İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5372
  • 4,1347
  • 143,10
  • 108.392
Reklamı Kapat

Bunun erkeklikle ne alakası var?

Carol J. Adams’ın The Sexual Politics of Meat (Etin Cinsel Politikası) adlı kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın çevirmenleri Mehmet Emin Boyacıoğlu ve Güray Tezcan’a sorular yönelttik.

Carol Adams kimdir ve kitabı çevirme fikri nereden doğdu biraz bahsedebilir misiniz?
Güray: Carol J Adams, ilginçtir, aslında ilahiyat yüksek lisansına sahip bir yazar. Kitapta İncil’de geçen hikâyelerin sıkça ele alınması ve kitabın son cümlesinde lütuf sözcüğünün yer alması (hay allah kitabın sonunu en başta söyledik; neyse ki bu bir gerilim romanı değil:) tesadüf değil. Adams kendini evsizlerden şiddet gören kadınlara kadar hakkı yenen birçok öznenin mutlu yaşaması için derneklerde çalışmaya adamış. 1975-1990 arasında ise kafasındaki en büyük proje için kütüphanelere kapanmış. Etin Cinsel Politikası bu hummalı çalışma ile doğuyor, yüz yıl önce hatta iki yüz yıl önce hem feminist hem de hayvan hakları savunucusu birçok düşünür olduğunu bu çalışmalarla gün ışığına çıkarıyor.

Mehmet Emin: Kitapla ilk kez Sosyoloji Öğrencileri Kongresi’nde hayvan hakları üzerine yapacağım sunum için araştırma yaparken karşılaştım. Sıra dışı bir kitap olduğu aşikâr, beni de epey etkiledi ve aklıma hemen çevirisini yapma fikri geldi. O esnada şans eseri Ekoloji Kolektifi’nde yapılacak “Erkekliğin Tekeşli Heteronormatif Evlilikler ve Et Yeme Üzerinden Tahakkümünü Sürdürmesi” başlıklı bir sunumun afişini gördüm. Afişte kullanılan görsel, kitabın kapağındaki görseldi. Sunumu dinlemeye gittim ve sunumu yapan Güray’la tanıştım. Güray sunumunda bu kitaptan da alıntılar yapıyordu. Kitabı çevirme fikrimden bahsettiğimde en az benim kadar heyecanlandı. O da kitabı çevirmek için ikinci kişiyi arar gibiydi. Ekibi oluşturduktan sonra yayınevi aramaya koyulduk.

Feminist bir kitabı iki erkek olarak çevirmenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Emin: Açıkçası ben kendimi feminist olarak nitelendiriyorum. Elbette özne olmaya yapılan vurgu ile ortaya çıkan erkeklerin feminist olup olamayacağı tartışmasını ve feminist kadınların hatırı sayılır bir kısmının hassasiyetini göz önünde bulundurarak kendime pro-feminist demekte de bir sakınca görmüyorum. Politik duruşumuz ne olursa olsun içinde yaşadığımız topluma bir “muktedir” olarak doğduğumuz, böyle büyütülüp yetiştirildiğimiz maalesef doğru. Bir erkek olarak bize sunulan iktidarı reddetmek, imtiyazlarımızdan arınmak için elimizden gelen sorgulamaları ve hesaplaşmaları gerçekleştirmeye çalışsak da bunun bir süreç olduğunu unutmamak gerekiyor. Tam kurtulduk derken içimizde derinlere yuva yapmış bir parça erillik dilimize vuruveriyor. Bunun çeviri sürecinde sorun yaratabileceğini bildiğimiz ve feminist bir kitabı eril bir dille çevirmekten ödümüz koptuğu için özellikle dikkatli ve titiz olmaya çalıştık. Ne mutlu ki redaktörümüz de çok sevdiğim feminist bir kadın arkadaşım Özge Altın oldu. Bizim gözümüzden kaçan bir şeyler olduysa da o toparladı. Dolayısıyla bu çetrefilli süreci başarıyla atlattığımızı düşünüyorum.
Güray: Kendine karşı olmayı var olmanın ayrılmaz bir parçası olarak gördüğüm için erkeklik karşıtı adam olmakta bir beis görmüyorum.

“Etin cinsel politikası”nı kısaca ve herkesin anlayabileceği bir dille açıklayın desek?
Güray: Kitaptaki tanım şöyle: Etin cinsel politikası, kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünüdür. Hadi biz örneklerle gidelim: Ava gidenin erkek olması… Bitkinin kadın yiyeceği, etin erkek yiyeceği olarak görülmesi ve gösterilmesi… Ordu ve diğer iktidar simgelerinde genelde etçil hayvanların kullanılması, derebeyleri koruyan şatoların önünde aslanların beklemesi… Kadın-erkek ilişkilerinin genelde birbirlerinin bedenlerini sahiplenme ile sonuçlanması ve kadının onurunun bedeninin bir parçası ile tayin edilmesi… Pornoda kadınların bir özne olarak değil parça parça (bacak, göğüs) tüketilen bir nesne olarak ele alınması ile hayvanların sofrada bir canlı değil de parça parça (but, göğüs) yenen bir yemek olarak algılanması arasındaki benzerlik… Etin cinsel politikasının popüler kültürde meğer o kadar karşılığı varmış ki Adams’a zarflar içerisinde reklam kupürleri yağmaya başlamış. Kitabın orta kısmında mevcut bazıları… Gönderilen reklamlara bakın (ki bizde de durum pek farklı değil) neredeyse bütün et reklamlarında hayvanlar veya etleri seksi kadın gibi resmedilmiş. Varabileceğimiz sonuç şu: Etin protein almak için zorunlu olduğu ve kuvvetin tek kaynağı olduğuna inandırılan çocuk, kan dökmeden, öldürmeden hayatta kalınamayacağını farz eder ve kim elinde satır, belinde silahla ortalarda geziniyorsa onu üstün cins saymaya başlar. Erkek egemenlik, et ve savaşlar (yani hayvan ve insan öldürmenin normalleştirilmesi) olmasa zor ayakta kalırdı. 

Adams kadınların çoğunun da et yediğinin farkındadır herhalde?
Güray: Farkında tabii, kadınları idealist veya romantik bir yaklaşımla zulme katkıdan muaf da tutmuyor. Yalnızca avlanma ve savaşın erkeğe mahsus olagelmesi, silah ve hapishane tasarımlarının altında erkek imzası olması gibi gerekçelerle kadınların bir erkek fikri olan ve şiddetsiz elde edilmesi mümkün olmayan ete alıştırıldığını iddia ediyor. Ataerkil şiddet kültürü daha derinine sorgulanırsa etten cayacak ilk kitlenin kadınlar olacağına dair umudunu koruyor. Adams, Olive Shreiner’dan alıntı ile tipik erkeğin “Ne güzel bir gün, çıkıp bir şeyler vuralım!” dediği duruma ortalama bir kadının “Orada yaşayan bir canlı var ve dikkatle korunmazsa ölüp gidecek” tepkisini vereceğini belirtiyor.

Carol Adams için feminizm-hayvan özgürlüğü bağlantısını keşfeden ilk yazar diyebilir miyiz? 
Mehmet Emin: Ataerkinin yarattığı yapay kültür-doğa ikilemi, kültürün daima erkekle özdeşleştirilip kadınla özdeşleştirilen doğaya hükmeder bir şekilde sunulması ekofeminist literatürde uzun zamandır inceleniyor. Kimi ekofeminist yazarlar teorilerinde hayvanlara da yer vermiş olsalar da Adams’a kadar bu konuyu merkeze yerleştiren kimse olmamış. Genelde hayvanlar doğanın herhangi bir parçası olarak görülmüş ve “erkek olmayan ötekiler” kümesinin bir üyesi olmanın ötesine geçememiş.

Türk Deniz Kuvvetleri'ne yerli üretim gemi sağlanmasını amaçlayan MİLGEM Projesi dahilinde inşa edil

İşte ilk Türk savaş gemisinden yapılan füze atışı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

İnbaşı mağaraları keşfedilmeyi bekliyor

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

En Çok Okunanlar