İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

Reklamı Kapat

Mercimek çorbası uzun ince bir yol

Besteci ve piyanist Anjelika Akbar yazı macerasına 3. kitabıyla devam ediyor. Yakında okuyucularla buluşacak olan kitapta 77 yemek tarifi ve her birinin yanında da bir müzik tavsiyesi olacak. Akbar, Türk mutfağından da mercimek çorbasına yer veriyor ve yanına Âşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yol’ türküsünü öneriyor.

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

Sahip olduğu dünyevi ve tanrısal bütün imkanlara rağmen karşımızda son derece sıcak, sempatik, alçak gönüllü bir kadın var. “Uzun yıllar dünyaya müzik için geldiğimi sanırdım ama artık dünyaya ‘insan’ olmak için geldiğimi fark ettim. Bunun için niyet ettim ve yola çıktım” diyor. Bence bu yolculukta çok önemli mesafe kat etmiş Anjelika Akbar… 

2.5 yaşında nota biliyormuşsunuz ve piyanoya başlamışsınız. E peki, oyuncak bebekler?...
Çok mutlu bir çocukluk geçirdim ama diğer çocuklardan farklı yönlerim vardı. Oyuncaklarım yoktu mesela. Müzik dışında bir şey istemedim. Yuvada yemek yemezsem ‘Anjelika bugün piyanoya yaklaşamazsın’ derlerdi. Bana en büyük ceza piyanoya yaklaşamamaktı. Daha o yaşta plak koleksiyonum vardı ve konserlere giderdim. Sovyetler Birliği’nde çocukları küçük yaşlardan itibaren konserlere götürülürlerdi. O yüzden konserlerime 3 yaşından itibaren çocukları alıyorum. Ses çıkarsalar bile rahatsız olmam. 

Ailenizin yönlendirmesi oldu mu peki? 
Annem de babam da müzisyendi ama bu benim içimde vardı. Ailemi parmağımda oynattım bu konuda. İlgimi görüp bana uydular. Ben onları zorladım yani...

Babanızla ilişkiniz biraz yaralı bir ilişki. ‘Babalar ve Kızları’ kitabı için yazdığınız yazıda bunu görüyoruz. Hatta “Bu yazıyı babama tercüme etmeyeceğim, çünkü üzülür” demişsiniz o zaman. Hâlâ tercüme etmediniz mi?
Babam ‘akademisyen, komik adam, zeki adam’ dı ama ‘baba’ gibi değildi. O yazıyı yazdıktan bir ay sonra Kiev’de bir konsere gittim ve hayatımda ilk defa farklı bir ‘baba’ gördüm. Sıcacık, duygusal bir adamdı. Beni hediyelere boğdu. Konser verdim, döndüm ve 3 ay sonra vefat etti.

MUTLAK KULAK ALLAH’IN LÜTFU

‘Mutlak kulak’ yeteneği varmış sizde. O ne demek?
Duyduğun her müziğin hangi seslerden oluştuğunu biliyorsun. Allah’ın bir lütfu. Sadece piyanist olsaydım bu çok işime yaramazdı. Ama besteci de olduğum için büyük avantaj. Mesela uçakta giderken bile bir senfoni besteleyebiliyorum. Ama işin daha da güzel tarafı ben notaları ve sesleri renkli algılarım.

Nasıl yani?
Daha küçük bir kızken anneme ve babama ‘Re’ notasını gösterip “Bak ne güzel bir sarı” derdim. “Beyaz o” dediklerinde “Demek ki bende bir tuhaflık var” deyip sustum. Ta ki ‘sinestezi’ diye bir terimin varlığını öğrenene dek. Bazı insanlarda algılar birleşebiliyor. Bir rakam bir kokuyla, bir ses bir renkle birleşiyor. Müzik benim için sadece sesler değil, renkler, geometrik şekiller, koskoca bir dünya... 

Hayatınız boyunca üstün yetenekli bir kadın olarak yaşamak nasıl bir duygu? 
Çocukluğumdan beri farklı bir statüdeydim; ailenin tek çocuğu olarak el üstünde tutuldum; sanatçılardan oluşan elit bir ailemiz ve çevremiz vardı. Böyle bir ortamda Allah tarafından verilen bütün o yeteneklere şükredip onların aslında bana ait olmadığını fark etmek önemli. 

RÜYALARIM ÇIKAR

Siz Bach’ı doğu ritmiyle, Vivaldi’yi piyanoyla tanıştırdınız; ‘Güldür Gül’ ilahisini söylediniz. Bir sürü kucaklaşmalar var müzik kariyerinizde. Ne ifade ediyor bu kucaklaşmalar?
Aslında Rusya’da çok sıkı, akademik sınırları belli olan bir eğitimden geçtim. Daha sonra Hacettepe’de yüksek lisans ve doktora yaptım. Fakat Türkiye’de daha önce hiç duymadığım tınılar ve tanımadığım bir dünya ile karşılaştım. Bu baharatlar ve tınılar beni o kadar etkiledi ki o sıkı sınırları açmaya başladım. “Bu, çağın ihtiyacıdır. İnsanlar kucaklaşmadan önce müzikleri kucaklaşsın” dedim. 

Sınırları zorlamayı seviyor musunuz?
Ne yaptımsa içimden geldiği için yaptım. Zaten birçok projemi rüyamda görüyorum. Neredeyse her gün yeni bir projeyle uyanıyorum. Bazen çok az tanıdığım insanlarla ilgili bile görüyorum. Bazen uyarı niyetine olabiliyor.

Korkmuyor musunuz? 
Çocukluğumdan beri alıştım artık. Benimle ilgili bir şey görürseniz lütfen haber verin 
(gülüyoruz)…

Ama ‘söylemeli miyim, söylememeli miyim’ bilgisi de geliyor. Sizi görürsem ve söylememe izin olursa ararım, söz.  

Çok etkilendiğiniz bir anınız var mı rüyalarla ilgili?
Bir gün bir arkadaşım arabada giderken bana’Güldür Gül’ ilahisini dinletti. O kadar etkilendim ki “Bundan müthiş bir klip olur” dedim. İki gün sonra müzik tarzları farklı olan sanatçıların ilahi söyleyecekleri bir proje için aradılar beni. “Benim ilahim bile hazır” dedim. Sonra rüyamda bir yer gördüm. Gül bahçesi, üzüm bağları, ferforje objeler, mermer sütunlar var ve çok eski bir yer. Aradan bir hafta geçmedi, klip çekilecek mekana götürdüler. Üsküdar’daki Valide Atik Camii… Rüyamda ne gördüysem hepsi orada ve klip orada çekildi. Hüngür hüngür ağlayarak çektim klibi. 

Fal da bakar mısınız? 
(Gülüyoruz) Yok, öyle şeyleri sevmiyorum. 

PİYANOSUZ KALSAM PİYANO İCAT EDERDİM

Bir gün piyanosuz kalsanız ne yaparsınız? Hayat eskisi gibi devam eder mi?
Ağlarımmm (gülüyor). Bir gün belim tutuldu ve 10 gün yatmak zorunda kaldım. Rüyamda piyanomun ağladığını gördüm. Aslında ağlayan bendim. 

Belki de piyanonuz da ağladı?
Belki de… Ben onları canlı olarak görüyorum çünkü. Piyanosuz kalsam piyano icat ederdim herhalde. Küçükken bunu yaptım da. Anneannemin evinde piyano yoktu. Orada kaldığım zamanlarda bütün kristalleri çıkarır içine su katar, gümüş kaşıklarla çalardım. Herhalde yine kristallerden ve gümüş kaşıklardan piyano yapardım. 

Ellerinizi nasıl anlatırsınız bir piyanist olarak?
Ellerim benim için kalp demek. On parmağımın hepsinin ucunda kalp var. O kalplerle çalıyorum.

Allah korusun ama ellerinize bir şey olsa…
Hayatımda en korktuğum şey oldu ve 6 ay önce kolumu kırdım. Güzel şeyler yaşamadım ama yine de şükrediyorum, hafif atlattım .

Ellerine nasıl bakar Anjelika Akbar?
Mutfakta çalışmayı çok severim. Yardımcılarım olmasına rağmen dayanamıyorum ve ben yapmak istiyorum ama çok sakarım. Ya keserim ya yakarım ellerimi. Ama yine de elimden geldiği kadar koruyorum. En azından ağır kaldırmıyorum. 

Ne ilham veriyor beste yaparken?
Her şey… Hayat… Kalbime dokunan şeyleri müziğe tercüme ediyorum… 

Bir insan ve bir müzisyen olarak varmak istediğiniz bir nokta var mı?
Müzisyen olarak yok ama insan olarak var. ‘İnsan’ olmak istiyorum. Yakın zamana kadar bu dünyaya müzik için geldiğimi düşünüyordum. Belki bu anlamda müziği birazcık put hale getirmiştim. Allah’tan bundan vazgeçtim ve dünyaya ‘insan’ olmak için geldiğimizi fark ettim. İnşallah başarabilirim. Bu bir yolculuk. Mekke’ye doğru yola çıkan karıncaya sormuşlar ya “Nasıl gideceksin?” diye. “Niyet ettim” demiş. Ben de niyet ettim, ‘insan olayım inşallah’ diye. 

Klasik müzik dışında ne dinlersiniz? 
Karadeniz müziğine bayılırım; çok neşeli… Bir de Hint müziğini seviyorum.

TÜRKİYE BİR RAPSODİ

Türkiye’ye ne zaman geldiniz ilk kez?
1990 yılında eski eşimle geldik UNESCO üyesi olarak. 8 aylık hamileydim. Büyük oğlum Yürek İstanbul’da doğdu. Biraz büyüsün öyle dönelim derken Sovyetler Birliği çöktü. Tam Terminal Filmi’ndeki gibi oldu. Düşünün Sovyet pasaportum var ama Sovyetler Birliği yok. Ama güzel olan tarafı şuydu ki ben Türkiye’ye âşık olmuştum. Burada hiç dil bilmeden insanlarla kalpten kalbe kurduğum diyalog beni çok etkilemişti. Daha Sovyetler Birliği yıkılmadan önce yazdığım mektuplarda, “Tamam siz akrabamsınız ama ben burada sanki 100 yıllık akrabalar buldum; gerçekten  evimdeyim” diye yazmışım. 

Sonra ne oldu?
1993 yılında da Türk vatandaşı oldum. Birkaç sene sonra eski eşimle ayrıldık. O döndü.

Türkiye bir klasik müzik sanatçısı için çok da doğru bir seçim gibi gözükmeyebilir değil mi?
Dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan aile fertlerimiz var. Oralara da gidebilirdim. Ama burayı gerçekten sevdim. Bu bir kariyer kararı ya da mantık kararı değildi.

Türkiye’yi müzikal olarak nasıl tanımlarsınız?
Klasik müzik terimi olarak kullanmak gerekirse ‘rapsodi’ derim. Rapsodi çok güzel bir müzik formu. Bazen kontrast bazen uyumlu müziklerin bir arada, karnaval gibi bir geçişi var. 

MÜZİKLİ YEMEK KİTABI

Siz aynı zamanda yazıyorsunuz ve yeni bir kitap hazırlığı içinde olduğunuzu duyduk. Anlatsanıza biraz?
Bütün aile bireylerimiz çok güzel yemek yapar. Kitapta onlardan topladığım 77 tarif var. Her birinin yanında da bir müzik tavsiyesi olacak. Yanında bir de albüm vereceğiz. 77 eser albüme sığamadı tabii ama e-kitap uygulamasıyla tarifi dinlediğinizde bütün şarkıları dinleyeceksiniz. Boyut Yayınları Genel Sanat Yönetmeni Murat Öneş’in tavsiyesiyle her bir tarifin yanına o tarifin tarihçesini ya da hatırlattığı bir hikâyeyi de ekledim. 

Türkiye’den hangi yemek var ve müziği hangisi peki?
Mercimek Çorbası için Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ eserini, Gümüşlük mezesi ve zeytinli poğaça içinse Ege Bölgesi halk müziklerinden örnekler tavsiye ettim. Türkiye’ye geldiğim zaman mercimeğin ne olduğunu bilmiyordum. Sadece Tolstoy’un, Dostoyevski‘nin kitaplarında okurduk. Eski Rusya’da mercimek kullanılıyormuş ama sonra yok. Burada mercimekle karşılaşınca “A bu Tolstoy’da okuduğumuz mercimek” dedim. Çok yakın bir dostum nasıl yapıldığını gösterdi. Bu kadar yıl sonra, her seferinde yaparken dostumun ‘Tereyağıyla unu böyle kavuracaksın, böyle koklayacaksın, ölçüsü şöyle olacak’ diye tarif edişi geliyor aklıma… 

Ne zaman çıkacak kitap?
Aslında çıkacaktı ama stüdyoya girip çalma aşamasında teknik bir sorun oldu. Yakın zamanda çıkacak. 5 Mayıs’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde vereceğim konserde de ilk defa bu kitapta yer alan birkaç eseri seslendireceğim. Hem bazı halk müziği uyarlamalarım hem de seyrek seslendirilen bazı klasik eserler var içinde.

EŞİM ÖĞRENCİMDİ

İkinci eşiniz Türk  değil mi?
Evet, 9 sene önce tanıştık. 

Bir Türk’le evli olmak nasıl?
Çok iyi bir insan, dolayısıyla güzel… 

Nasıl tanıştınız?
O inşaat işleriyle ilgileniyor ama çocukluğunda piyano dersi almış. 25 sene sonra tekrar ders almak istemiş. Sonra benim öğrencim oldu. O zamana kadar besteci ve piyanist olarak tanıyormuş. 

Belki de âşık olmuştur ve piyano dersi de bahanedir (gülüyoruz).
Değilmiş… Ben çok özel ve zor bir sınavdan geçiriyorum insanları. Çok az öğrencim var. Geçti sınavdan. Rus usulü ciddi öğretmen olarak, bir sene boyunca yüzüne bile bakmadım. Sonra bir şey oldu. Ama daha fazla anlatmayayım.

Üstün yetenekli bir insan nasıl bir eş ve anne olur. Kraliçe havalarınız var mı evde?
Valla onu evdekilere sormak lazım… Bana göre normal bir eş ve normal bir anneyim. Mutfağı çok severim. Bütün meşgalelerime rağmen çok güzel organizasyon yaparım. Yumuşak bir insanım. (gülüyor).

SAHNEDE YANIYORUM

Unutamadığınız bir konser anınız var mı?
Var evet… Sahnede yanıyordum (gülüyor). Bir açık hava konseriydi. Hava birdenbire bozdu. Benim üzerimde de çok ince bir kıyafet vardı. Arkadaşlar tam piyanonun yanına bir spiralli bir soba koydular. E tabii ki eteğim kabarık. Piyano çalarken burnuma kokular gelmeye başladı. Ne olabilir diye bakınırken bir de baktım eteğim tutuşmuş. Chopin’i bırakamam. Bacaklarımı yavaşça yana çektim ve ayaklarımla söndürmeye çalıştım. Ama hem yanmaya hem çalmaya devam ediyorum.  Sahnede başka bir şey oluyorsunuz çünkü. Realite değişiyor. Orada başrolde müzik var. Gerisi teferruat. Yapacak bir şey yok, Chopin’i çalarak yanacağım. Neyse o eseri bitirdim; selam verip sahne arkasına koştum ve sularla söndürdük. Yanmış olan o delikli etekle devam ettim konsere (gülüyor). Bu unutamadığım bir andır.

 

 

Çin'de beton mikserinin altında kalan motosiklet sürücüsü hayatını kaybetti.

Beton mikserinin altında kaldı dehşet anlar kameraya böyle yansıdı

Bu evlerde her şey ters

Ekonomide yeni dönem başlıyor

Zor koşullar için yaşam keki ürettiler

En Çok Okunanlar