Aksam.com.tr - 27.05.2012, 13:05
Akşam | Yazarlar

Küresel vicdana baskıya devam

08 Şubat 2012 Çarşamba 02:00

Suriye'de derinleşen krizin, askeri müdahale seçeneğine başvurmadan çözümü konusu yakıcı önemini koruyor.
Arap Ligi üzerinden BM'ye getirilen karar tasarısının veto edilmesiyle birlikte, uluslararası toplumun gözü kulağı; Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un Şam ziyaretine kilitlenmişti.
Lavrov'un, görüşme sonrası Esad'a atfen yaptığı açıklamalar, Ankara'da hiçbir heyecan yaratmadığı gibi, defalarca seyredilen bir filmin kötü kopyası olarak değerlendiriliyor.
Görüştüğüm bir diplomatik kaynak, 'Bu katliam dün başlamadı. 7 binden fazla insan öldü. Bütün bunlar olurken neredeydi?' deyip, muhaliflerin 'Teşekkürler Rusya, sayende 50 kişi daha öldü' pankartları açtığını aktardı. 
'Bu taahhütleri Lavrov'un tek başına aktarması konusunda ne düşünüyorsunuz?' diye sorduğumda aldığım yanıt daha ilginçti:
'Birlikte fotoğraf veremezler. Biz gittiğimizde de aynı sözleri vermiş, ancak toplantıdan sonra, bunları birlikte açıklayalım dediğimizde reddetmişti. Çünkü Esad biliyor ki, gazetecilerin önünde bu sözleri verdiğinde çıkıp soracaklar. Ve ertesi gün öldürülen insanların fotoğrafıyla yan yana basacaklar.'

SADDAM, KADDAFİ, MÜBAREK ÖRNEKLERİ
Başbakan Erdoğan'ın dün grup toplantısında Esad'a; Irak, Libya ve Mısır örneklerini hatırlatıp 'Bunun da hesabı sorulacaktır' diye seslenişi, Başbakan'ın hissiyatının geldiği noktayı yansıtması açısından manidardı.
Başbakan'ın vaktiyle 'aile hukukumuz var' diye tanımladığı Esad'a hitaben verdiği bu örneklerin; Saddam'ın asıldığı,  Kaddafi'nin linç edildiği, Mübarek'in de çelik bir kafes içinde yargılandığından bağımsız düşünmek imkansızdı. 
Ne var ki (ve iyi ki) bu tatsız çağrışıma ve BM vetosundan sonra yoğunlaşan aksi yöndeki bütün yorumlara rağmen Ankara; krizin başında olduğu gibi bugün de askeri bir müdahalenin tarafı olmaya hevesli değil. 
BM'deki vetonun Türkiye'nin ilgisiz kalmasına değil, tam tersine, uluslararası alanda daha fazla baskı yapılması yönünde girişimlerini güçlendirmesine yol açacağının altı çiziliyor. 
'İyi de ikili temas sonuç getirmedi, bölgesel girişim sonuç getirmedi, BM girişimi sonuç getirmedi, daha başka ne yapılabilir?' sorusuna aldığım yanıt ise şu:

KÜRESEL VİCDANA BASKI
'Türkiye, Suriye konusunu uluslararası toplumun gündeminde tutmayı sürdürecek. Muhataplarıyla istişarelere devam edecek. Belki bazı ülkeler, 'Sözler tutulmadı. Arap Ligi'nin bölgesel kozuna, BM sürecine rağmen sonuç alınamadı. Yapacak bir şey yok' diye işin içinden sıyrılmaya çalışacak. Ama yarın bir mülteci akını olursa, Portekiz, Lüksemburg sınırına mı dayanacak. '
Rusya, Lavrov'un ziyaretinden sonuç çıkmazsa, BM'de olası ikinci bir tasarıyı veto etmeyeceğini duyurmuştu. Ancak yeni bir BM tasarısının bugünden yarına hemen hazırlanması kolay görünmüyor. Hükümet, bu süreçte yanına kimi alabilirse, yeni inisiyatifler geliştirme çabasını sürdürecek.
Bu çabanın da 'kesinlikle bir askeri müdahaleye zemin oluşturma amacı taşımadığının' altı çiziliyor.
Bu arada, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Suriye halkına kapıların açık olduğu çağrısından sonra, komşudan bariz bir sığınmacı hareketi olup olmadığını da sordum. Suriye'deki çatışma ortamı başladığından bu yana Türkiye'ye gelen Suriyelilerin sayısı bir düşüp bir yükselen grafikle, 7 bin ila 15 bin arasında seyretmiş. Son bir aydır ise hiç düşmeden kademeli bir artıştan söz ediliyor. Güncel sayı ise 9 bin 608.

 TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'