İmza atıp evlenmeye gerek yok

Bir dönem Spor Bakanlığı da yapan, Trabzonspor eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz, 80'li yıllarda Güneş Gazetesi'nin de sahibiydi. 'Devletten daha büyük mafya yoktur' diyen Yılmaz'la yeni kurduğu televizyon kanalında buluştuk; gazeteciliği, televizyonculuğu, aşk hayatını konuştuk.

Sibel Ateş Yengin
sibel.ates@aksam.com.tr

'Bir kere mürekkep kokusu bulaştı mı medyadan kopamazsın' diyen Mehmet Ali Yılmaz'la yeni kurduğu kanalı tvem'de buluştuk. Görenlerin bir adım geri çekilip, ceketinin önünü iliklediğini fark edince, çevresindeki saygı çemberinin korkudan mı kaynaklandığını sorduk ilk olarak... 'Niye korksunlar, saygıdan bu. Daha genç görünmeme rağmen onların abisiyim' diye cevap verdi. Gerektiği zaman sert olduğunu söyleyen Yılmaz'a röportaj bittiğinde sorularımız yüzünden kızıp kızmadığını da sorduk, o da, 'Niye kızacağım ki. Unumuzu eledik, eleğimizi de astık duvara' dedi babacan tavrıyla.
Tüm samimiyetiyle sorularımızı yanıtlayan Yılmaz'la, gazete sahibi olduğu dönemleri, görücü usulüyle yaptığı evliliğini,  hayatındaki kadınları ve aşkı konuştuk.  
- Televizyon kanalınızın adı tvem; E ve M ne anlama geliyor?
'Egemenlik milletindir' diyerek koyduk bu adı. Millet hep bu egemenlik konusunu taşıyordu, biz de milletin kanalı olacağız. Televizyon deyince akla önce diziler geliyor, kanal değil. Bu çok kötü. Esas istediğim farklı bir vizyonla mevcut televizyonlardan ayrı yenilikler getirmek. 
- Kanalın siyasi duruşu ne olacak?
Her tarafa yakınız, objektif olacağız. Egemenlik milletin diyerek yola çıktık. 
- Gazete kuracağınıza dair haberler çıktı, doğru mu?
Önümüzdeki süreçte olabilir ama şimdilik böyle bir durum söz konusu değil.  Çünkü televizyonların izlenme oranlarına, gazetelerin tirajlarına bakıyorum tatmin olmuyorum. 80'li yıllarda Güneş Gazetesi'yle Babıali'ye girmiştim. Şimdi nüfus iki misli ama tiraj daha düşük.  
- Sizin döneminizle şimdiki medya düzeni arasında nasıl farklar var?
Geriledi gibi. Çünkü o zaman daha çok gazetecilik yapma imkanı vardı. Şimdi  gazetelerin ve televizyonların daha çok ticari kaygısı var. Dolayısıyla düşünülen basın özgürlüğünü yakalamak çok zor. 
- Bir yandan da hükümetle kol kola olmak gerekiyor mu?
Öyle yapmazsanız hükümet kızıyor. Yaparsanız okuyucu kızıyor. Doğruyu verebilen, doğruyu duyurabilen olmak lazım. Tarafsız kalarak da bu işi çözebilirsiniz. Aslında okur sayısının düşme sebebini iyi araştırmak lazım. Gazeteciler Türk okurunun okuma keyfini artıracak haberler yapmalı. 
- Peki, sizin döneminizde gazeteciler haber yapmakta daha mı özgürdü?
Çok daha özgürdü. Turgut Özal'ın aleyhinde yazan Emin Çölaşan, Hürriyet'te yazmaya devam etti, atılmadı. Bir de 'Gazetecilerin yaptığı doğruydu da mı engellendi?' diye bakmak lazım. Gazeteciler de bu vatanın bir mensubu olarak kendilerine 'Vatanımızı nasıl görmek istiyoruz?' diye sormalı. Kalkınmış ve modern bir ülke görmek istiyorlarsa onu oluşturacak görüşleri empoze etmeleri gerekir. Var olanı da geriye götürecek, engellemeleri artıracak şeyleri yapmak olmaz. 
- Birkaç hükümet gördünüz, size göre bu hükümet diğerlerine göre daha mı demokrat, daha mı baskıcı?
Şimdiki hükümete söyleyecek hiçbir söz yok. Egemenlik milletin. Bu hükümeti seçiyorlarsa saygı duymak lazım. Düzgün yapılması gereken birçok iş çok çabuk yapıldı. Ama bunu yasalar bazında demiyorum, belediye başkanlarının çalışması, yol, köprü çalışmaları gayet iyi.
MAFYA BABASI DİYORLARDI
- Güneş Gazetesi'ni neden bıraktınız?
Çok yorulmuş, Babıali dedikodularından bıkmıştım. Her gün 'Satmışsınız efendim hayırlı olsun' diye haberler çıkıyordu. Bir de yanlış lanse edilmiştim.  
- Mafyayla aranızın iyi olduğu söylentileri mi?
Evet, mafya babası ilan edilmiştim. Mafya ne demek? Kuvvetli demek; adam vuran da serseri demektir. Mafya adam kesen demek değil, onu yapan terör örgütleri var, tarikatlar var. Babıali'de hangi gazete mafya değildi ki. O zaman hepsi mafyaydı. Mafya güçlü adam manasında kullanılıyor. Türkiye'deki en kuvvetli mafya devlettir, dahası yok işte, baba odur. Buna kim karşı koyabilir? Biz onun yanında neyiz ki? Böceğiz. 
- Siz, 'Kabadayılık erkekliktir' diyorsunuz. Kabadayı nasıl olunur?
Kabadayı olmak kolay iş değildir; yiğitlik ister, yürek ister. 
- Siz kabadayı mısınız?
Ben bu lafı sevmiyorum. Benim için 'Yiğittir, merttir' denir. 
- Siz Fenerbahçelisiniz değil mi?
Trabzonspor'un başkanı olmadan önce Fenerbahçeliydim. Kadıköy'de büyüdüm. Hiç saklamadım, o zamanlar da söylerdim. Bu kulüplerin hepsi bizim. 
- Başkanlık yaptığınız dönemlerde bir oyuncunuza kızıp 'Yamyam' demeniz; bir de 'Gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı' sözleriniz çok konuşuldu; hep böyle espriyle mi belli edersiniz kızgınlığınızı?
O zamanlar böyle esprili çıkışlarım vardı... Yenilince 'Ne olacak takım?' diye soruyorlardı, ben de hepsi için 'Yamyam' demiştim ama takımdaki siyah” futbolcu için dediğim sanılmıştı. O dönemler bir sürü televizyon kanalıyla uğraşmıştık. Gelen giden soruyordu. Irkçı olmadığımızı zor anlatmıştık. 
- Sizinle çalışmak kolay mıdır?
İşini bilen için kolay, tembel insan için zordur.
- Kolay sinirlenir misiniz?
O rüzgar esebilir, belli olmaz. Gerçi nadir olur. Saman alevi gibi bir anda kızarım sonra da geçer, affederim. Her insanda bunlar olur; bir insan kızmıyorsa, bağırmıyorsa tehlikelidir. Duygularını açığa vuruyorsa tehlikeli değildir. 
- Siz de kolay kolay duygularınızı, içinizi açar mısınız?
Açarım, rahatımdır. Ne saklayayım; kimi, nereden saklayayım? Zaten saklayacak bir şey yapmıyorum ki. 
- Başarılı olmanızın sırrı nedir?
İyi çalışmak, iyi bilmek, dalga geçmemek, dürüst olmak... Dürüst olursanız Allah da yanınızda olur. İnsanları severseniz, iyi çalışırsanız, kazandığınızı paylaşırsanız ve 'Hep ben, hep ben' demezseniz ve yukarıdakiyle de aranız iyiyse başarılı olursunuz.  
- Görücü usulüyle evlilik yapmışsınız, ailenize karşı çıkmamış mıydınız?
Ne yapacaksın işte... Görücü usulü derken de eşimi evlendiğim gece gördüm.   İt kopuk olmayalım diye evlendiriyorlar. 
- Üzülmüş müydünüz?
O zamanlar fark etmiyorsunuz ki. İleride zorlukları yaşıyorsunuz. Çocuklar da olunca 'ya muaffak olmazsam' diye kaygı duyuyorsunuz. 'İş hayatında başarılı olmazsan kim bakacak?' İşte korku o yaşta başlıyor. O korkuyla büyümek zor. 
- İlişkileriniz oluyor ama eşinizden de boşanmıyorsunuz, neden?
Boşanacağım bir durum olmadı. Sevgililerim oluyor da... Eşlerim diyelim. Sadakat gösteriyoruz. Çocukların annesi işte, ne var ki... Neticede beraberiz yine.  
- Eşiniz başka birine gönül verip de sizden ayrılmak isteseydi ne yapardınız?
Bizde böyle bir şey olmuyor ama bir kere çocuklar büyük. Onlardan izin alması gerekir benden önce.
 BOŞANMA KUYRUĞU VAR
- Peki, birlikte olduğunuz kadınlarla niye evlenmediniz?
Onları boş ver, geldi, geçti... Bir evlilik süresi kadar yaşadık işte. İlla imzaya gerek yok. İmza işi zorlaştırıyor. Zaten mahkemelerde boşanmak için kuyruk var. Halbuki gönül beraberliği sürdükçe ilişki olmalı. Metazori evlilik olmaz ki. İnsanın bir ömrü var, onun da ne kadar süreceği belli değil. Kadın da mutlu değilse ayrılmalı. Korkudan ayrılamıyorsa işte o töre berbat bir şey. Hayatı bitiyor. Kadına da günah değil mi? O da küçük bir ömür yaşayacak. Bir kadın kaç yıl dikkati ve ilgiyi çeker? Erkek ne kadar çeker?
- Erkekler yaşlansalar da genç kadınlarla birlikte olabiliyorlar ama...
Erkekler biraz daha avantajlı. Ama erkeğin de takati ve gücü olmalı. Evlilik programlarına gelenler neler istiyor. 
- Sizin de genç bir eşiniz var, birlikte yaşamaktan memnun musunuz?
Birlikte yaşıyoruz ne yapacağız ki. Memnunum da. Ben de garibanım işte.
- Yaş farkına rağmen anlaşmak zor olmuyor mu?
İkimiz için de yaş farkı normal. Erkekler biraz avantajlı dedik ama bu kızlara bağlı, avantajı verenler de onlar. 50 yaşında biri 30 yaşında biriyle olabilir. Arada fark hep olacak. Ayrıca neye göre fark var?
åŞIK ŞAŞKINDIR
- 'Aşk, o kadar kolay olmuyor' demişsiniz, şimdi aşık mısınız?
Aşk kendi kendine planlayarak yapacağın bir iş değil ki. O bir elektrik çarpması gibi. Nasıl olacağını bilmek çok zor... Sevgi oldu mu yeterlidir zaten. åşık olup ne yapacaksın. Yalan söylüyordur aşığım diyen. åşık olan zaten röportaj yapamaz (kahkahalar)... Sana cevap bile veremez değil mi? åşık şaşkındır, aklı gitmiştir, uçmuştur. åşık kimdir? Yunus Emre'dir, åşık Veysel'dir. Öbürü kimdir? Ferhat'la Şirin'dir. Hiç görüşmemişlerdir.  Hayali olan güzel aşktır. Kavuşunca o hayal bitiyor, sevgi kalıyorsa da ne güzel.
- Siz peki o elektrik çarpılmasına tutulmadınız mı hiç?
Korkulu yaşadığım için aşık olmadım. Olsa gereğini yapardım tabii. 16 yaşımdan 36 yaşıma kadar ne yapacaktım ki. O süreyi çok mazbut yaşadım. Hayat mücadelesi vardı. Başkalarına bakmaya da korkuyordum. Her ne kadar görücü usulüyle de evlensek aldığımız terbiye gereği uzun süre sağa, sola bakamadık. Hayat boyunca süren evliliklere ne mutlu. Mecbur kalmadan, severek, gönülden isteyerek sürüyorsa ne güzel. Bu da istisna. 
- Nikahsız evlilikler daha iyi...
Belediyenin resmi nikahının artık bir anlamı kalmadı. Eşleri üçkağıtçı yapıyor. 
- Niye eşleri üçkağıtçı yapsın?
Boşanırken mal kavgası çıkıyor. 
- Siz uzun süreli ilişkilerinizi bitirince onlara bir şey bıraktınız mı?
Kimsenin eline baktırmayacak şekilde gereğini yapıyorum. Tabii hedefin ne kadar olduğunu bilmiyorum ama bana göre doğru olan budur.
- Hem çocuklarınızı, hem nikahlı hem de nikahsız eşlerinizi himaye altına almışsınız...
Ne yapacaksınız. Böyle büyük bir aile olarak yaşıyoruz. Yüküm ağır aslında. Ama Allah kuvvet verdi de taşıyoruz.

CUMHURİYET TARİHİYLE YÜZLEŞMEK LAZIM
28 Şubat tutuklamalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
28 Şubat'ın, o günkü şartları içinde konuşulması lazım. Niye 28 Şubat oldu? Ona bakmak lazım. Eğer Çevik Bir, o günkü yasalara göre suç işlemişse o kadar beklenmemesi gerekirdi. On yıldır hükümetimiz görevde, bu konu daha önce de ele alınabilirdi. O gün yapılan hangi kanuna göre suçtu? Çok da bilgim yok aslında. Daha da operasyon bitmedi. Süleyman Demirel'i, gazetecileri, gazete patronlarını suçlayanlar var. Hepsinin ifadelerine başvurulur herhalde. Belki de bir şekilde doğrudur. Aslında kendimizle yüzleşmemizde fayda var. Bu konuda yargı çok dikkatli olmak zorunda. Cumhuriyet tarihiyle de yüzleşmek gerekiyor. Neleri doğru ya da yanlış yapmışız? Çünkü her şeyi doğru yapmak mümkün değil. Her şeyi doğru yapan bir tek Allah var.

BAŞKANLAR ŞİKE YAPMAZ
Önceki açıklamalarınızda 'Malzemecisi de, masörü de şike yapabilir' demiştiniz. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım sizce masum mudur, gerçekten şike olayına karışmış mıdır?
Şike yapmak başkanların işi değildir. Başkanlar şike yapamaz. Bize hiç kimse 'Maçı bize verin' diyemez. Biz gidip de bunu futbolculara ya da teknik direktöre söyleyemeyiz...  Futbolcular kendi aralarında yapabilir. Hocalar yapabilir, hakem tavlanır ters karar verebilir. Masör futbolcuya 'Kasın çok şişkin bugün dikkat et' diyerek bile korkutabilir. Bir sürü psikolojik ve bizim göremeyeceğimiz hareket var. Maç öncesi yarım ekmeğin içine mis gibi kokan sucuğu koyarsın, futbolcuya da 'Biraz ye bir şey olmaz' dersin, o da dayanamaz yer; sonra da maçta koşamaz. Bin çeşit numara var. Ama kulüp bazında şike yapmak zor; belge yakalamak da, inisiyatif kullanarak 'Bu böyledir' demek de zor. İnsan vicdanıyla zorlanır.

Unutamadığı kadınlar
- Hayatınıza giren kadınlar içinde unutamadıklarınız var mı?
Önemli bir şey yok. 'Bitmeseydi keşke' denir ama evlendiğim kişiyle tutsaydı daha iyi olurdu. Onunla daha iyi olabilirdi.          O yaşta birlikte büyümek, gelişmek güzel
olabilirdi.

 

MANŞETLER