İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,4950
  • 4,1763
  • 145,67
  • 104.123
Reklamı Kapat

Anne Frank yaşasaydı barış için çalışırdı

Filistin Ramallah’ta 2 yıl yaşayan Amerikalı yazar Pamela J. Olson anılarını ‘Duvardakiler’ isimli bir kitapta topladı.

Ramallah’ta geçirdiği 2 yıl boyunca gerçeklerin çok farklı olduğunu gören yazar, AKŞAM Pazar’ın sorularını yanıtladı. Olson’a göre, Yahudi soykırımının simge isimlerinden biri olan ve günlüğüne “İdeallerimi terk etmemem bir mucize, yine de onlara sarıldım çünkü insanların temiz kalpli olduklarına hâlâ inanıyorum” diye yazan Anne Frank hayatta olsaydı barış için çalışırdı.

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

Kendinizi anlatır mısınız? Kimdir Pamela J. Olson, Amerika’da nasıl bir yaşamı vardır?
Oklahoma’da küçük bir kasabada büyüdüm. ABD’nin ortasında nispeten muhafazakâr ve dış dünyadan uzak bir yerdi. Büyürken dünyada neler olup bittiğinden pek haberim yoktu. İlk kez bir yabancıyla (bir Alman) tanıştığımda üniversiteye gidiyordum. Ama çok kitap okurdum. Fizik eğitimi gördüm ama felsefe, tarih, antropoloji, Rusça ve Çince de öğrendim. Yurtdışında eğitim almak için Rusya’ya gittim. O sırada seyahat, politika ve yazmaya olan tutkumun farkına vardım. 10 yılımı Filistin, Washington DC ve New York’a seyahat ederek, öğrenerek, yazarak ve çeşitli işlerde çalışarak geçirdikten sonra Oklahoma’ya döndüm ve New York’ta bir parkta futbol oynarken tanıştığım Türk eşim Ahmed ile burada yaşıyorum. 

2 yıl Ramallah’ta yaşamışsınız. Neden Amerika’daki rahat yaşamı bırakıp ölümün kol gezdiği topraklara gittiniz?
İlk yurtdışı seyahatimi Rusya’ya yaptım. Büyürken Rusya ile ilgili çok çirkin önyargılarım vardı. Filmlerimizde onlar hep ‘kötü adamlardı’. Rusların da normal insanlar olduğunu o seyahatimde öğrendim. Eğer Rusya hakkında yanıldıysam, ‘diğer yerler ve insanlar hakkında da yanılmış olabilirim’ diye düşündüm. 2003’te Amerika Birleşik Devletleri Irak’ı işgal etmeye hazırlanıyordu. Ortadoğu hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve gidip gerçeği kendi gözlerimle görmek istedim. Önce Mısır’a gittim. Sonra Ürdün’e geçtim. Burada tanıştığım insanlar bana işgalden bahsetti. Buraları kendim görmek istedim. Tabii ki işler çok daha kötüydü. Şiddetin yükseldiği zamanları bir kenara bırakın, Filistinlilerin günlük hayatta bile neler yaşadığını tarif etmek imkânsız. Ama dürüst olmak gerekirse, Filistin’in pek çok yönden ne kadar büyüleyici olduğunu görmek daha şaşırtıcıydı. İnsanlar çok açık, kibar, misafirperver, komik ve zekiydi. Kendimi evimde gibi hissettim. Orası, harika insanlarla tanıştığım, büyüleyici şeyler öğrendiğim ve anlamlı işler yaptığım bir yer. Hâlâ ikinci evim ve çok özlüyorum. 

Ramallah’tan önceki ve Ramallah’tan sonraki Pamela’yı anlatır mısınız? Hayata dair ne öğretti bu yolculuk? Çünkü kitabın teşekkür bölümünde “Benmerkezci, kibirli bir Amerikalı’ya iyi insan olmanın ne olduğunu öğrettiniz” diyorsunuz. 
Hükümetinizin parasını ödediği bombaların altında yaşayan insanlarla tanışmak kadar burnunuzu sürtecek başka bir şey yoktur. Fanatizm ve nefretle tanışmayı beklerken kibar ve ilginç insanlar buldum. Fanatizm de var tabii ki ama Filistinlilerin her gün neler yaşadığını görüp hissettikten sonra, tüm halkın çıldırmış olmasını bekliyorsunuz. Ama büyük bir çoğunluk insaniyetini korumak için ellerinden geleni yapıyor. Filistinliler, insan doğasında, farkında olduğumdan çok daha fazla potansiyel olduğunu gösterdiler bana.

FİLİSTİNLİLERİ CEFAYA TERK EDEMEYİZ

Huzuru orada bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bu kadar yokluk, kuşatılmışlık ve vahşet içinde nasıl oldu bu? 
Belki Filistinliler mal-mülk açısından fakir olabilirler ama çoğu; ruh, nezaket, eğitim, aile, vatan sevgisi ve adalete inanç açısından çok zenginler. Şimdi olmasa bile çocuklarının veya torunlarının adaleti göreceğine inanıyorlar. Buna ‘sumud’ yani sebatkârlık diyorlar. Eğer onlar bu sabra sahipse, hâlâ insanlıklarını koruyup daha iyi bir dünya olabileceğine inanıyorsa ve bunun için yorulmadan çabalıyorlarsa, benim en azından bunu denemek için bir mazeretim olamaz. En zor günlerde bile hoş zaman geçirecek bir şeyler bulabilmeleri Filistinlileri harika insanlar yapıyor. Örneğin; etraflarına bombalar düşerken, BM sığınağında Ramazan Bayramı börekleri yapan Gazzeli kadınların fotoğrafı beni derinden etkiledi. Ama yine de Filistinlileri cefaya terk edemeyiz. Yapabileceğimiz her şeyi yapmalıyız.

Oradaki savaş kadar âdetlerden, misafirperverlikten ve yaşamdan da çok etkilenmişsiniz. Sizi en çok etkileyen birkaç anınızı paylaşabilir misiniz?
Filistin’deki favori zamanlarım zeytin hasatlarıydı. Harika bir deneyimdi; tüm Batı Şeria’da aileler toplanır ve arazide çalışmaya gider, sohbet eder, eğlenir, ağaçlara tırmanır ve piknik yaparlar. Eğer Filistin’de değilsem, her sonbaharda zeytin hasadını kaçırdığım için hayıflanırım hâlâ.  

İNSAN DOĞASININ ÜNİVERSİTESİ

Bu yolculuğu kitap olarak yazma fikri nasıl doğdu peki?
ABD’ye döndüğümde insanlara deneyimlerimi anlatmaya çalıştım ama Filistinliler tarafından beynimin yıkandığını söylediler. ABD’deki insanların çoğu medyaya dayanarak Ortadoğu’ya ilişkin belli bir bakış açısına sahip. Filistin’de öğrendiklerimi aktarmak, İsrail’in politikalarını desteklemenin Amerika’nın dünyadaki duruşuna zarar verdiğini, güvenliğimiz için kötü olduğunu ve ahlaken yanlış olduğunu, think tank’lere ve politikacılara anlatmak için Washington DC’ye taşındım. Bir yıl boyunca sürekli olarak hayal kırıklığına uğradıktan sonra, bir şeyleri ‘baştan aşağıya’ değil de ‘aşağıdan yukarıya’ değiştirmeyi denemeye karar verdim. Bu da Amerikalıları eğitmek ve onların değişim için seçilmiş temsilcileri üzerinde baskı yapmalarını sağlamaktan geçiyordu. Böylece kitap yazma fikri ortaya çıktı. Ama alışılageldik kasvetli haber diliyle değil aksine, meraklı, komik, hatta romantik bir büyüme öyküsü şeklinde yazdım. Tanıştığım Filistinlileri ve İsrail işgali altında nasıl yaşadıklarını anlattım. Onlar insan ve herkes kadar ilginç, komik ve hayallerle dolu. Umarım bu kitap bazı insanların fikirlerini değiştirir ve adalet mücadelesinde daha aktif olmalarını sağlar. 

Ne anlatıyor Duvardakiler? 
Kısaca, belki olağandan biraz daha meraklı Amerikalı bir kadının gerçekten neler olup bittiğini görmek için dünyaya açılmasının hikâyesi. Her şeye rağmen hâlâ ümidim var. Soykırımda öldürülen Yahudi kızı Anne Frank’ın bir sözü sanırım durumu özetliyor: “İdeallerimi terk etmemem bir mucize, o kadar mantıksız ve imkânsız görünüyorlar ki. Yine de onlara sarıldım çünkü her şeye rağmen insanların gerçekte temiz kalpli olduklarına hâlâ inanıyorum.” O, bugün hayatta olsaydı barış için çalışıyor olurdu.

Bir Amerikalı olarak vatandaşlarınızın Filistin özelinde tüm Ortadoğu’yla ilgili algıları nasıl oluşturuluyor, anlatır mısınız? 
Çoğu Amerikalı hayatları boyunca güvenli ve güçlü bir ülkede yaşıyor. Bu yüzden başkalarının nasıl bir hayat sürdüğünü hayal etmek onlar için güç olabilir. Ne yazık ki, medyamız da genellikle hükümetin dış politikasını sorgulamak yerine, destekliyor. Filistin’de yaşarken, Ramallah’ta yaşanan bir olayın CNN’de nasıl çarpıtıldığını gördüm. Amerikan medyası asla Bağdat veya Gazze’de hava saldırılarındaki kayıpları göstermez. Özellikle de müdahil olduklarımızı. Çoğu Amerikalıya İsrail’in bizimki gibi bir demokrasiye sahip olduğu söylenmiştir. Filistinliler ise yoksul fanatiklerdir. 

Ünlüler katliamı Alenen kınadı

Filistin’de son yaşanan İsrail saldırısını duyunca neler hissettiniz? Yıllardır Filistin halkı için hiçbir şeyin değişmemesi nasıl bir duygu yaratıyor?
Orada yaşadıklarımdan sonra daha fazla şoke olamam diye düşünüyordum ama bu yaz Gazze’ye yapılan saldırı inanılmazdı. Ancak bu saldırıya ilişkin Amerikan yayınları her zamankinden oldukça farklıydı. Haberlerde olayları Filistinlilerin ağzından ve İsrail’in saldığı dehşeti kendi gözleriyle gören muhabirlerden dinledik. Twitter ve Facebook’ta yıkımın ve katliamın fotoğraflarını gördük. Ünlüler bir tabuyu yıkıp katliamı alenen kınadılar. İsrailli sözcüler yüzlerce çocuğu havaya uçurmanın savunulacak tarafını bulmaya çalışırken rahatsız edici bir duruma düştüler. Medyamız İsrail’in genel öyküsüne yönelik hâlâ çok taraflı ve Kongre de neredeyse çaresiz çünkü İsrail lobisi çok güçlü. Ama sıradan Amerikalılar, özellikle de gençler fikirlerini değiştirmeye başladı. Artan sayıda Amerikalı Filistin’e adalet için çalışmak üzere ‘Barış İçin Yahudi Sesi (Jewish Voice for Peace)’ gibi gruplara katılmaya başladı. Dünyanın her yerinde insanlar ‘Boykot Et, Yatırımları Çek, Yaptırımları Uygula’ hareketinde (Boycott, Divestment, Sanctions) daha aktif rol almaya başladı. Bu nedenle ümit var ve işler doğru yönde ilerliyor. Keşke daha hızlı ilerleyebilse. 

İsrail halkına bir şeyler söylemek ister misiniz?
İsrail’de arkadaşlarım var ve onların çocuklarının kendilerine baskı uygulayan ve tahrik eden bir orduya katılmaya zorlanmaları yerine, komşularını tanıyarak büyümelerini isterim. Artan sayıda İsrailli orduya katılmayı reddediyor, toplama göre halen çok küçük bir rakam. Ve tabii ki gelecek kuşak Filistinlilerin özgürlük ve saygınlıkla büyümelerini isterim. Umarım yakın bir gelecekte tüm o topraklar herkesin korku ve ayrımcılık olmadan karşılanabileceği bir yer olur. Orası çok güzel bir ülke ve dünya tarafından çatışmaların ötesinde, olduğu gibi bilinmeyi hak ediyor. İnşallah...

Dünya bizim sandığımızdan daha güzel

Batı’daki sıradan vatandaşa vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Genel olarak dünya bizim inandırıldığımızdan çok daha güzel ve daha az korkutucu. Komik bir hikâye anlatayım. Eşim Ahmed New York’ta iken, İstanbul’daki kız kardeşi New York’ta Müslüman karşıtı bir nefret suçuna dair bir haber okumuş ve endişeyle kardeşini aramış. Eşim de endişelenmemesini, böyle suçların nadir olduğunu söylemiş. Daha sonra İstanbul’a gittiğimde, Türkiye ile Suriye arasında sınır ötesi bir çatışmanın haberini duymuş ve endişeyle beni aradı. Ben de ona endişelenmemesini, Suriye sınırının yüzlerce mil ötede olduğunu ve bana yönelik bir tehdit olmadığını anlattım. Dünya üzerinde kötü şeyler yapan insanlar var ama sadece haberlerde ve sansasyonel başlıklarda gördüğümüzden çok daha azlar. Çoğu insan sadece çocuklarını yetiştirmek ve güzel bir hayat sürmek istiyor. İnsanların bunu başarmalarına yardımcı olabiliriniz ama bombalayarak ve işgal ederek değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Türk Hava Yolları(THY),'nın Boeing'e sipariş ettiği 40 uçaklık im

Cumhurbaşkanı Erdoğan THY-Boeing imza törenine katıldı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

iPhone 8 çılgınlığı başladı

Dünyanın en acı karesi

En Çok Okunanlar