Aksam.com.tr - 27.05.2012, 13:00
Akşam | Yazarlar

Kelimelere takıl hayatını yaşa!

23 Şubat 2012 Perşembe 02:00

Kafatasçı okul müdürü ve ondan aşağı kalmayan şuursuz şakşakçıları hakkında yazmaya niyetliydim bugün. Finali hazırdı hatta. Geçen yüzyıldan, sevgili Avusturyalı endemik dostumuz Karl Kraus'a ait olan şu yılansı aforizma ile bitirecektim yazıyı: 'İnsanlarımızın çoğu ne yazık ki; ihmal edilmiş bir kürtajın hazin sonucudur.' Çiviyi çiviyle sökmekten başka çare bırakmayan zehirli bir vakaydı ne olsa. Fakat aniden kapı çaldı ve tuttu fırlattı kalbimi bu tüyler ürpertici konunun dışına! Dost yüzlü bir kurye, Domingo Kitap'ın yeni cicisi 'Tam Benim Tipim' kitabını getirmişti. Fontlar (yazı karakterleri) hakkında aksiyon dolu bir macera kitabıydı kendisi ve ben hasretle beklemekteydim onu. Sıcağı sıcağına iki lokmacık paylaşmazsam çatlarım, sayın gönlünü içeriğe olduğu kadar biçime de kaptıran. Şu ilham zenginliğine bakınız:
- Jim Parkinson; Kaliforniya rüyasının grafiksel ifadeleri olan Jimbo, Balboa, Mojo ve Modesto gibi fontların tasarımcısı. Kaliforniya'da büyüdü. Çocukken sık sık, süslü, kocaman harflerle tebrik kartları çizen yaşlıca bir yazı sanatçısını ziyaret ederdi. Sanat eğitimi aldıktan sonra Kansas'taki kartpostal üreticisi Hallmark'ta bir iş buldu; orada el yazısı gibi görünen fontlar yaptı. Onlara rastgele isimler verdi: Cheap Thrills, Horsey, Punk...
- Coldplay'in Parachutes albümünün CD kapağında ya da zihin kontrolüyle bireycilik arasındaki mücadeleyi anlatan kült olmuş televizyon dizisi The Prisoner'in DVD versiyonunun üzerinde Albertus'u fark etmiş olabilirsiniz. Neden bu fontu kullandılar? Çünkü görsel açıdan etkileyici görünüyordu, dizinin (eski Roma dünyasına da yer veren) sinir bozucu psikolojik ortamına harika bir şekilde uyuyordu ve üstelik - 1960'ların oturma odalarındaki küçük ekranlarda bile - ışıl ışıl ve fazlasıyla okunaklıydı.

Sabahattin Ali CKM'de...
Duvarlara serilmiş o rüzgarlı hayatı izlerken, daktilosuna, gözlüğüne, takım elbisesine, onlarca şahsi evrakına neredeyse dokunabilecekken... Neden dedim. Neden en hayran olduklarımız, genellikle neşeden yana en kısmetsiz ve hayattan en hak etmedikleri şekilde çekip gitmek zorunda kalanlar? Vasatın sırnaşık ateşi karartmak zorunda mı tüm yıldızları? Minnet ve özlem duyanlardansanız ya da merak ettim bir bakayım kimmiş merakı düştüyse içinize; doğum günü 25 Şubat'ı yad etmeye, ama o gün ama civarında (3 Mart'a kadar), yolunuzu CKM'ye düşürün ve 'Bir Fotoğraf Camı - Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali' sergisini görün, Sayın Kürk Mantolu Madonnasever.

Akşam
 TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'