Türkiye'de namaz kılana muhafazakar bara gidene liberal deniyor

Özgürlüğün İslami Yolu'nu yazdı. Kitap önce Amerika'da basıldı, önümüzdeki hafta İngiltere'de çıkıyor. Türkiye'deki yayıneviyse çeviri aşamasında. Taha Akyol'un oğlu Mustafa Akyol, uzun süredir yazılarıyla ciddi bir entelektüel olarak karşımızda olsa da birkaç gündür Adnan Oktar'ın televizyon şovundan nasibini almış görünüyor. Akyol ile Türkiye'yi, İslam'ı ve tabii ki Adnan Hoca'nın iddialarını konuştuk.

Gülay Altan
gulay.barbaros@aksam.com.tr

Star ve Hürriyet Daily News gazetelerinde köşe yazan, TRT Türk ve TGRT Haber'de program yapan son dönemde yıldızı yükselen bir entelektüel Mustafa Akyol. Kendini Müslüman liberal olarak tanımlıyor. Ünlü gazeteci Taha Akyol'un oğlu. Amerika'da da Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal, International Herald Tribune, Washington Times gibi yayınlarda makaleleri yayınlanan Mustafa Akyol'un ABD'de yayınlanan ve çok ses getiren 'Islam Without Extremes: A Muslim Case For Liberty' isimli kitabı yakında Türkiye'de de yayınlanacak. Kitabı vesilesiyle zaten röportaj yapmak istediğim Mustafa Akyol ile biraz daha erken buluşmamızın sebebi Adnan Oktar oldu.
Beyaz TV'ye çıkan Adnan Hoca'nın iddialarını sormak istedim ama önce kitabı ve çalışmalarını konuştuk. Kendine güvenli, sakin ve komplekssiz biri, dolayısıyla sorularıma da içtenlikle yanıt verdi.
- Kitabınızla başlayalım; ABD'de satılıyor ve yakında Türkçeye de çevrilecek.
Kitabın Türkçesinin adının 'Özgürlüğün İslami Yolu' olmasını düşünüyorum ama konuşacağız. Doğan Kitap şu an üzerinde çalışıyor. Bu kitabın tezi temel olarak, bireysel özgürlük fikrinin İslam'a yabancı bir fikir olmadığı, aslında İslam'ın bireye hem sorumluluk hem de özgürlük veren bir din olduğu, tarihte de böyle bir misyon taşıdığı fakat İslam dünyasında bir takım baskıcı otoriter siyasi sistemler veya kültürel dokular olduğu, bunun da çoğu kez dinden değil de din dışı kaynaklardan geldiği...
- Yeni bir şey söylemiyor gibi...
Yeni bir şey söylemiyor ama bunların bir kısmı Batılılar için yeni şeyler. Türkiye'de de belki daha önce söylenmiş şeyler olabilir ama yeni olan bazı veriler var içinde. 
- Batılılar için yenilik iddiası nedir?
Batılıların zihninde özellikle son 10 yıldır İslam, otoriter rejimler, kadınlara baskı ve insanların zorla ibadet ettirildiği bir din olarak algılanıyor. Ben de böyle bir otoriterlik sorunu olduğunu teslim ediyorum İslam dünyasında ama bunun kaynağının ne olduğunu sorguluyorum. Kitapta Türkiye'de Osmanlı tecrübesiyle ilgili bölümler de var. Osmanlı'da Tanzimat sonrasında gelişen daha özgürlükçü liberal felsefenin aslında İslami dayanakları olduğunu da anlatıyorum. Kemalizm'e ciddi eleştiriler getiren kısımlar da var. Aslında 'Arap baharı'nın da arayışı içinde olduğu demokrat Müslüman çizginin savunucusu bu kitap. Buna dair bir argüman.
- Kemalizm eleştirisi demişken, sosyal medyada sizin için yapılan temel eleştirilerden biri 'Atatürk düşmanı' olduğunuz yönünde. Öyle misiniz?
Tabii ki değilim; hatta diğer herhangi bir insanın düşmanı olarak tanımlamam kendimi. Türkiye'de Atatürk'e dair eleştirel bir cümle bile söylemek 'Atatürk düşmanlığı' olarak algılandığı ve suç kapsamına sokulduğu için bu tür şeyleri tartışmak zor. Kurtuluş Savaşı'ndaki liderliğine Türkiyeli bir Türk olarak saygı duyuyorum ve minnettarım. Fakat ondan sonra Atatürk bir siyasetçi...
- Söylediğiniz kadar tabu değil artık Atatürk; biri çıkıp televizyonda 'diktatördü' diyebiliyor, bu da tartışılabiliyor...
Çünkü diktatör bir hakaret değil, bu bir siyasi tanım. Dünyada iyi diktatörler var, kötü diktatörler var. Atatürk'ün ılımlı bir diktatör olduğunu düşünüyorum açıkçası.
- Nasıl bir toplum hayali sizinki, kimsenin kimseye karışmadığı mı?
Daha farklı bir şey söylüyorum aslında...
Dindar bir insan başkalarını da dindar yapmak ister; bunun için tebliğ yapabilir. Bu İslami bir kavramdır. Çocuğunu kendi değerleriyle eğitmek isteyebilir. Dolayısıyla kimse kimseye karışmasın diyemeyiz. Benim önerim, karışanın devlet olmaması. Bu işin yasalarla ilgili boyutu, tabii sosyal boyutu da var. Ne yazık ki toplumun pek çok kesiminde oturmuş bir demokratik kültür yok. Fikriyatımızı yaymak için sivil araçlar kullanabiliriz ama bunu devlet eliyle bastırmak otoriterliktir, baskıcılıktır.
- İslam'ın kapitalist olduğunu söylüyorsunuz, yaygın inanış sosyal demokrat olduğu şeklindeydi. Eşitliği savunan aşırılığı ve aşırı tüketimi yasaklayan bir din nasıl kapitalist olur?
Kapitalizm kelimesinin çağrıştırdığı çok şeyi tasvip etmiyorum. Ahlaki tartışma farklı bir şey. Kapitalizm, Adam Smith'in veya iktisadi liberalizmi savunan insanların izah ettiği şekliyle yatırım yapabilme, teşebbüs özgürlüğü, fabrika açabilme, şirket kurabilme özgürlüğüdür. Hangi ülkeler, daha çok refah kazanmış? Kapitalist düzendekiler... Burada oluşan dengesizliğin tabii ki vicdani bir karşılığı var ve bence din tam da bunun için var. Fakirlere, muhtaç insanlara yardım etmek kapitalizmin yarattığı dengesizliği gidermek için çok ciddi bir toplumsal misyon yüklüyor dindarlara. Daha vicdanlı bir kapitalizm olmalı...
 - Kendinizi liberal Müslüman olarak tanımlıyorsunuz. Türkiye'de liberal kavramı hala biraz 'aşağılama' sıfatı gibi kullanılıyor. Daha liberallik üzerinde anlaşamamışken, 'liberal Müslüman'lığın anlaşılamayacağından korkmadınız mı?
 Türkiye'de liberalliği Kemalizm kötüledi. Çünkü liberaller devletin sınırlandırılması gerektiğine inanır. Türkiye'de tabii tek bir liberalizm de yok. Dindarlar da liberalizmin kötü bir şey olmadığını 28 Şubat döneminde gördü. Türkiye'de 28 Şubat'a doğal olarak dindarlar ve liberaller karşı çıktı.
 - Hatta dindarlar daha az karşı çıktı...
 Böyle de denebilir; artık herkesin kendini sorgulaması gerekir. Ekonomide fanatik bir liberal değilim, liberalizmi özellikle siyasi düzeyde benimsiyorum. Liberal iktisat yani kapitalizm krizlere girer, çıkar... 
 - Liberal muhafazakarlarla, liberal demokratların arası açıldı, siz nerede duruyorsunuz bu tartışmada?
 Türkiye'de öyle tuhaf ki namaz kılan insanlara muhafazakar deniyor. Bara giden insanlara da liberal... Çok yerleşmiş ama çarpık bir algı. Çünkü siyasi ideolojiler insanların yaşam biçimiyle bire bir ilişkili değil. Batı'da muhafazakar olup ateist olan insanlar da vardır. Geleneği korumayı dindar olmadıkları halde gerekli görürler. Türkiye'de de bu tonların artık gelişmesi lazım. Ben dine değer veren biriyim ve kendimi Müslüman olarak tarif ediyorum. Siyasi ideolojilerle kimlikleri birbirine geçirmemek lazım.
 - O tartışmada taraf mısınız?
 Taraf değilim iki tarafa da eleştirilerim var. Liberaller dediğimiz grubun bir kısmında özellikle sol kökenli olanlarda devlet karşıtı güçlere karşı aşırı bir hoşgörü var. Devlet karşıtı güçlerin başında da PKK geliyor. Özgürlüklere karşı tek tehdit devlet değildir, terör örgütleri de tehdittir. Muhafazakarlara gelince onların da yine farklı tonları var ama onların bir kısmında bu Balyoz, Ergenekon davası veya KCK davası gibi meselelerde bir tam saha pres yapma, sonuna kadar herkesin tutuklanması gibi bir duygu var. Buna da katılmıyorum.
 - Dindar kapitalist bir yaşamın gelişmesiyle ortaya çıkan bir zevk anlayışı oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 Benim için en büyük değer neyi tükettiğiniz değil neyi ürettiğiniz? Dindar bir insanın üretim yapıp insanları istihdam edip toplumu zenginleştirmesini, parasının bir kısmıyla fakir öğrencilere burs vermesini çok değerli bulurum. Bu durumda böyle bir kişinin evine plastik palmiye ağacı dikmesini önemsemem.
 - İslam'la çelişmiyor mu bu durum?
 Çelişiyor tabii. Bu kesim yıllarca aşağılandığı ve ezildiği için şimdi 'paramız var, bakın biz de o kendilerini üstün görenlerle eşit düzeydeyiz' duygusunda olabilir. Eleştirilmesi gereken bir konu. Desteklediğim kapitalizm bu değil.

Adnan Hocacıları bir enstitü gibi kullandım
- Amerika'da Hıristiyan fundamentalist kuruluşlarla yakın çalıştığınız, tutucu gazetelerinde yazdığınız hatta neocon olduğunuz yorumları var; ne diyorsunuz?
Yok, canım neden neocon olayım? Neoconların dünya görüşünü büyük ölçüde eleştiren bir kitap yazdım. Amerika'da 2002-2003 yılından itibaren İslam adına büyük bir tartışma başladığı için, bu tartışmaya bir şeyler yazarak katkı sağlamak istedim. Amerika'da tanıdığım insanlar yaratılışla ilgili çalışmalar yaptığım için genellikle Hıristiyan çevrelerden. Bu insanlara nerede yazabilirim diye sorduğumda birkaç editör önerdiler. Bunlar da Amerika'nın Hıristiyan sağ denen çevreleriydi...
- Eğitim için mi gittiniz ABD'ye?
Hayır, Amerika maceram diğer konuya giriyor. Bu Adnan Hocacılık meselesi...
- Nedir Adnan Hocacılarla ilişkiniz?
Lise son sınıfta tanıştım bu grupla. Sosyal çevremizde din denince akla onlar gelirdi. Dindar bir aileden gelen biri olarak ilgimi çekti, baktım hem dindar insanlar, hem modern, hem eğitimli... Katılmaya başladım toplantılarına ve bu gruba o anlamda dahil oldum. Birkaç yıl sonra da ben üniversitedeyken bir araştırma grubu kurduklarını, bu araştırma grubunun da din-bilim konularında çalışma yapacağını, katılmamın iyi olacağını söylediler. O dönemde bu konularda araştırma yaptım. Amerika'ya ilk gidişim 1998 yılıydı. Uluslararası yaratılışçılık konferansı vardı. Biz de bu konuları öğrenelim diye üç-dört kişi gitmiştik.
- Masraflarınızı karşıladığını iddia ediyordu...
Kendi biletimi alıp gittim oraya. O vesileyle Amerika'daki bu yaratılışçı çevreleri tanıdım. O dönemlerde Adnan Hoca grubu şimdikinden daha muhafazakar bir gruptu. Çoklukla Risale-i Nur okunurdu; sanki Nur hareketinin daha modern versiyonu gibi duruyordu. O grup değişti daha sonra, ben de bir noktadan sonra o değişimi yanlış bulduğum için o gruptan ayrıldım.
- Adnan Oktar'ın iddia ettiği gibi yakın mıydınız?
Adnan Hoca'ya çok yakın insan olmadım; 40 yılda bir gördüğümüz insandı. Oranın daha ayrı bir sosyal yüzü var, oraya çok dahil olmadım, o yüzünü bilmiyorum.
- Polis baskınında ortaya çıkan yaşam biçimi...
Onlar 99'da gündeme geldi. Büyük bir operasyon oldu ve operasyon olduğunda böyle şeyler mi varmış diye şaşırdım. Zaten başlarına bir şey gelmişken hemen terk edip gitmek ayıp olur diye düşündüğüm için ilişkimi kesmedim ama o operasyondan kısa bir zaman sonra ilişkimi kestim. Hakikaten ne vardı bilmiyorum...
- Programa bağlanmak istediniz ama bağlamadılar. Üstelik programı sunan liberal gazetecilerden, arkadaşınız da olan Nagehan Alçı...
Programı izlemiyordum dolayısıyla konu nasıl gündeme geldi bilmiyorum. İlkesel olarak yanlış bir şey yaptılar. Orada olmayan bir insandan bahsedemezsiniz ya da bahsedecekseniz ona bir cevap hakkı doğar. Basın etiği açısından da o kanalın bunu kabul etmesi yanlıştır. Kimseyi programa bağlamayacağız diye baştan bir karar almışlarsa, ona göre konuşmaları gerekir.
- Nagehan, cevap hakkı var Mustafa'nın dedi...
Arkadaşım; cep telefonuna SMS attım. 'Böyle bir şey var madem, beni bağla' diye fakat bağlamadı. Sanırım kimseyi yayına bağlamayacağız şartıyla çıkarmışlar. .
- Gülen cemaatine üye olduğunuz da söyleniyor...
Gülen cemaatine sevgim, saygım ve sempatim var. Adnan Hoca grubu ile ayrıldıktan sonra hiçbir cemaate dahil olmadım. Gülen cemaati varsa, ben mensup değilim.
- Yaşam tarzınızda da dini kurallara uyar mısınız?
Olabildiğince dindar olmaya çalışıyorum.

MUSTAFA AKYOL EVLİ MİDİR?
Hayır bekar ve evlenmek istiyor
- Google, Mustafa Akyol'u 'Mustafa Akyol kimdir' ve 'Mustafa Akyol evli midir' şeklinde tamamlıyor. Biliyorsunuz, en çok aranan cümleleri taşıyor Google öneri olarak. Evli misiniz?
Bilmiyordum böyle bir şey olduğunu. Enteresanmış. Bekarım ama istiyorum evlenmeyi.
- Popüler bir bekarsınız demek ki?
Olabilir, o artık benim bileceğim bir şey değil. Evlenmek kısmet olmadı. Kendimi okuyup yazmaya, araştırmaya motive eden biriyim. İki yıl önce Amerikalı bir kızla nişanlanma aşamasına geldik. åşık oldum ama kısmet olmadı, bitti.
- Kahramanınız babanızmış...
Ona çok büyük bir sevgim ve saygım var. Babamı çok büyük bir şey başarmış insan olarak görüyorum. Amerika'da konferanslar veriyorum, bunu babamın başarısından daha fazla bir iş gibi görebilirsiniz ama babamın kat ettiği mesafe çok daha büyük. Babam, Yozgat'ta dünyaya gelmiş, liseye kadar orada okumuş, İstanbul'a ilk kez üniversite için gelmiş. Türkiye'de çok ciddi bir fikir ekolü oluşturmuş, çok saygın bir mesleki kariyeri ve ahlaki bir başarısı var. Ben ne yaparsam yapayım babam kadar başarılı olduğumu iddia edemem. Babam bazı konularda fikirlerini söyler ama ben farklı düşünüyorsam nasıl biliyorsan öyle yap der. Sonuçta çok iyi bir ilişkimiz var ailemle.
- Mustafa Akyol, babası sayesinde bu noktaya geldi eleştirilerine ne diyorsunuz?
Evet, entelektüel bir ailede yetiştim. Babamın yazılarını okuyarak büyüdüm. Basında daha fazla mesafe kat etmemi sağlamış olabilir ama bazı dezavantajlar da getirmiş olabilir. Öte yandan uluslararası düzeyde çalışmalarımı Taha Akyol'un oğlu olarak yapmadım.
- Kariyer planlamanızı yaparken en başında 'babam yazar ben de yazar olacağım' mı dediniz?
Açıkçası kariyer planlaması yapmadım. Üniversiteye başlarken bu araştırma grubuna girip kendimi dini konularda adeta misyonerlik çabası içine soktum. Sonra sözünü ettiğim o grupla ilişkimi kesip o araştırma grubundan da ayrılınca 'tek başımayım aynı şeyleri kendim anlatacağım' dedim. Gazeteci de değilim aslında, haber yaparak yetişmedim. Habercilik nedir biraz biliyorum. Bir dönem Referans Gazetesi'nde editörlük yaptım.
- O grubun kariyerinize katkısı olmuş anladığım kadarıyla...
Oldu ama benim de o gruba katkım oldu...
- O grupla tanışmasaydınız yine dindar bir kimlik oluşturabilir miydiniz?
Sanırım oluştururdum ama biraz daha farklı olabilirdi. Ayrıca orada birtakım hatalar yaptığımı düşünüp o hatalardan ders de çıkardım. Örneğin siyasi liberalizme sonradan daha fazla eğilmemin bir sebebi de bu kapalı yapıların bireyi ortadan kaldırdığını oysa bireyin önemli ve dindarlıkla da uyumlu bir değer olduğunu tecrübe ederek öğrenmemdir.

MANŞETLER