İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4952
  • 4,1320
  • 145,00
  • 108.615
Reklamı Kapat

Faşizmin bile sınırı var bizde sınır kalmadı

Ferhan Şensoy, 40 yıldan fazla bir süredir sahnede. Kendi yazdığı ‘Masal Müfettişi’ adlı oyunla Ses Tiyatrosu’nun ‘gönüllü bekçiliğini’ sürdüren Şensoy, uzun süren sessizliğini AKŞAM Pazar için bozdu. Sanatçının ‘muhalif’ olma zorunluluğunun altını çizen Şensoy, “Bunu yapabileceğim yer sahne ve kitaplarım. Bu nedenle daha çok yazmam lazım” diyor.

MEHMET ÖZDOĞAN - mehmet.ozdogan@aksam.com.tr

Fotoğraf: Bülent Şanlıkan

Şimdi siz, muhtemelen bu sayfadaki fotoğrafa bakınca önce “Vay be amma da yaşlanmış” diye içinizden geçireceksiniz. Belki ben de öyle yapardım. Eğer onun gözlerindeki dirençle, nadiren yüzünde beliren gülüşündeki 18’lik delikanlıyla bizzat tanışmasaydım… Tam dört yıl sonra,     10’a yakın “Müsait değilim, başka zaman”ların ardından geçen hafta, “Tamam” dedi Ferhan Şensoy, “Cumartesi 17.00’de gel!”
14 yaşımda amatör bir oyuncuyken, İzmir AKM’de izlediğim ‘Biri Bizi Dikizliyor’ oyunundan sonra kararımı vermiştim: “Bir gün bu adamla aynı sahnede olacağım…” Kısmet olmadı; gazeteci oldum. Hayalimi, “Bir gün bu adamla röportaj yapacağım” cümlesiyle güncellemekte de hiç zorlanmadım. Cumartesi 16.45’te Ses Tiyatrosu’ndaydım. Yıllardır girerken başka, çıkarken başka bir adam olduğum yerde. Fuaye alanındaki fotoğraflarda daha da kayboldum o gün. Onu beklerken daha dikkatli baktım yazılara, Erol Günaydın’lara, Münir Özkul’lara… 
“Dört sene bekletti. Herhalde bir 1 saat daha bekletir” diye düşünürken, 16.59’da kapıda belirdi. En öndeki iki koltuğa oturduk. Ben aynı koltuktaydım; ama o, bu kez karşımda değil, yanımdaydı. Biraz bacak titremesi, biraz deli cesareti… 
Sordum ne geçiyorsa içimden. 40 yılda bir röportaj vermesine rağmen, cevap vermekten yorulmuş bir Ferhan Şensoy gördüm. “Yıllarca anlattım devletle iktidarla derdimi; artık oyunlarımdan, kitaplarımdan anlayan anlar” der gibi bir hali vardı. 

ÜÇ ÇALIŞMA MASAM VAR
- Nasıl geçiyor bir gününüz? 

Çok yoğun. Yazıyorum. Sürekli yazıyorum. Üç çalışma masam var. Aynı odanın içinde üçü de… Bir masada kitaplarımı yazıyorum, bir masada oyunlarımı, bir masada da Aydınlık Gazetesi’ndeki köşemi ve diğer rica minnet angarya yazıları… Hepsinin masası ayrı…

- Biz ikinci masayla başlayalım. ‘Masal Müfettişi’ni yazmaya nasıl karar verdiniz?  
Bu benim yazdığım 52. tiyatro oyunu… Masal dünyasıyla gerçeğin arasında gidip geliyor. Düşsel ve olağanüstü koşulları bugünün gerçeğiyle harmanlıyor. Elbette çıkış noktası Türkiye, bugün yaşadıklarımız… Anlatıcı olarak La Fontaine var. Tarihin üzdüğü adamlardan biri o. Padişah tarafından gönderilen bir müfettiş var ve ikide bir oyuna müdahale ediyor. 

- Oyunu izleyenlerin hepsi aynı noktada birleşiyor: “Bu, Ferhan Şensoy’un son yıllarda sahnelediği en iyi oyun!” Siz de böyle hissediyor musunuz? 
Evet, kesinlikle. Farklı bir oyun. Dekoru, kostümleri tam kafamdaki gibi oldu. Metin de öyle. Kızlarımın ikisi de benimle. Ferhan sahnede benimle oynuyor. Derya da kostüm ve dekorları tasarladı.  

GARİP BİR DÖNEM...
- İki kızınız babalarının oyunu için didinirken onlara uzaktan bakıp “Ben iyi bir babayım, sanırım iyi iş çıkardım” dediniz mi hiç? 

Dedim, diyorum da... Başka oyunda görsem de aynı şeyi hissederim. Gurur duyuyorum kızlarımla.

- “Hitler Almanyası’nda bile Karl Valentin yasaklanmamıştır, çünkü faşizmin bir sınırı vardır” diye bir cümle var oyunda. ‘Ölüm Pornosu’ ve diğer birçok kitabın başına gelenleri düşünürsek… Bizdeki sınırlar ne durumda? 
Bizde sınır kalmadı. Sanatın her alanına ciddi bir müdahale var. Çok garip bir dönem yaşıyoruz. Gerçekten, çok garip… Sanatın üzerinde böyle bir baskı, Cumhuriyet’in hiçbir döneminde olmamıştı. Böyle bir şey yok. İnsanlar farkında da. Ama herkes çaresiz… Ne yapacağını bilememe hali var. Rahatsızlığını dile getiren sanatçı sayısı da azaldı. 

BU TİYATRONUN NÖBETÇİSİYİM
- Azaldı demişken, muhalif sanatçılar antipatik mi görünüyor dışarıdan? Daha da açık olayım; muhalif sanatçı deliriyor mu bu ülkede bir yaştan sonra? 

Bilemiyorum. Deliriyorlar mı? Ben iyiyim (gülüyor). Sanatçı özünde muhaliftir. Doğamız, bir şeylere baş kaldırmaktır. Ben bunu sahnede, kitaplarımda anlatmayı tercih ediyorum. Tek ulaşabileceğim yer burası çünkü… Biz, “Bize ne yapıyorlar?” diye sık sık soruyoruz kendimize bu sahnede. Ama çoğunluk anlamadığı sürece çözüm olmaz. Anlıyorlar da, çaresizler işte. “Peki, nereye oy vereyim?” sorusuna cevap bulamadığı için, var olan düzeni istikrar sanıyor, kandırıyor kendini… 

- O çoğunluk bu salona geliyor mu?
Geliyorlar, ama burada çoğunluk değiller işte (gülüyor).

- Bilet satışlarından memnun musunuz?
Daha iyi olabilir. Turnelerimizde hep ‘yer yok’ durumu var. Ses Tiyatrosu’ndaki oyunlarda yer kalıyor ama. 

- Müjdat Gezen, geçen sene sizin için, “Ferhan’a üzülüyorum. Öyle eşsiz bir oyuncu Taksim’in ayak müşterisine mahkûm kalıyor” demişti. Ortaoyuncuları daha sakin bir mahalleye taşımayı düşünmediniz mi hiç?
Eskiden İstiklal boyu 36 özel tiyatro vardı. Beyoğlu’na ulaşım artık zorlaştı; İstiklal Caddesi’nde yürümek zorlaştı. Annemi, teyzemi oyuna getirmeye zor ikna ediyorum. Bizim sırtımızda Ortaoyuncular olarak böyle bir sahne var. Varsın, kapalı gişe olmasın. Benim buraya karşı sorumluluğum var. Ses Tiyatrosu’nu dolmuyor diye bırakamam. AVM yaparlar anında burayı. Ben nöbetçiyim burada. 

- Peki, nasıl geçindiriyorsunuz tiyatroyu? Siz nasıl geçiniyorsunuz?
Sık sık turne yapıyoruz. Kitaplarım var. Onlardan para kazanıyorum. Kitap parası Tiyatro’nun SSK’sını ödüyor. Ama hep borçlu durumdayız. Senelerdir hiç borçsuz olmadık. 

- Satılmayan koltuk meselesiyle psikolojik olarak nasıl başa çıkıyorsunuz? 
Ben direnmek zorunda olduğumu sahneye çıktığım günden beri biliyorum. Beni rahatsız etmiyor. Tiyatronun bir ‘hafta sonu eğlencesi’ne dönüşmesi de sıkıntılı bir durum. Eskiden 8 seans oynardık haftada. 300 bin kişiye oynardık bir oyunu, şimdi 30 bine… Bunlarla da başa çıkmak zorundayım. 

BENİ TV’DE İSTEMİYORLAR
- Biz sizi hiç televizyonda göremeyecek miyiz? 

Ben karşı değilim; ama talep yok. Beni istemiyorlar televizyonda. Sivri bulunuyorum patronlar tarafından…

- ‘Muhalif ve komik adam’ dünyanın her yerinde talep görüyor oysaki… Televizyon için konuşursak, mesela ABD’de Conan O’Brien reyting rekorları kırıyor… 
Yahu zaten olsa, bizde de çok izlenir. Ama yayınlayacak kanal yok. Televizyonda komik bir muhalif olmaması, böyle bir ‘one man show’ olmaması büyük eksiklik… Başka ülkelerde böyle adamları devlet yöneticileri izleyip ders çıkarırlar. Bizde nasıl yasaklayacağını şaşırıyor bürokrat takımı… 

CEM’DE ‘DÜNYA GÖRÜŞÜ’ YOK
- Cem Yılmaz muhalif olsa bu kadar takip edilir mi mesela? 

O, apolitik… Muhalif espriler yapsa izlenir, belki daha çok izlenir. Ama ‘muhalif’ olmak da kolay değil öyle. Geniş bir kültür birikimi ve dünya görüşü lazım… O da Cem’de yok… 

- Peki, Yılmaz Erdoğan’ın filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hiç izlemedim. Pek sinema meraklısı bir adam değilim. 

- Televizyonda mizah anlamında ciddi bir değişim var bu yıl. ‘Leyla ile Mecnun’ ve ‘İşler Güçler’ alternatif ekran komedileri yarattılar…
Bilmiyorum. Onları da hiç izlemedim. 

- Bir kere bile denk gelmediniz mi yani?
Televizyon seyretmiyorum Mehmet. Hem de hiç. Vaktim yok, vaktim azalıyor. 1.000 yaşıma kadar yaşamayacağımı biliyorum. Yazmam lazım.  

KAVUĞU KİMSEYE VERMEYEBİLİRİM
“Bu gidişle kavuğu kimseye veremeyeceğim. İsmail Amca’nın da Münir Abi’nin de koyduğu bazı kıstaslar var. Kavuğun yeni sahibi halkın komiği olmalı. Bir tiyatroyu ve öğrencilerini peşinden sürüklemeli. Daha da önemlisi, muhalif olmalı. Var mı bu koşulları karşılayan biri? Keşke bir kadın çıksa da ona versem hatta. Ama yok. Bu arada tantanası yapılıyor ama vermek zorunda da değilim.” 

 ‘ŞUNU DA YAPMALIYIM’ DEDİĞİM HİÇBİR ŞEY KALMADI
“Gemide tiyatro olmaz dediler, onu da yaptım. 62 yaşındayım. ‘Şunu da yapmalıyım’ dediğim bir şey kalmadı.  Ama artık daha az sahnede olup, daha çok yazmak istiyorum. Böyle bir karar aldım. Çünkü bu tempoda romanlarımı yazamıyorum. Otobiyografik romanın 3. cildini bir türlü bitiremiyorum. Oyunları soranlar kadar, kitapları da soranlar var. O yüzden sahnede olmak istemiyorum pek.”

FERHAN ŞENSOY'LU ŞEHİR EFSANELERİ
SİNİRLİ ADAMDIR; AMAN YAKLAŞMAYIN: 
Yok öyle bir şey. Hiç de sinirli bir tip değilim. Sivri bir karakter olduğum için dışarıdan öyle görünüyorum. 
HAFTAİÇİ İSTANBUL’A ADIMINI ATMAZ:  Doğru… Artık turne yoksa hafta içi Bodrum-Yalıkavak’ta yaşıyorum. Hafta sonları sadece oyun için İstanbul’a geliyorum. Köpeklerim var Bodrum’da; özlüyorlar beni. 
GÜNEŞ DOĞMADAN YATMAZ, İKİNDİDEN ÖNCE KALKMAZ:  Bu da doğru… Sabahın köründe beni bir yere çağırana küfrü basarım. Cenaze veya aç karna kan tahlili yoksa sabah kalkmam mümkün değil. Öyle ki; en son ne zaman 9’da ayakta olduğumu bilmiyorum. 
BİR GECEDE OYUN YAZAR: Bu biraz abartılı. Ama oyunun planını kafamda netleştirdikten sonra yazma süresi gerçekten çok kısa olabiliyor.

 Bursa'daki düğünde havaya defalarca ateş eden gelinin yakını olan polis memuru, kendisini uyaranlar

Bursa'daki düğünde silahlar konuştu

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ürdün'de

Dünyayı şaşırtan ülke Çin'den ilginç manzaralar

En Çok Okunanlar