Nasıl iyi bir koleksiyoner olunur?

Koleksiyonerlik günümüzün popüler uğraşlarından... Bir yatırım aracı sayılması durumu basit bir hobi işinden çıkarıp biraz karmaşıklaştırıyor. Nedir? Neden ilgi artıyor? Nasıl yapılır? Nelere dikkat edilmelidir? Meraklılara hikayeler ve öneriler...

Eyüp Tatlıpınar
eyup.tatlipinar@aksam.com.tr

Bir süredir koleksiyonerlikle ilgili seminer haberleri arka arkaya e-posta kutumuza düşüyor. İstanbul Modern'in 'Çağdaş Sanat Koleksiyonerliği' seminerleri; Yapı Kredi Bankası'nın koleksiyonerlere özel toplantıları; American Express-Spot işbirliğiyle düzenlenen güncel sanat seminerleri... Liste uzayıp gidiyor.
Koleksiyonerlik epey geniş bir alan. Örneğin gözünüzü karartıp, kültürel ve tarihi değerlere sahip arkeolojik buluntulardan bir koleksiyon oluşturmayı hedefliyorsanız işiniz pek kolay değil. Onca resmi evrakı hazırlayıp en yakın müze müdürlüğüne başvurarak kaydınızı yaptırmanız gerekiyor. Belgenizi almakla da işiniz bitmiyor. Örneğin arşivlerdeki haberler arasında gezindiğinizde, koleksiyonerlik belgesine sahip olmasına karşın eserleri taşırken izin almadığı için kaçakçı konumuna düşen kişilere rastlayabilirsiniz. Konuyu fazla uzatmayalım; hali hazırda kaçakçılık vukuatlarından dolayı bu alanda koleksiyonerlik izinleri durdurulmuş durumda. Bir sonraki açıklamaya kadar aklınızdan geçirmenize gerek yok. Koleksiyonerliğin başka bir alanı; eski pullardan paralara, çiçeklerden böceklere her türlü şeyi kapsayabilecek, tamamıyla kişisel beğenilerin öne çıktığı obje koleksiyonerliği. Sizi tutan kimse yok; yalnızca kendinize karşı sorumlusunuz.

KOLEKSİYONER PSİKOLOJİSİ
Hayli geniş tarihi eser ve sanat koleksiyonunu sergilemek için Pera Müzesi'ni açan İnan Kıraç'ın bir söyleşisinde anlattıkları, koleksiyonerliğe adım atma durumunun psikolojisini yeterince iyi gösteriyor; 'İmkanınız ve zamanınız elveriyorsa başlangıçta yavaş yavaş, çok da farkına varmadan evinizi, çalışma odanızı bir anlamı, bir derinliği, bir geçmişi olan nesnelerle doldurmaya başlarsınız. Bu eserlere dökülen heyecanlar, sevinçler, kaygılar, aşklar, yine yavaş yavaş ama kaçınılmaz bir biçimde önce çevrenizi, sonra da sizi değiştirir. Dünyanın en zor, en yorucu işini yapsanız ve onlarla ilgilenecek yeterli zamanı bulamasanız bile, akşamları eve döndüğünüzde ya da çalışma masanızda işinizi bırakıp bir an arkanıza yaslandığınızda, bu nesneler, bu tablolar, bu sanat eserleri, sizi yavaşça kendi dünyalarına çeker, düşündürür, avutur, dinlendirir, mutlu eder.'
Son yıllarda cazibesi artan, bizim de ilgimizi çeken alansa sanat koleksiyonerliği. Türkiye'de galericiliğin öncü kişileri arasında gösterebileceğimiz, 1980'lerden itibaren koleksiyonerlerin ortaya çıkmasını bizzat teşvik eden Yahşi Baraz; son 10 yılda bu işe duyulan ilginin artışını, sermaye sahipleri açısından ekonomik koşulların olumlu seyrine bağlıyor. Şehirleşme oranının hızla büyümesi ve yurtdışında eğitim alan gençlerin sayısındaki artış da gösterdiği diğer nedenler arasında...
Sanat koleksiyonerliğini bugün yatırımdan ayrı düşünmek neredeyse imkansız. Hatta bu alanda öne çıkan motivasyonun, İnan Kıraç'ın bahsettiği manevi tatminden çok maddi beklenti olduğu söylenebilir. Bazı bankaların birkaç yıldır sanat eseri almak isteyenler için kredi imkanları sunması manzarayı yeterince gösteriyor. Haliyle göze alınması gereken riskler, dikkat edilmesi gereken durumlar önem kazanıyor... 

SANAT TARİHİNİ BİLMEK
Koleksiyonunu Almanya'da sergilemesi vesilesiyle Nahit Kabakçı'yla görüştüğümde ilgi çekici hikayesini dinlemiştim. Tüccar bir babanın oğlu olarak Avrupa'da okuyup, Porsche marka arabasıyla Roma'ya pizza yemeye, Berlin'e gezmeye, Paris'te gece eğlenmeye gittiği yıllarda koleksiyonerliğe adım atmış; 'Bir gün Güher-Süher Pekinel kardeşlerle tanıştım, hayatımı değiştirdiler. Konserlere, sergilere gitmeye başladım. Frankfurt'ta bir galeride orta boydaki Dali tablosunu görmüştüm. 6 bin mark'tı. Üç kere gidip geldim galeriye, 'Alayım mı almayayım mı?' diye, almadım. O parayı da o hafta sonu kız arkadaşımla gittiğim Paris'te eğlenceye falan harcadım. Sonraları tablonun fiyatı arttı tabii, şimdi 5 milyon dolar civarında o resim. O zamanlarda Londra'dan bir arkadaşım vardı, dedesinden kalan Van Gogh'u 54 milyon Sterlin'e satmıştı. Ben niye tablo almıyorum dedim ve öyle başladım.'
Sadede gelelim; Kabakçı koleksiyonerliğe başlamış ve zamanla aldığı tabloları odalarından taşmış. Söyleşimizde aslında gereğinden fazla tablo satın aldığını, birçoğunu sonrasında daha düşük fiyatlarla elden çıkararak nihayet iyi bir koleksiyona sahip olduğunu söylemişti. Tate Modern'den aldığı, sanat tarihindeki akımları gösteren pembe renkli bir tarih çizelgesini uzatıp, koleksiyonerliğe başlarsam bu akımları iyi tanımam gerektiğini öğütlemişti.

ARKADAŞLIĞIN ÖNEMİ
Koleksiyonerler için hikayeler ve bu hikayelerden çıkarılacak dersler, önerilen yöntemler fazlasıyla çeşitli. Ortak noktaysa sanat tarihini iyi bilmek... Önceki hafta İstanbul'da koleksiyonerlere hitap eden İngiliz sanat eleştirmeni Louisa Buck, bu 'bilme' kısmına 'tanımayı' da eklemişti; 'Sanatçılarla kariyerlerinin başında arkadaş olup, onları gençliklerinde desteklemeye başlarsanız onlarla beraber büyürsünüz, size daima öncelik tanırlar.' Öneri biraz lüks gibi görünse de etkili olduğu kuşkusuz. Bizim 'en pahalı' ressamlarımızdan Burhan Doğançay'ı vaktiyle henüz adı bile duyulmamışken, kendisinden az önce bahsettiğimiz Yahşi Baraz keşfetmiş. 'Resimlerini gördüğüm an, gelecekte çok değer kazanacağını hissettim, yaratıcı biriydi. O sıralarda Doğançay'ın iyi bir ressam olmadığını yazan da çoktu' diyor. Baraz, halen arkadaşlığını sürdürdüğü Doğançay'ın tablolarından tahmin edersiniz ki iyi gelir elde etmiş.

HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMAMAK İÇİN
Koleksiyonerlere, galerilere danışmanlık hizmeti de veren sanat tarihçisi Yalçın Sadak'tan konuyla ilgili önerilerini istediğimizde yine 'sanat tarihi bilinci' kavramını duyuyoruz. Kişinin parasına ve o anki göz zevkine güvenmekle yetinerek sanat eseri almasının yaygınlığından söz ediyor Sadak. Hayal kırıklığına neredeyse kaçınılmaz bir davetiye...
Önerisi; eğer bu işe başlamak istiyorsanız okuyarak ve sergiler gezerek kendinizi geliştirmeniz. Önemli bir ayrıntı; bir sanat tarihçisine danışmak riskleri azaltmak açısından iyi bir fikir.Yalnızca almak istediğiniz eserin sanat tarihi açısından değerini ölçme konusunda değil; sahtecilik riskinden olabildiğince uzak durma konusunda da...
İnsanın aklına takılıyor tabii; 'Risk taşıyan ressamlar kimler?' Soru biraz da spekülasyonun alanına girdiği için cevabını açıkça bulmak kolay değil. Fakat arşivlere bakarsanız Fikret Mualla'nın, Nedim Günsür'ün, Burhan Uygur'un, Nuri İyem'in vaktiyle taklit edildiğini görebilirsiniz. Dikkatli davranmak için fazlasıyla yeterli bir neden...

MÜZAYEDE YERİNE GALERİDEN ALMAK DAHA KåRLI
Yalçın Sadak'ın bahsettiği diğer noktalar da dikkate değer; 'Tabloları müzayedelerde değil, galerilerden almak daha iyidir. Bir galeride 100 liraya alabileceği bir tabloya, bazen durumdan haberdar olmadığı için, bazen de açık artırmada güç gösterisi yapmak için beş katı fazla para ödeyen kişi sayısı az değil... Kendisini bu işe hakkıyla vermek isteyenler için, henüz piyasaya çıkmamış sanatçıların peşine düşmek iyi bir fikirdir. Kişisel öneri istiyorsanız Abidin Elderoğlu'ndan, Sabri Berkel'den, Zeki Faik Özel'den bahsedebilirim... Medyada çok konuşulması o sanatçının değeri hakkında bir şey söylemez, buna aldanmayın. Genç ressamları almak istiyorsanız taklit değil, özgün bir dili olmasına dikkat etmelisiniz.'
Bir not da, sanat danışmanlığı hizmeti veren, sanat eseri alımında kredi sağlayan Yapı Kredi Bankası'nın sanat bölümü sorumlusu Veysel Uğur'dan; 'Eser alınırken telif hakları konusunda bilgi edinmek gerekir. Örneğin kuruma alınan bir eser, yıl sonunda çıkan kurum takvimine basıldığında sanatçının ailesi tazminat davası açabilir. Koleksiyoner, eseri almanın telif hakkını da almak anlamına gelmediğini bilmeli.'


MANŞETLER