler. Sayın Cumhurbaşkanı’na hakaret ederek partilerine yararlı olacaklarını zannediyorlar. Oysa bu açıklamalarıyla sadece Türkiye düşmanlarına hizmet ediyorlar. Türkiye’nin ilerlemesini hazmedemeyen birtakım ülkeler var. O ülkelere böyle sufle verir gibi konuşmanın ne anlamı var? Bunu geçmişte Kılıçdaroğlu yaptı. Almanya’ya gitti oradaki gazeteye Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nı kötüledi. Onlar da fırsat bulup peşinden ‘bizim aslında Türkiye ile problemimiz yok, bizim Tayyip Erdoğan ile problemimiz var’ dediler. Tayyip Erdoğan kendiliğinden iktidara gelmiş Cumhurbaşkanı olmuş değil ki. Tayyip Erdoğan’ı Türk halkı seçiyor, demokrasi bu değil mi? CHP’li yöneticilerin bir defa demokratik olgunluktan çok uzağa düştüklerini, millete verebilecek bir umutları olmadığı için de siyaseti bunun üzerine yürüttüklerini görüyoruz. Yanlış yapıyorlar. Bu yanlış hesap Bağdat’tan döner. Hiçbir seçimde böyle yaparak kazanamazlar ve kazanamayacaklar.

“EN AZ BEŞ KERE İSTİFA ETMESİ GEREKİRDİ”

Kılıçdaroğlu’nun seçimlerde kaçıncı yenilgisi bu? Ama ‘Yenilen pehlivan güreşe doymuyor’ bir de erken seçimden bahsediyor. Hâlbuki şimdiye kadar en az beş kere istifa etmesi gerekirdi, ‘Ben başarısız oldum’ diye.  Biz bu tür tartışmalarla yani erken seçim tartışması benzeri gündemle zaman kaybetmek istemiyoruz. Bizim işimiz gücümüz var. Memleketi kalkındırmak zorundayız. Üretimi, istihdamı, refahı artıracağız. Vatandaşımız bizden bunu istiyor. Vatandaşımız Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bütün mazlum milletlerin göz bebeği bir Cumhurbaşkanı’na, bir parti Genel Başkan Yardımcısı’nın ağzını açıp da her türlü hakareti, kötü söz söylemesini doğru karşılamıyor. Bunun bir faydası yok. Durduk yerde ortalığı gerginleştiriyorlar. Ondan sonra Cumhurbaşkanımız dava açınca neden yaptı diyorlar. Biz kendi hukukumuzu korumak zorundayız. Başka ülkelerden bize örnek göstermesinler. Bazı yerler var ki; orada sinkaflı küfürler bile herkesin günlük hayatında kullanılıyor. Ama böylesi bizim kültürümüzde hakarettir. Bizim kültürümüz bunlardan farklı, o zaman kendi kültürel değerlerimiz içinde birbirimize saygı göstereceğiz. Kılıçdaroğlu da Bülent Tezcan da diğer arkadaşları da yanlış yapıyorlar. Böyle yapmakla Sn. Cumhurbaşkanı’nı yıpratamazlar. Olsa olsa kendilerini yıpratırlar.  Benim Ana Muhalefet partisinden istirhamım lütfen ortamı germesinler. Bunun kimseye faydası yok, biz ortam gerilsin istemiyoruz, ama şunu da yapamayız, yani sövene dilsiz kalırsak olmaz, buna vatandaşımız razı olmaz. Yapmasınlar, sövmesinler, hakaret etmesinler. Eleştirecekler elbette, yanlışımız varsa gösterecekler ama siyasetin dilini zehirli hale lütfen getirmesinler.

Bütün siyasi partileri zorlu bir seçim bekliyor. 50+1 kulağa ‘çok çalışmak lazım’ dedirtiyor. Bu anlamda AK Parti hareketli ancak diğer siyasi partilerdeki hareketlilik göze çok çarpmıyor. Sebebi ne sizce?

“CHP EBEDİYEN MUHALEFETTE KALACAĞINI BİLİYOR”

Biz aslında üzüm yemenin derdindeyiz bağcıyı dövmenin değil. Bütün bunlar ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Teşkilatların yenilenmesi bir ihtiyaç olabiliyor. Parti yönetiminde, il yönetiminde, belediyelerde bakanlar kurulunda bayrak değişiklikleri ihtiyaç olabiliyor. Bunları yaparak kendinizi yenilersiniz.  CHP’nin iktidar umudu olmadığı için onlar günü yaşıyorlar. Öncelikleri kendi genel başkanlıklarını ya da genel başkan yardımcılıklarını korumak. Bizim böyle bir meselemiz yok ki. Ben ister bakan olayım ister olmayayım genel başkan yardımcısı olayım, ya da AK Parti’de bir nefer olayım fark etmez, bizim bir Türkiye davamız var. CHP için böyle bir dert yok ki. Onlar ebedi muhalefette kalacaklarına kendilerini inandırmışlar. Bakmayın öyle erken seçim, şu bu demelerine. Kendi muhalefet bloklarını konsolide etmek onlar için en önemli şey. Sertleşebilirler, hakaret edebilirler çünkü oradaki küçük muhalefet blokunu kendilerince konsolide edip bir arada tutmak istiyorlar.

-Onlara oy veren kitleler için bu öyle midir?

 Bir kısmı için böyle olabilir. Türkiye’de gayri memnunlar, marjinaller de var. Ama aslında CHP’li seçmenin büyük bir çoğunluğunun bu davranışlardan rahatsız olduğunu biliyorum.

-Erken seçim için ‘ısrarla yok’ diyorsunuz ama ana muhalefet erken seçim istiyor. Kamuoyunun kafası da karışık bu konuda. Bu ısrar neden?

“NEDEN ERKEN SEÇİM YAPALIM Kİ, İHTİYAÇ YOK”

Gündemde kalmak isteği, yenilen pehlivan güreşe doymaz kabadayılığı var. Bakın Sn. Başbakanımız ihracat ekim ayı rakamlarını açıkladı. Geçen yılın ekim ayına kıyasla yüzde 15,6’lık büyüme var. Neden erken seçim yapalım? İhtiyaç olmayan bir şeyi neden yapıp da istikrarı durduk yere seçim şartları açısından bozalım. Erken seçim olsa da yine biz iktidara geliriz. Ancak seçim ortamı bu en az üç beş ay sürüyor, ne gereği var. İşler yürüyor, memleketin işleri tıkır tıkır gidiyor. Meclis’te iktidar çoğunluğu temin edebiliyor. Memleketin önemli işlerini birlikte yapabildiğimiz, anayasa oylaması ya da OHAL oylaması gibi ülke çıkarları açısından işbirliği yapabildiğimiz bir ikinci muhalefet partisi var, bunu Meclis zemini açısından söylüyorum. Ülke büyümeye devam ediyor. Terör mücadelesinde büyük başarı göstermiş durumdayız. Ekonomimiz iyi yolda gidiyor.  Neden erken seçim yapacağız? Prensip olarak biliyorsunuz, biz zaruret olmadıkça seçimlerin zamanında yapılmasını öngören bir partiyiz. Zaten Cumhurbaşkanlığı sistemini gelmesini isteyişimizin sebeplerinden bir de bu: İstikrar.

FET֒nün ve diğer terör örgütlerinin arkasındaki küresel baronların maskeleri düşüyor tek tek ama mücadele her yönüyle kolay değil. Neredeyiz FETÖ ile mücadelede?  Sizin içiniz rahat mı?

Tabiri caizse yangının söndürüldüğüne inanıyorum ama dikkatli olmak zorundayız. Çünkü bu örgüt diğer terör örgütlerine benzemiyor. Farkl bir karakteri var. Gizlenmek, takiye yapmak, olduğu gibi görünmemek en önemli karakteri. Bu karakterde olan bir örgütten, evet korkulur.

“GÜÇLÜ DEVLET, İSTİHBARATI GÜÇLÜ DEVLETTİR”

Büyük ölçüde kamudan temizlendiler. Finans kaynakları büyük ölçüde sekteye uğradı ama hala konuyu anlamayan ya da anlamak istemeyen bazı ülkeler var. Bu ülkelerde barınabiliyorlar. Allah’a şükürler olsun Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ile birlikte, özellikle 15 Temmuz’da vatandaşımızın gösterdiği o kahraman direnişle bu işin üstesinden gelindi. İnanın üstünden gelinemeyebilirdi. Onun için dikkatli olmak lazım. Bazen cemaatler diye başlayıp kategorize eden cümleler kuruluyor. ‘FETÖ riskliydi başkalarına da dikkat edilsin’ diye. Burada ben şuna inanıyorum. Güçlü bir devlet, istihbaratı güçlü olan bir devlettir. Güçlü bir istihbaratla ve şeffaflığı öne alarak bizim çeşitli grupları, cemaatleri, sivil toplumu izlememiz gerekir. Dünyada ve Türkiye’de çeşitli grup ve cemaatler var. Bu toplumun sosyolojik gerçeği. Bunu kabul etmek lazım. Ancak devlete, millete zarar verenler varsa bunları izlemek zorundayız.  Özgürlükleri kısıtlamayacağız ama bunlara izin de veremeyiz. Böyle olduğu müddetçe korkulacak bir şey yok. FETÖ çok sinsi bir örgüt türü olduğu için istihbarat içine de sızmıştı. Türkiye’de o zaman can damarınızı kurutmuş oluyorlar. Bilmiyorsunuz ki etrafta ne oluyor? Ne bitiyor?  

-FET֒yle mücadelenin sulandırıldığını düşünenler var. Siz de zaman zaman bu kanıya varıyor musunuz?

“İTİRAFÇILARA DİKKAT ETMEK LAZIM”

Özellikle bu konuda itirafçılara dikkat etmek gerekiyor. Savcılarımız gerçek itirafçılarla sulandırma gayretinde olan kişileri ayırt edebilecek kabiliyetteler. Dikkatli olup onların da izlenmesi gerekir.

Kıbrıs müzakereleri sonuçsuz. Türkiye’nin Kıbrıs konusunda kırmızıçizgisi nedir? Bu çözümsüzlük neden?

“GÜNEY KIBRIS BATI’NIN ŞIMARIK ÇOCUĞU”

Niye çözülmediği belli işlerin. Çünkü Güney Kıbrıs Rum yönetimi Batı’nın şımarık çocuğu. Haksız yere AB’ye aldılar. Onlar da şöyle düşünüyorlar ‘biz AB’ye girdik nüfusumuz da fazla, o zaman bu adada istediğimizi yaparız, Kıbrıs Türkleri burada sığıntı gibi kalsınlar.’ Buna razı olamayız. Orada iki toplumlu yapı var. İki toplumlu bir yapı eğer ortak yönetim oluşturulacaksa biz zaten baştan beri varız. Zamanında Annan yönetimine Kıbrıs Türkleri ‘evet’ dedi, ama Güney tarafı ‘hayır’ dedi. Dolayısıyla Güney Rum Yönetimi çözüme yanaşmadığı için olmuyor. Onlar oradaki Türk varlığını yok sayarak çözüm istiyor. Bunu asla kabul edemeyiz, kırmızıçizginin tam da kendisi bu.

“Kıbrıslı Türklerin saçının bir teline zarar gelmesini kabul etmeyiz.” 

Bütün dünya emin olmalıdır Türkiye Cumhuriyeti olarak Kıbrıslı Türklerin saçının bir teline zarar gelmesini kabul etmeyiz.  Şimdi bana verilen görev aslında Kıbrıs’taki bu diplomatik çözümle doğrudan alakalı değil. Ben Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan halkın refahını nasıl birlikte artırırız, nasıl daha zengin olurlar, nasıl sağlık hizmetlerini daha iyi veririz, yolları nasıl daha iyi olur, ekonomileri daha iyi nasıl bir duruma gelir, bunların peşindeyim ve bu potansiyeli de görüyorum KKTC’de.

-Su sorunu bitti galiba

Tabii, içme suyu sorunu bitti.

-Siz çok reformist bakanlarımızdansınız. Eminim ki iyi projeleriniz var

“BİRLİK BERABERLİĞE İHTİYAÇ VAR”

Allah’ın izniyle çok mesafe alacağız. KKTC’nin potansiyeli oranın kalkınması için yeterli. Birlik, beraberlik gerekiyor. Bir erken seçim kararı da aldılar.  İnşallah istikrarlı bir hükümet çıkar, biz de bu iş birliğini daha kolay biçimde güçlendirmiş olarak devam ettiririz.

Bağımlılıkla mücadelede çabalar tüm hızıyla devam ediyor. Hedef ne? Siz bu mücadelenin başındasınız sanırım

Tütüne karşı mücadelemiz belirgin olarak 2008 yılında başladı. 2008’de yeni kanunlar, düzenlemeler yaptık. Sn. Cumhurbaşkanımız bu işin liderliğini yaptı, çok başarılı olduk. Sigara içme oranlarını yüzde 31’lerden dört yıl içinde yüzde 26-27’lere çektik. 2012’den sonra maalesef yine artış göstermeye başladı. En son 2016 araştırmaları yine 31 olarak gösteriyor. Sigarayla mücadelede ne yapılması gerektiğini aslında biliyoruz. Geçmişte yaptığımız kampanyaları yenilememiz, kuvvetli bir biçimde yeni bir kampanyayla desteklememiz gerekiyor. Denetlemeleri sıklaştırmak lazım kapalı mekânlarda.

Ne tür önlemler düşünüyorsunuz? Çalışmalarınız hangi başlıkları kapsıyor?

“ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNDE UYUŞTURUCU CİDDİ RİSK”

Uyuşturucu, alkol, sigara ve teknoloji bağımlılığına karşı ciddi çalışmalarımız var. Bu dört konu üzerinde alt gruplar oluşturarak çalışacağız. Benim vazifem bakanlıklarımızın koordinasyonunu gerçekleştirmek. Hedeflerimizi revize ediyoruz. Ölçülebilir hedefler koyacağız ve her bakanlık bu hedeflere ulaşmaya gayret edecek. Biz de başbakanlık olarak bunun koordinasyonunu ve takibini yapacağız. Özellikle üniversite gençlerimiz açısından uyuşturucu ciddi bir risk oluşturuyor.  Bu sene üç büyük araştırma yapıyoruz. Yıl sonuna kadar bitireceğiz. Birisi bitti, üzerinde bilim insanlarımız analiz için çalışıyorlar. Üniversite çağında yaşam biçimleriyle ilgili bazı sorular soruldu. Bunların içinde alkol, sigara, uyuşturucu var. Bir taraftan da liselerde ESPAT diye bilinen Avrupa Birliği ülkelerinin kullandığı metotla yapılan bir araştırma daha var. İçişleri bakanlığımızda TUBİM il il bütün toplumu içine alan bir araştırma yapıyor. Elimize bu defa iyi bir veri alacağız. ‘Son bir sene içinde kullananlar, son bir ay içinde kullananlar, kim ne kadar ne süreyle kullanıyor’ diye. İçişleri Bakanlığımız ciddi bir mücadele yürütüyor. Uyuşturucunun ülkeye girmemesi, imal edilmemesi ve satılmaması mücadeledeki en önemli nokta.

-Bonzai’ye çok rahat ulaşım olduğu söyleniyor.

Bir defa alıştıktan sonra onunla mücadele etmek zorlaşıyor. Başlamış olanları da kurtarmak için Sağlık bakanlığımız da yeni bir model geliştiriyor. Önce danışma merkezleri kurulacak. Bu danışma merkezlerinin bir ileri adımı olarak ayakta ve yatırılarak tedavi yapan AMATEM’lerimiz var. Bunlara yenilerini ekleyeceğiz. Onun devamında da şu anda biraz eksik olan rehabilitasyon ve sosyal uyum aşamasına geçeceğiz.

-Dünya ile mukayese edildiğinde Türkiye bağımlılık noktasında nerede?

İşte bu yeni araştırmalar çıkınca bunu söyleyeyim, şimdi söylersek yanlış olur.

 Afet ve acil durumlarla ilgili bir sorum da var. Bugün beklenen büyük Marmara depremi için hazırlıklarımız ne durumda? Hazır mıyız bu büyük buluşmaya?

Hazırlık noktasında iki ana başlığımız var. Birinci başlık toplumun hazır olması. Deprem anında nasıl davranacağım? Depremden sonra nasıl davranacağım? Bunun için 9 milyon kişiye AFAD koordinasyonunda Milli Eğitim Bakanlığımız başta olmak üzere diğer ilgili kurumların katkısıyla eğitim verildi. Ancak bu eğitimleri sürekli hale getirmek gerekiyor. Amacımız toplumun hazır olmasını sağlamak. İkinci bir mesele de afet sırasında müdahale edecek gönüllülerin sayısını artırmak. AFAD AKUT’la birkaç gün önce protokol imzaladı. AFAD’ın Türkiye’de 2 bin arama kurtarma elemanı var. Buna en azından 20 bin itfaiye personelini  eklememiz gerekir. Elde var 22 bin. Ama Allah korusun büyük bir İstanbul depreminde mevcudun birkaç katı kurtarma elemanına ihtiyaç var. Bu kadar insanı alsak, istihdam etsek, ihtiyaç olmayacak deprem olmadığı müddetçe. Dolayısıyla gönüllüleri eğiteceğiz, sertifikalandıracağız bir akreditasyon sistemi kurup belli aralarla o akreditasyonun karşılığını takip ederek profesyonellerin yanına iyi yetişmiş gönüllüleri de ekleyeceğiz.

-Ne zaman başlıyor?

2018’de başlayacağız

Acil yollar, toplanma alanları vardı ama bazı alanlar imara açıldı.

“TOPLANMA ALANLARI BELEDİYELERİN SORUMLULUĞUNDA”

Belediyeler bunlardan sorumludur. Biz konuşuyoruz belediyelerle. Toplanma  yerlerini AFAD’a bildiriyorlar. Evet, bunların bir kısmı farklı bir nedenden dolayı toplanma alanından çıkmış olabilir ama bunların yerine yenileri oluşturuluyor. İstanbul’da böyle 2 bin küsur yer var ama onun dışında da aşağı yukarı 1,5 milyon insanın böyle bir durumda yaşayabileceği yerler de belirlenmiş durumda. Ama asıl önemli nokta özellikle 1999’dan önce yapılmış olan yapı stokumuz. Burada da Çevre Şehircilik Bakanlığımızla birlikte çalışıyoruz. Çok daha süratli bir biçimde vatandaşların evlerini dönüştürmeye başlıyoruz inşallah. İstanbul’da kamu binaları açısından çok mesafe alındı. Okulların neredeyse tamamı yenilendi. Yurtlar, hastanelerin ve köprülerin önemli bir bölümü kuvvetlendirildi.

 Büyümek için yatırımsa, yatırım için ne gerekli? OHAL yatırımın önünde engel midir? Yabancı yatırımcıların Türkiye algısı nasıl? Malum yurtdışı kaynaklı bir algı yönetimi yapılıyor Türkiye hakkında.

“BU ALGILARA RAĞMEN BÜYÜDÜK”

TBMM Plan Bütçe Komisyonunda da muhalefet yatırımların azaldığına dair iddialarda bulundu. Durum iddialardaki gibi değil. 2015-16 yatırımlarına baktığınızda 40 milyarın üstünde bir yatırım yapıldığını görüyoruz. Ama bu bize yetmez. Bunu elbette arttırmak için çalışıyoruz. Yurt içi ve yurtdışı kaynaklı art niyetli algı operasyonlarına rağmen geçen yılın ekim ayına kıyasla bu yıl ihracat yüzde 15,6 arttı. Türkiye’nin büyüme hızı ise yılın ilk 3 çeyreğinde %5’in üstünde gerçekleşti. Bu rakamlar çok önemli, Türkiye bunları aşabilecek güce sahip olduğunu artık gösterdi. Yatırım ortamı açısından bence bir sacayağı var. Bunların biri sizin söylediğiniz güven ortamı ve makroekonomi. İkincisi teşvikler, üçüncüsü  yatırım ortamının prosedürler ve bürokrasi itibariyle uygun olması. Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusundaki koordinasyon görev alanım içende yer alıyor. Birinci kısmı yani makro dengeler güven ortamı vs. 80 milyon hepimizin oluşturması gereken bir husus. Güven ortamının sağlanması yalnızca iktidarın görevi değil. Muhalefet çıkıp Türkiye’yi şikâyet eder, Cumhurbaşkanına diktatör derse o da görevini yapmamış oluyor.

-İş dünyasının sizden beklentisi yüksek olacak o halde.

TOBB’un koordinasyonunda TİM, YASED, MÜSİAD ve TÜSİAD gibi kuruluşlarla ortak çalışıyoruz. Hem yatırımcılarımızı, işadamlarımızı bıktıran süreçleri düzenleyeceğiz. Dünya Bankası her yıl iş yapma kolaylığı sıralaması yapıyor. Türkiye bir yıl öncekinin ekim ayında yayımlanan raporda 69. sıradaydı bu sene 60. sıradayız. Gelecek senenin raporunda sonuç inşallah çok daha iyi olacak. Ben buna odaklanmış durumdayım. Bütün gayretimiz işadamlarımıza yatırım yapma kolaylığı sağlamaktır. Bunun için de ilgili bakanlarımız ve bürokratlarıyla çalışmalarına sürdürüyoruz. Yatırım ortamı açısından Türkiye’yi dünya sıralamasında üst seviyelere çıkarmayı hedefliyoruz.

Kia yeni Forte modelini, dünyanın en hızlı araçlarından olan Lamborghini Aventador modeli ile karşıl

Kia Forte´yi Lamborghini Aventador ile yarıştırdılar

Bilim dünyasını şaşırtan limon ve sarımsak mucizesi!

Ertuğrul Bey ve Alpleri sonunda amacına ulaşıyor

Türkiye, Afrin operasyonu öncesi Rusya'yı uyardı: Hepsini kapatın!

En Çok Okunanlar