




















Köşe yazarları herkesin kendini tanıdığını sanarak yazıyor
Alternatif medya olarak tanımlayabileceğimiz muhalif dergilerde 'Medyalog' adlı köşesinde Türk medyası hakkında kalem sallıyor Gürkan Haydar Kılıçaslan (GHK)... Medyanın içinde ama bir o kadar da dışarıdan bir bakış açısıyla medya eleştirileri yapan Kılıçaslan ile konuştuk.
Gürkan Haydar Kılıçaslan, 2009 yılında Ayşenur Arslan'dan Hıncal Ulaç'a birçok gazetecinin katıldığı haftalık Salomanje toplantılarından birini yan masaya oturup gizlice izleyip yazmış ve yazdıklarıyla gündem yaratmıştı. Hala bu yazısı üzerine köşelerde konu olmayı sürdürüyor. Ancak onun tek özelliği bu değil, alternatif medya diye tanımlayabileceğimiz Yeni Harman, Red gibi dergilerde yazdığı yazılarla dikkat çeken GHK (kendisinden böyle bahsediyor), yıllardır yaptığı part-time yazarlık işinden hiç para kazanmamış. Geçtiğimiz yıllarda yazmaya ara vermek isteyince okurlardan gelen talepler üzerine 'Yazmaya devam etmemi istiyorsanız hesap numaram şudur, para gönderin' demiş ve bu sayede yaklaşık bir yıl okurlardan gelen parayla hayatını idame ettirmiş. 'Bu sembolik bir girişimdi, okurun yazarına sahip çıkabileceğini göstermek için yaptım' diyor. Öte yandan yazacak mecra bulamadığı ilk yıllarda bir mail zinciri oluşturup yazılarını maille okuruna ulaştıracak kadar inatçı yazdıklarını okutma konusunda. Asıl işi makine mühendisliği, hali hazırda buhar kazanlarıyla ilgili uluslararası bir firmada çalışıyor. 2001 krizi yaşanırken eşiyle birlikte Kanada'ya göçmen olarak yerleşmiş ve zaten dönmek üzere gittikleri için de 2005 yılında dönmüşler.
2005 yılından bu yana alternatif medyada dönem dönem yazıları yayınlanan GHK, 'Gazeteci sanılıyorum' diyor ve bunun ötesinde o zaten -sahada haber de yaptığı için- kendini gazeteci olarak konumlandırıyor. GHK meselesine gelince, kendinden üçüncü tekil şahıs ve bu kısaltmayla bahsetmesini de yine bir yazar oyunu olarak açıklıyor. 'Yazılarımda kendimi veya başka figürleri kahraman haline getiriyorum. İlk okuyana narsistik bir yaklaşım gibi gelebilir ama takip edildiğinde görülecektir ki başta kendim olmak üzere her şeyle dalga geçiyorum. Kendimden böyle bahsetmek bir kahraman yaratmak yazılarıma bir görsellik katıyor. Kendimi konu mankeni yapıyorum yani...'
KÖŞEMİN ADINI OKURLARIM KOYDU
Kanada'dayken yazmaya başladığı Medyakronik isimli internet sitesinde yazdıklarının yarattığı etki 2005 yılında Yeni Harman Dergisi'nde yazmasının teklif edilmesine neden olmuş. Basılı ilk yazıları burada çıkmış, okurlarımdan aldığım unvandır diyor 'medyalog' için, dolayısıyla köşesine bu ismi koymuş.
Kendini siyaset üstü görüyor ve illa bir şeyci olması gerekiyorsa heavy metalci olmayı seçiyor. 'Sol kültürden gelmekle beraber sağ kültüre de hakim olmamı sağlayacak bir hayat deneyiminden geçtim. Empatizan dediğim bir yaklaşımım var. Empati kurmayı kastetmiyorum. Sempatizanın s'sini atıyor ve karşımdaki kişinin düşündüğü şeyleri düşünmeye çalışarak kendi yazılarımı yönlendiriyorum, empatiden farklı olarak karşımdaki düşünceyi anlamaya çalışmakla kalmıyor kendimi o insanın yerine koyarken başka bir yol bulmaya çalışıyorum.'
Cadde Yayınları'ndan çıkan ilk kitabının adı 'Güçsüzlüğün İktidarı'; medya ve siyaset analizlerinin olduğu kimi daha önce yayınlanmış makalelerin toplamı. Edebi bir kitap çalışması daha var, haziranda çıkacak. Bu günlerde Cumhuriyet'in 100. yılı olması hasebiyle sıkça gündeme gelen 2023 Türkiye'sini yazmış. Bakalım öngörüleri çıkacak mı?
ÖZKÖK'Ü OKUMAYI BIRAKIN TANIMAYAN VAR
Neden medya eleştirileri yazdığına gelince... 'Türkiye'nin çok daha başarılı, nitelikli ve çok daha satan bir medyası olmasını istiyorum. Yandaş, muhalif ya da tematik olunabilir. Yurtdışındaki gibi çok sayfalı, çok yazılı ya da çok fotoğraflı gazeteler olmalı. Bu hayalimin ütopik olduğunun da farkındayım. Ülke gerçekleriyle örtüşmüyor ama sonuçta birilerinin üstelik dışarıda durabilen birilerinin eleştirisine ihtiyaç var. Mevcut sistemdeki yazarlar, sokaktaki insanın kendilerini tanımama ihtimalini hiç düşünmüyor. Halbuki Ertuğrul Özkök'ü dahi bırakın okumayı, tanımayan, adını duymamış insanlar tanıyorum. Bunlar azınlık da değil üstelik. Yazarken eğer okuyanların sizi hiç tanımadığı, bilmediği ihtimalini dikkate alarak yazarsanız, kendinizi sürekli yenilemek, ispat etmek zorunda hissedersiniz. Bu da sizi dinamik tutar. Türkiye'de yazarların yapamadığı şey bence bu! Türk medyasını değiştirecek olan yazı işleri kadrosudur. Gazetelerin şekli, kağıdı, boyu değil atılan başlıklar, haberlere yaklaşımlardır.'
Bilgi ve humor eksik
'Ana akım gazetelerde yazma konusunu da yazılarımın bir konusu olarak sık sık kullanıyorum. Esprili bir şekilde söylediğim 'GHK satın alınamaz ama kiralanabilir' ifademin altında bu düşünce yatıyor. Türkiye'de köşe yazarlığı müessesesinin tekrar zenginleşmesi gerekiyor. Medya eksenli yazılarım azaldı. Siyasi gündemin içine medya analizlerini serpiştiriyorum. Gözlediğim eksikliklerden birisi entelektüel zenginlik, bilgi noksanlığı ve humor. Aşırı ciddi buluyorum medyamızı. Var olanlar da kendini tekrar ediyo. Okur yazımı okumaya başladığında ne yazdığımı ya da o yazıyı nasıl bitireceğimi tahmin etmemeli. Okuduğum köşe yazarlarından da bunu bekliyorum oysa en beğendiğim yazarlarda dahi bu hatayı görüyorum. Belki sürekli yazmanın getirdiği bir yan etki; bir süre sonra o yazarın düşünce yapısını çözüyorsunuz ve okumayı bitirmeden siz o yazının nasıl biteceğini tahmin ediyorsunuz. Yazarlar bence ikiye ayrılıyor, ne yazacağını bildiğimiz yazarlar ve şaşırtan yazarlar. İkinci kategoride maalesef çok az insan var. Türk medyasının bu hastalıktan bir an önce kurtulması lazım.'
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































