İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5150
  • 3,9324
  • 142,05
  • 99.639
Reklamı Kapat

Bir tiyatro var; tek oyuncusu BAŞBAKAN

Türkiye’nin önemli siyaset bilimcilerinden Profesör Baskın Oran, uzun bir süre desteklediği Başbakan Erdoğan ve hükümete ciddi eleştiriler yöneltiyor. Oran ile buluştuk ve fikirlerinin neden değiştiğini öğrendik: "İslamcı parti intikam almaya başladı; süt yasası, helal gıda uygulamaları, içki yasakları intikamdır!", "Erdoğan, seçilmiş padişahlık istiyor!", "Kürtler çok bastırıldı; bu kez da hayal kırıklığına uğrarlarsa TC dikiş tutturamaz diye korkuyorum", "Kehanetim şu: Başbakan, "Başkanlık referandumunda hayır oyu veren savaşın devamını istiyor" diyecek!"...

    EYÜP TATLIPINAR -    eyup.tatlipinar@aksam.com.tr

    FOTOĞRAF : EMRE ŞENOĞLU

Siyaset bilimci Prof. Baskın Oran’ın, ‘İlk şeriat yasamız çıktı’ başlıklı yazısını geçen hafta Radikal 2’de görünce dikkatimizi çekti. Takdir edersiniz ki, ‘ulusalcı’ kesimden okumaya alışkın olduğumuz bu türden yazıları liberalliğiyle bilinen, çeşitli konularda hükümeti destekleyen Oran’dan duymak ilginç. 
Şu günlerde dikkatimizi çeken diğer bir görüşü, katıldığı bir televizyon programında dile getirdiği, Kürt sorunuyla ilgili güncel gelişmeler hakkındaki yorumuydu. ‘Barış sürecinin’ yolunda gitmeyeceği konusunda endişeli olduğunu anlattı. 
Sözü fazla uzatmayalım; konuşacak şey çok, yer az… Oran’a, İslamcılık, AK Parti ve Kürt sorunu hakkındaki fikirlerini sorduk. Çarpıcı yanıtlar aldık…  

TOPLUM GETTOLAŞTI
- Geçen haftaki yazınızın başlığı ‘İlk şeriat yasamız çıkıyor’du… Nasıl tepkiler aldınız? 

Ders verir gibi yazdığımı söylüyorlar. Tabii ki öyle yazıp konuşacağım; 42 yıldır hocayım, bundan doğal ne olabilir? “Ben çocuğumun sütkardeşiyle evlenmesini istemiyorum, İslam’a, Kuran’a uygun değil” diyenler çıkabilir. Tamam, anlaşılmıştır. Çocuğun belli bir yaşa gelene kadar bu senin tercihindir. Ama bu görüş doğrultusunda kalkıp Diyanet İşleri Başkanlığı’na karar aldırıp, sonra o kararı Türkiye Cumhuriyeti kanununa geçirmek ve bunu uygulayabilmek için, çocukların nüfus kütüğüne sütannesiyle ilgili bilgileri kaydedip insanların evlilik ilişkilerini buna göre saptamak olmaz. 

- Bunun gibi benzeri kanunlar, uygulamalar var mı? 
Bu benim bildiğim ilk kanun ama bundan önce AKP’nin İslam dinine göre ayarlanmış başka dayatmaları biliyoruz; valiliklerin, belediyelerin, THY’nin içkiyle ilgili yasak kararları mesela… Ama hepsinden önemlisi Türk Standartları Enstitüsü’nün (TSE) ‘Helal Gıda Belgesi’ ve ‘Helal Hizmet Belgesi’ çıkarmış olması. Bir restorana gideceksiniz, helal bölüm ayrı olacak. Masalar birbirini görmeyecek. Helal bölüme hizmet edecek garson ayrı olacak. Çatal-bıçak ayrı... Bu resmen devlet eliyle gettolaştırmadır. AKP hem İslamcıları, hem İslamcı olmayanları gettolaştırıyor. İlan edildiğine göre bu uygulama gönüllülük esasına göre olacakmış. Ama bu, şu demektir: “Bu kısım Müslümanların, öteki kısım gâ vurlarındır!” İşte, size bölücülük! 

LAİKLİĞİN ZORLUĞU 
- Laiklik konusunda endişeli misiniz? 

Çoğu kişi farkında değil ama Türkiye’de laikliğin uygulanması işin en başında Kemalizm tarafından konulan prensipler nedeniyle zorlaşmıştır. Avrupa’da laiklik neden başarılı oldu; Katolik ve Protestan dengesi vardı. Türkiye’nin laikliği Osmanlı’dan, onun laikliği Bizans’tan gelir. Devletin elinin daima dinin üzerinde olduğu bir laiklik bu… Kemalizm de bunu devraldı. Ama kendi ayağına iki kurşun sıktı. Birincisi gayrimüslimleri etno-dinsel temizliğe uğrattı, ikincisi Alevileri denkleme sokmadı. Hanefi Sünni İslam’ı karşısına yekpare bir dağ gibi aldı. 

- Şimdi durum nedir? 
Laikliğin uygulanması fevkalade zorlaştı ve İslamcı bir parti başa geldi. O partinin Kemalizm’in yaptığı baskıyı yapmayacağını düşünüyordum. 2010 sonuna kadar destekledim ama iki yıldır İslamcı parti intikam almaya başladı. Süt yasası, helal gıda uygulamaları, içki yasakları intikam almaktır. 

- Bu intikamın sonunda bizi ne bekliyor? 
Çok tatsız şeyler bunlar. Sonunda insanlar çıkıp “Yeter!” diyecek. İslamcıların içinden itirazlar gelmeye başladı. AK Parti’nin insan haklarına aykırı, Alevilere baskı yapan politikalarını eleştiren İslamcılar var mesela. ‘Genç Müminler’, ‘Vicdani Retçi Müslümanlar’, ‘Antikapitalist Müslümanlar’… Şu anda fikirsel üstyapıda gelişen bir itiraz ama böyle başlar zaten. 

TÜRKİYE’DE DÖRT ZOMBİ VAR 
- ‘İslamcı AKP’yi’ 2010 sonuna kadar desteklediğinizi söylediniz. Kazanımı neydi? 

Devletin uğraştığı 4 zombi var. Etleri çürüyen ama bir noktada kalkıp üzerimize yürüyen, ödümüzü koparan ölüler… Kıbrıs sorunu o kadar önemli değil ama diğer üçü büyük boyutta… Biri 1915 Ermeni kırımı, ikincisi Kürt meselesi, üçüncüsü İslam meselesi. Yani insanların inançlarına, camilerine karışılmış olması. Bunların içinde İslam sorunu çok iyi bir çözüme gitmekteydi. İslamcı AKP’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin batmayacağı, korkulacak bir şeyin olmadığı anlaşıldı. İktidara gelen her parti rasyonelleşir, aşırılıklarından kurtulur ama son iki yılda AKP’de bunu göremiyoruz. Bunun nedeni Başbakan Erdoğan’ın kişilik yapısıdır. 




BARIŞ SÜRECİ GERÇEKÇİ DEĞİL
- Başbakan’ın ‘Kürt sorunu’ndaki pozisyon alışını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Erdoğan, “Barış süreci” dediği bir yola girdi. Fakat burada baş aşağı duran bir ağaçtan bahsediyoruz; kökleri yukarıda, dalları aşağıda. Bu plana göre PKK silahları bırakacak, yurtdışına çekilecek ve Erdoğan ‘seçilmiş padişah’ yetkileriyle başkan olacak. Sonra da Kürt sorununu nasıl çözeceğini açıklayacak. Bu bana hiç gerçekçi gelmiyor. Kürtler şimdiye kadar çok aldatıldılar ve artık beklentileri büyük.

- Artık ‘aldatılmaya’ tahammülleri yok mu diyorsunuz? 
Daha Cumhuriyet kurulmadan önce, 1921 Anayasası’yla vilayetlere özerklik veriliyordu. Tarım, veterinerlik, sağlık, eğitim gibi hizmetlerini vilayetler kendileri göreceklerdi. Çünkü Kürtler’in Kurtuluş Savaşı’na katılmaları isteniyordu. 1923’te devlet kurulunca 1924 Anayasası’yla bundan vazgeçildi. Kürt isyanları çıkınca devletin demir yumruğu üzerlerine bindi. Dersim’de hiçbir isyan olmadığı halde 1938’de katliam yaşandı. Kürt kelimesi yasaklandı. Mesela ben üniversitedeyken o kelimeyi telaffuz etmeyi aklımıza dahi getiremezdik. Ödümüz kopardı. Bir tek İsmail Beşikçi söyleyebiliyordu. 17 yıl yattı o da… Dolayısıyla çok bastırılmış bir halktan söz ediyoruz. Bu kez de hayal kırıklığına uğrarlarsa Türkiye Cumhuriyeti dikiş tutmaz, bundan korkuyorum. 

- Öneriniz nedir? 
PKK silah bırakır, ateşkes ilan eder, elindeki tutsakları geri verir. Hükümet hemen bir reform tasarısı ilan eder, bölgelere, yerel yönetimlere vereceği yetkileri ve merkezi hükümete vereceği veto yetkilerini açıklar. PKK yurtdışına çekilir. Açıklanan prensipler anayasaya uyarlanır. Antidemokratik maddeler bu sırada ayıklanır… Normalde işlemesi gereken süreç budur ama Başbakan’ın işine gelmiyor. Onun derdi Kürt sorununu halletmek değil ‘seçilmiş padişah’ yetkileriyle başkan olmak. 

BAŞBAKAN’IN PLANI... 
- ‘Seçilmiş padişah’ yetkileri neyi kapsıyor? 

Anayasa  Mahkemesi’nden geçmeyecek kararnamelerle devlet idare etmeyi. Anayasa Mahkemesi’nin yarısını kendi, yarısını da Meclis -yani AKP- seçecek. Bütün üst yargı organlarının yarısını kendi seçecek, yarısını AKP seçecek. Yargıtay cumhuriyet başsavcısını seçecek, rektörleri seçecek… Atatürk’te bu yetkilerin yarısı yoktu. 

- Bu yetkileri alabileceğini düşünüyor musunuz? 
Şöyle bir plan yaptı Başbakan. Bir yılı aşkın bir zamandır TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları sürüyordu. Aylar sonra komisyona müdahale edip “Mart 2013 sonuna kadar Anayasa’yı yaptınız yaptınız, yoksa ben Meclis’te kendi çoğunluğumla geçirip referanduma gideceğim BDP’yi de yanıma alarak, çünkü ben başkanlık istiyorum” anlamına gelen şeyler dedi. 

‘PADİŞAHLIK’ PLANI NASIL İŞLEYECEK? 
- O kadar güveniyor mu kendisine referandum için? 

Karar vermiş başkan olmaya ve bunun için elinden geleni yapacak. Meclis’teki oylamayla bunu geçirmesi garanti değil. Biliyoruz ki AKP içinde, başta Kürt bölgelerinden seçilenler olmak üzere başkanlık sistemini istemeyen birçok kişi var. Türkiye’ye demokrasi getirecek, âdemimerkeziyetçiliğin tek bir ilkesini ortaya koymadan başkanlık istemesi referandumda nasıl sonuç verir bilemem ama elinde güçlü bir plan var. 

- Nedir o plan? 
Şimdi bir kehanette bulunayım. Eğer bu referandumun yapılması kararlaştırılacak olursa, şu slogan arz-ı endam edecek ve başka slogan gözükmeyecek: “Bu referanduma hayır oyu veren savaşın devamını istiyor!” Şimdiden başladılar, “Siz barış mı istiyorsunuz yoksa savaşın devamını mı?” demeye. Güçlü bir plan, fakat gücü oranında da Türkiye Cumhuriyeti’ni en azından Kürt meselesi nedeniyle de içinden çıkamayacak bir hale getirecek bir plan. Sadece bu olsa iyi… Türkiye’ye diktatörlük getirecek bir plan. ‘Atatürk diktatörlüğünün’ arkasında bir azınlık vardı. ‘Erdoğan diktatörlüğünün’ arkasında bir çoğunluk olacak. Çoğunluğun diktatörlüğü kadar korkunç bir şey olamaz.

HERKES BAŞBAKAN’DAN KORKUYOR 
- “Başbakan’ın ‘seçilmiş padişahlık’ istemesi karakteriyle ilgili bir şey, o karakteri onu başkan olmaya zorluyor. Şimdi diyeceksiniz ki ‘Sen de tek faktöre bağlıyorsun her şeyi.’ 2009’daki ‘Van minüt’ olayında gördük. Moderatör sözünü kesmek istediğinde ‘van minüt’ dedi kalkıp gitti. Ben onu hesaplanmış bir risk olarak görmüştüm ama Erdoğan’ın tabiatında varmış. Devamlı yapmaya başladı sonra. Kendini dinlemeyince Esad’a düşmanca tavır almasının nedeni de bu.”
- “En önemli danışmanının ağzından naklettiler bana; ‘Bunu beyefendiye söyleyemeyiz’ diye. Kürt meselesiyle ilgili bir konuda. Hiçbir biçimde tenkit kabul etmiyor. Herkes korkuyor, bir şey diyemiyor. Bir devlet adamı olarak korkunç bir durum. Onun için Başbakan Erdoğan’ın seçilmiş padişah yetkileriyle başkan olmak istemesi Türkiye’deki bütün gelişmelerin önüne geçmiş vaziyette.” 

TÜRKİYE’NİN DAĞILMAMASI İÇİN ÖZERKLİK GEREKİR
- İmralı görüşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ben görüşmeci olsaydım Öcalan’a şunu sorardım; “MİT müsteşarı Hakan Bey’e sordunuz mu, Sayın Başbakan Kürt sorununun bitirilmesi için hangi prensipleri düşünüyor?” Çünkü bütün olay burada düğümleniyor. Âdemimerkeziyetçiliğe gitmeden, mahalli özerklik vermeden Kürtleri kalıcı biçimde ikna edemezsiniz. Yalnız dikkat: Ben sadece Kürtlere hak verilmesine A’dan Z’ye karşıyım; bu Kürt milliyetçiliğini güçlendirir, Türkiye’yi de bölebilir. Bütün Türkiye’ye âdemimerkeziyetçilik, özerklik verilecek. Yerel yönetimler güçlendirilecek. Bu sayede bütün Türkiye’ye demokrasi gelmiş olacak çünkü âdemimerkeziyetçilik eşittir demokrasi. Bakın bütün olay, 1981’de Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand’ın söylediği cümlede; “Fransa devleti merkeziyetçi sert bir yönetim sayesinde kuruldu ama devam edebilmesi için âdemimerkeziyetçi bir yönetime dönüşmesi şarttır.” Türkiye için de böyle. Evet, Türkiye Atatürk’ün merkeziyetçi ulus devleti sayesinde kuruldu ama bugün dağılmaması için âdemimerkeziyetçi bir yönetime dönüşmesi zorunludur. Bütün mesele bundan ibaret. Amerika’yı yeniden keşfe kalkışmayalım.  

ÖCALAN’IN TEK DERDİ… 
- Öcalan’a neden o soruyu sormak istiyorsunuz, yaşanan durumu teşhir etmek için mi? 

Türkiye’de bir tiyatro var, o tiyatroda da tek kişi oynuyor: Başkan olmak isteyen Erdoğan. Diğer yandan, bir de Öcalan. Öcalan iki önemli şey söyledi tutanaklarda, ikisi de vahim… Başkanlık rejimine destek vereceğini ve bölgesel özerklik istemeyeceğini söyledi. Ne kaldı geriye Kürt sorunun hallinde? Buradan benim çektiğim fotoğraf, bir an önce çıkmak isteyen bir Öcalan fotoğrafıdır, kimse kusura bakmasın.

- Kürtler böyle düşünen Öcalan’ı neden destekliyor? 
Çünkü o kadar ezildiler ki devlet karşısında şu anda parçalanmış gözükmek istemiyorlar. Olay budur ama bu böyle devam edemez. Kürtler içinden de mırıltılar yükseliyor. Bunların arkası gelecek. Çünkü kökleri yukarıda dalları aşağıda ağaç, tabiata aykırı.  

- Bir televizyon programında da bu yöndeki yorumunuzu duymuştum. Nasıl tepkiler alıyorsunuz? 
“Baskın Oran PKK’ya silahları bırakmayın, yurtdışına çıkmayın, savaşmaya devam edin, AVM’lere saldırın, diyor” şeklindeki tepkiler. Yani, “Allah selamet versin” derdi 1890 doğumlu babam. Bir Emirgân beyefendisi olduğu için küfredemezdi, çok kötü konuşacağı zaman kendisini tutar, sadece “Allah selamet versin” derdi. Ben de sözlerimi böyle anlamak için kendilerini paralayanlara “Allah selamet versin” diyorum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı sebebiyle yayınladığı mesajda 'Ülkemizi bu tarz

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayram mesajı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Mehmetçik 2522 rakımlı Oramar Üs Bölgesi'ndeki zorlu nöbeti

Kısa süreli rahatsızlık geçiren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumu iyi

En Çok Okunanlar