Aksam.com.tr - 27.05.2012, 13:01
16 Aralık 2011 Cuma - 
Akşam | KİTAP
Kıldan tüyden şeylerin etrafında dönüyor dünya, hala!

Kıldan tüyden şeylerin etrafında dönüyor dünya, hala!

Emekli bir öğretmenin büyük ve sarkık kulakları... Pembe köpüklerle kaynamaya başlayan çilek reçeli... Barış Bıçakçı, bir kez daha hayatın en ıskaladığımız yerlerinden bulup çıkardığı anlarla, yumuşak karnımıza dokunuyor.

Melisa Kesmez / kesmezmelise@yahoo.co.uk
Gündelik olanın içindeki şiiri bulup çıkarabilmek her yazara nasip olmaz. 30 metreye tüpsüz dalıp bembeyaz bir istiridye kabuğunu güneşle buluşturmaktır bu bazen. Bazen suyun yüzeyinde küçükten büyüğe genişleyen halkaların, hafif meşrep balıkların denizin gömlek yakasına bıraktığı ruj izleri olduğuna inandırmaktır okuru. Barış Bıçakçı son romanı Sinek Isırıklarının Müellifi'nde gündeliğin şiirini yazıyor bir kez daha. Emekli bir öğretmenin büyük ve sarkık kulaklarını sakın ıskalamayın diyor. İki yüz elli gram fındığın cam kavanoza dökülürken çıkardığı sesi duyun. Yataktan kalkarken sıyrılan külottan görünen kıç, aklınıza hiçbir şeyi sadece merhameti getirsin. Taharet musluğunun duvarla birleştiği yerden incecik ip gibi zemine akan suya bakıp '...sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır' diye içlenin diyor. Pembe köpüklerle kaynamaya başlayan çilek reçeliyle yan yana koyuyor iki sevgilinin ilk çıplak gecesini. Ve tüm bunları önceki hikayelerinde yaptığı gibi sakin bir ustalıkla, bir yere yetişmeye çalışmayan acelesiz kelimelerle yapıyor. Sıradanın içindeki masalı anlatıyor okuru dizine yatırıp. Kendi rüyasına götürüyor, satır satır peşinden sürüklüyor. Gündelik hayatın orasına burasına saklanmış, içimize çöreklenmek için sırasını bekleyen duyguları açık ediyor. Kederi olur olmadık yerlere gizliyor. Neşeyi kederin hemen yanına usulcacık yerleştiriyor. Hüznü yüceltiyor, ondan kurtulmaya çalışmıyor. Tam ölüm döşeğindeki bir babanın acizliğine eziliyor kalbimiz, çat! kapı açılıyor içeri iri memeli güzel bir kadın giriyor. Hayat bir eliyle nanik yaparken, diğeriyle sırtımızı pışpışlıyor. Ve bütün bunlar olup biterken bir Beyoğlu kafesinde, en ücra masaya demirleyip elinde Sinek Isırıklarının Müellifi dalıp gitmiş bir okur mutlaka kendi kendine gülümsüyor. 
Bir aşk romanı değil bu kitap. Arka kapağa da not düşüldüğü gibi aşk üzerine bir roman belki. Aşkı anlatıyor yani, orası kesin. Bir adamın bir kadına, bir kente, edebiyata, müziğe olan aşkını anlatıyor. Karşılıksız bir aşk bu bazen, bazen nesnesiz, sadece öznesinden alıyor gücünü. Ki kırık bir adam bu. Daha da kırılmaya pek müsait bir adam. Cemil. Yer yer başka biri olmak isteyen bir adam. Daha başarılı, daha yakışıklı, daha kaslı, daha hayran olunası, daha... daha... Ankara'da toplu konutlarda     54 metrekarelik evinde gündüzlerini tek başına kendi dünyasında geçiriyor. Akşamları ise işten eve gelen ve düşerse onu kaldıracağından emin Nazlı'ya anlatacak erkek kırıklıkları biriktiriyor. Nazlı'nın içinde kaybolacağı bir roman yazma hayaliyle yola çıkmış, her çalan telefona 'bu kesin yayınevinden!' telaşıyla sarılıyor. Kitabının taslağını çocuğunu teslim eder gibi teslim ettiği editörle iç konuşmalar yapıyor ve bu konuşmalarda en çok kendini, erkekliğini ve yazarlığını aklamaya çalışıyor. Cemil aslında kaybetmiş ama kaybederken kendi zaferini ilan etmiş bir adam.
Sinek Isırıklarının Müellifi'ni Bıçakçı, dünyanın kıldan tüyden şeylerin etrafında döndüğünü bilerek yazmış yine. Okuyucuya da her fırsatta bunu ustalıkla hatırlatmasını bilmiş. Sıradanı övmüş, yüceltmiş. Küçük şeylerin peşine düşmüş. 'Bizim Büyük Çaresizliğimiz'de de dediği gibi 'gücümüzü, güzelliğimizi, canlılığımızı küçük yaşantıları sabırla tekrar etmekten aldığımızdan' hiç şüphe etmemiş. 'Karman çorman hissedişin tane tane çözüleceğini, yeniden, bu kez mükemmel bir düzen içinde bir araya geleceğini ve hayatın bir anlama kavuşacağını hayal ederek' yazmış. Bizim payımıza da sarhoşluk düşmüş.

Sinek Isırıklarının Müellifi
Barış Bıçakçı
İletişim Yayınları
166 sayfa



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER KİTAP HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'