İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5372
  • 4,1347
  • 143,10
  • 108.392
Reklamı Kapat

Tek başına bir kültür mozaiği

2008'de yazdığı 'Hakikati Arayan Kadın' romanıyla İngiltere'de yılın en iyi Müslüman kadın yazarı seçilen Fatima Martin'in yaşamında macera eksik kalmamış. Kimliğini 'Avrupalı Müslüman' biçiminde tanımlayan ve arka arkaya söylendiğinde 'ilginç' bir sıfata dönüşen kimlikleriyle tek başına bir kültür mozaiği olan yazardan hikayesini dinledik.

EYÜP TATLIPINAR
Viyana'nın Güneyi'ndeki küçük bir kasabada doğmuş Fatima Martin. Çocukluk döneminde çıktığı İstanbul yolculuğunun ardından önce Arapça'ya ardından Müslümanlığa ilgi duymuş. Viyana Üniversitesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı ile İslami Bilimler ve Antropoloji üzerine öğrenim görmüş. Araştırma burslarıyla Müslüman coğrafyadaki çeşitli ülkelere gitmiş. Çalkantılı günlerin ardından sonunda yolu Londra'ya düştüğünde Middlesex Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık üzerine yüksek lisans yapmış. Kahramanı Lena'nın manevi arayışını ve maceralarını anlattığı ilk romanı 'Hakikati Arayan Kadın', 2008'de İngiltere'de Müslüman Kadın Yazarlar kategorisinde yılın kitabı seçilmiş. Kitabının Kaknüs Yayınları tarafından Türkçe'ye çevrilmesi vesilesiyle hafta arasında yolu İstanbul'a düştü. 

- Kitabınızla 2008'de kazandığınız ödülden söz edebilir misiniz?
İngiliz Sanat Konseyi adında bir oluşumun, çeşitli medya kuruluşlarının, önemli yayıncıların ve İngiltere'deki bazı Müslüman işadamlarının her yıl ortaklaşa düzenlediği bir ödül. Katılım hep yüksek oluyor. İlki 2007'de verilmişti. Amacı Müslümanların İngiliz toplumuna daha fazla entegre olmalarını sağlamak. Bir diğer hedefi de herkesin 'best seller' kitaplara yöneldiği hayatta diğer alt kültürlerin değerine dikkat çekmek. 

- Kitabınızda anlattığınız Lena'nın hikayesi, yaşamınızı da yansıtıyor mu?
Lena'nın kendisini aramak için çıktığı yolculuğun, benim çıktığım yolculukla ortak noktaları çok. Fakat Lena'nın hikayesindeki yerler, kişiler, olaylar gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir kurgunun parçaları; arayışı ve duygusal durumu yansıtmak için kullandığım birer gereç... Bir örnek verebilirim bu konuda. Doris Lessing'e Afrika'da geçirdiği yıllar sorulduğunda, 'Ne hissettiğimi çok merak ediyorsanız romanlarıma bakın' diyor. 

- Yolculuğunuz nasıl başladı?
İşçi sınıfına ait ateist bir babanın, dinini yaşayan Katolik bir annenin kızıyım. 13 yaşımdayken öğretmenlerim derslerimdeki başarılarımdan dolayı ailemden, üniversiteye yazılmak için gidilen bir liseye kaydımı yaptırmamı istediler. Fakat babam pahalı olduğu için o lise yerine, ofis elemanı gibi alanlara yönelik eğitim veren bir meslek lisesine yolladı beni. Bir yıl sonra bu kez erkek kardeşim aynı teklifle karşılaşınca onu o liseye yolladılar. Bu bende hayal kırıklığı ve kızgınlık yarattı. Genel olarak öfkeli ve yabanıl birine dönüştüm. 

- O an yolculuğunuz başladı...
Evet, öyle diyebiliriz. Simgesel anlamın dışında gerçek bir yolculuğa da çıkmıştım o dönemde. 15 yaşımdaydım ve Beyrutlu Hıristiyan bir mektup arkadaşımla buluşmak üzere İstanbul'a geldim. Ailem hiç istemedi ama onlara rağmen yanıma biraz para alıp trenlerle İstanbul'a geldim. Arkadaşımın Arapça konuşması, ezan sesleri ve camilerde gördüğüm Arapça yazılar ilgimi çekti. Avusturya'ya döndüğümde de Arapça okumak istedim. Aileme de kabul ettirince üniversitede Arap dili ve sosyal antropoloji okudum. Araştırma yapmak için Kahire'ye, oradan bir burs alarak Sudan Hartum'daki bir üniversiteye gittim. Orada tanıştığım Sudanlı bir adamla evlenmek istedim. Ailem kabul etmedi bu evliliği, adama birlikte Suudi Arabistan'a gitmeyi teklif ettim ama o da kabul etmedi.
Hayatımı Sudan'da sürdürmek istemiyordum zaten. Bir kırılma anı daha yaşadım. İstediğimim ne evlilik ne de kariyer olduğunu anladım. Tam olarak ne istediğimi de bilemiyordum ve Kudüs'e gitmeyi istedim. Bütün bunlara İslam'la tanışma hikayem olarak da bakabilirsiniz.

- Kaç yaşındaydınız o sıralarda?
26 yaşımdaydım. Kitabımda anlattığım Lena'dan daha öfkeli, agresif ve cesaretli biriydim. Lena'nın başından geçenleri yazarken hikayesini biraz yumuşattım.

TEK BİR GERÇEK VARDIR
- Öfkenizin, agresifliğinizin başka nedenleri de var mıydı?
Benden bir bilginin saklandığı hissiyle yaşıyordum. Tam olarak ifade edemiyorum ama 'herkes bir şeyleri biliyor da bana söylemiyor' hissi... Okuduğum kitaplar da bu hissi yatıştırmak bir yana öfkemi artırıyordu. Varoluşçuların, Che'nin düşüncelerini beğeniyordum ama o kişilerin hayatlarına bakınca fikirleriyle uyuşmadığını görüyordum. 

- Modernizme yönelik temel eleştiriniz nedir?
Modernizm birçok farklı gerçek olduğunu ifade eder, bense tek bir gerçeğin bulunduğuna inanıyorum. Bir cümleyle özetleyecek olursam böyle. Ben Müslümanlığı tek bir Allah'a teslim olmak olarak algılıyorum. Hayatımda bundan daha önemli bir başka odak noktası yok. Fakat seküler modern hayatta insanlar için güzellik, kariyer gibi odaklanmalar fazla öne çıkabiliyor. 

- Yaşadığınız yeri özgürce seçme imkanı bulsaydınız nereyi tercih ederdiniz?
İngiltere'de Müslüman kocam ve üç çocuğumla yaşıyorum. Eğer ailem olmasaydı Kudüs'te yaşamak isterdim. Orası benim manevi evim. Ama aile yaşamı için İngiltere çok iyi bir yer. Ama dediğim gibi Hıristiyan kökenli bir Müslüman'ım ben, diğer Müslümanlar için aynı durum geçerli olmayabilir. 

- Avrupalı Müslüman'ın diğer Müslümanlardan farkı nedir?
Kültürel farklılıklar var. Mesela Pakistanlı Müslümanlar ya da Arap Vahabiliğiyle karşılaştırıldığında değerlerimiz çok farklı. Onlarda onur kavramı çok önemli ve onurunu kaybetmemek adına, Müslüman kardeşlerini kayırmak, görünüşü kurtarmak için rahatlıkla yalan söyleyebiliyorlar. Ama ben bunu yapamam, benim için dürüstlük çok önemli. Herhangi bir neden için bir kayırmacılık yapamam. Bu bağlamda Avrupalıyım mesela. 

- Batılı olma durumuyla Müslüman olma durumu arasında büyük bir mesafe var mı?
Çok büyük mesafeler bulunduğunu düşünmüyorum. Aslında Batılı değerlerin köklerindeki Hıristiyanlık kültürü ile İslam kültürü birbirine fazla mesafeli değil. Cömertlik, mütevazılık, yoksulu gözetmek gibi ortak değerler çok. Bahsettiğiniz Batı'daki sekülerizm ise bu zaten Müslüman dünyada da yaşanıyor.

Avusturya'daki Türkler çok ilgimi çekiyor
- 15 yaşında çocukken geldiğiniz İstanbul'a daha sonraları da uğradınız mı?
Eşimle 1990'ların sonunda gezmek için gelmiştim. Bu üçüncü gelişim. 

- Takip ediyor musunuz burada yaşananları?
The Guardian gazetesi okuyorum. Özel olarak takip etmiyorum ama orada bir haber çıktığında ilgi gösteriyorum. Avusturyalı kökenlerimden dolayı oradaki Türkler daha fazla ilgimi çekiyor. Son olarak gittiğimde Türklerin 'Bizim Avusturya'mız' adında bir parti kurduklarını ve Avusturyalıların büyük tepki verdiğini görmüştüm. 2009 - 2010 yerel seçimleri zamanıydı. 

- Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Hangi anlamda düşündüklerine bağlı. 'Burası burada yaşayan herkesin Avusturyası' biçiminde düşünüyorlarsa takdir etmek gerekir ama dışlayıcı, işgalci bir mantıkla düşünüyorlarsa hoş değil elbette. Sadece Türklerle iletişim kurmak, kendilerini diğer kesimlerden yalıtmak gibi pratiklerine bakılırsa dışlayıcı bir mantıkla hareket ettiklerini söyleyebilirim.

Londra'daki yağmalara saygın kişiler bile katıldı
- Geçen hafta Londra'dan gelen isyan haberleri gündemimize en tepeden girdi. Neden çıktığını düşünüyorsunuz bu isyanın?
Temel neden polisin siyahi birini öldürmesi ve bunu gencin ailesine bildirmemesiydi. Polisin kendisini savunurken öldürdüğü açıklandı ama bu insanları tatmin etmedi. Bunun üzerine insanlar da 'Gerçeği bilmek istiyoruz' dedi ve sokağa çıktı. 

- Sonra boyut değiştirdi sokak gösterileri...
Polisin yaptığında açık bir ırkçılık ve küçümseme, aşağılama söz konusu. Tepkiler de bu nedenle başladı ama sonra ne olduğunu hiç anlamadık. Olaylar büyüdü ve başlangıçta hiç alakası bulunmayan kişiler harekete katıldı. Fransa'dakine benzer bir galeyana dönüştü. 

- Kimler girdi işin içine?
Tamamen karışık. Müslüman da var, Asyalı da var, beyazlar da var... Genel olarak öfkeli işsiz gençler. Ama aynı zamanda orta sınıftan insanlar da vardı, öğretmenler mesela... 

- Şaşkınlık yarattı mı bu durum?
Büyük bir şaşkınlık yarattı. Hala analiz edip anlamaya çalışıyorlar nedenleri. O yağma bir kez başladığında daha öncesinde hiç tahmin edemeyeceğiniz saygıdeğer insanlar bile işin içine girip yağmaya katıldı. Hiç ihtiyacı olmayan insanlar. Ama galiba 'Madem bunlar bedava, ben de alayım' diye düşündüler. Aklıma başka bir açıklama gelmiyor. Şimdi kendi halkımızdan korkar olduk. Özellikle evinde kendisini güvende hissetmeyen orta sınıf olarak korkuyoruz. 

- Sizin yaşadığınız çevrede olaylar yaşandı mı?
Londra'nın 30 dakika kadar güneyinde oturuyorum. Bizim bulunduğumuz yere sıçramadı ama bir kızımın oturduğu sokakta yaşandı. Neyse ki onun evine bir zarar gelmedi ve o sırada yurtdışındaydı.

 

Türk Deniz Kuvvetleri'ne yerli üretim gemi sağlanmasını amaçlayan MİLGEM Projesi dahilinde inşa edil

İşte ilk Türk savaş gemisinden yapılan füze atışı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

İnbaşı mağaraları keşfedilmeyi bekliyor

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

En Çok Okunanlar