28 Şubat'ı asker değil siyaset tetikledi

28 Şubat sürecinin siyasetin tetiklediği bir süreç olduğunu söyleyen dönemin önemli aktörlerinden Hüsamettin Cindoruk 'Silahsız kuvvetler diye bir şey olmaz. Asker karar verdi mi, bize ihtiyacı yok ki! Darbe cebirle olur, provası olmaz. Hukuk niyetleri yargılayamaz. Yasama organının kararlarını yargılamaya başlarsanız Yassıada Mahkemesi'ne dönersiniz' görüşünde

Şenay YILDIZ/ senay.yildiz@aksam.com.tr

TBMM eski başkanlarından Hüsamettin Cindoruk 28 Şubat sürecini değerlendirdiği söyleşinin ikinci ve son bölümünde de çok tartışılacak açıklamalar yaptı. Cindoruk'un AKŞAM'a yaptığı değerlendirmeler şöyle:

- Anlaşılıyor ki, askerler 'Erbakan'la olmaz' mesajlarını açıktan vermişler. Askerlerle siyasetçilerin ilişkileri nasıl dinamikler üzerinde gidiyordu?
Sadece askerler değil, basının büyük kesimi de aynı şeyi söylüyordu. Burada olguyu dikkate almazsanız, 'O dedi, bu dedi' olur. Ortada bir hadise var.
- Peki, size göre 28 Şubat sürecini asker mi, basın mı, asker mi, iş çevreleri mi tetikledi?
Siyasetin tetiklediği hadise. Siyaset belli bir noktaya gelmiş ve tıkanmıştı. Erbakan-Çiller ikilisinin toplumu idare etmesinde zorluk ortaya çıkmıştı. Şimdi basının üstüne gidiyorlar. Onlar bunu parayla mi yazdılar? Hayır. İnsanların hepsinin satılmış olduğunu söyleyenler kendileri satılmıştır. Kendileri satılmaya alışıksa, başkalarının da satılabileceğini düşünüyorlar. Ama Türkiye'de de dürüst, saygıdeğer, kendi vicdanlarına göre karar alan insanlar var. Olur mu öyle şey!
- Toplumun farklı kesimlerine verilen irtica brifingleriyle askerler bu işi üstlenmedi mi?
Bugün bulunduğumuz noktadan bakınca yanlış mı peki? Yanlış diyeceksiniz...
- Bugün bana biraz acayip görünüyor, evet....
Askerlerin demesine gerek yok ki! Siz bu Türkiye'de yaşamıyor musunuz, Türkiye nereye gidiyor görmüyor musunuz? Asker karar verdi mi, bize ihtiyacı yok ki! Gider, uygular. Türkiye'de asker 31 Mart'ı bastıran Yıldırım Orduları'nın devamıdır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Dün de öyleydi, bugün de böyle yarın da öyle olacaktır. O bir temsil kabiliyeti, bir nitelik, nicelik ve bir inkılapçılık hadisesidir. Boşuna çıkmaz olaylar. Bu olaylarla 'askeri yıldırdık, hapse soktuk, bitirdik, Türkiye Cumhuriyeti'nde bizden başka kimse kalmadı, İmam Hatiplerin intikamını aldık' falan diyenler, yanıldıklarını görürler.

"yrmskzsbtic.jpg"BÇG'Yİ BİLMİYORDUK
- Siyasetçiler olarak 28 Şubat sürecinde Batı Çalışma Grubu'nun varlığından haberiniz var mıydı?
Hayır, hiçbir bilgimiz yoktu. Onların bir etkisi olduğunu da sanmıyorum. Ben onları çok amatörce buluyorum.
- Öyle mi?
Evet, çok çocukça şeyler onlar. Aslında orada başka bir şeyi yargılamak lazım: Ciddi bir orduya yakışır faaliyetler değil.
- Bayağı şeyler yapılmış gerçi...
Yapılmış olsa, sonuç alırlardı. Sonucu siyasi heyetler, siyasi kararlar aldı.
- Ama sanki bu kez askerler gerçek bir darbe yapmadan süreci yönetmek istemiş gibi görünüyor. Değil mi?
Onu Demirel başardı. 28 Şubat'ın başarısı Demirel'in başarısıdır. Tarafsız, sorumlulukları olan, yeminine sadık bir Cumhurbaşkanı'nın verdiği kararlarla olmuştur. Bunu hiç inceleyip, küçültüp daraltmaya gerek yok.

SİLAHSIZ KUVVET OLMAZ
- Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün imzasıyla üst düzey bir generale atfen manşete çekilen 'Silahsız kuvvetler halletsin' ifadesi ordunun zaten darbe yapmayıp, meseleyi başka bir şekilde çözme iradesine sahip olduğunu ortaya koymuyor mu?
O laf kadar hukuk ve siyaset bilimine aykırı bir laf yok. Silahsız kuvvet nedir? Dünyanın neresinde parlamentoya silahsız kuvvet denir?
- Sadece parlamento değil, medya, STK'lar, iş çevreleri... hepsi işin içinde görülüyor.
Ona kamuoyu denir, silahsız kuvvet olmaz. Siyasetin silahı olur mu? Onlar hep amiyane tabirlerdir. Hiçbirine katılmam, çok da yanlış bulurum. Bu yolu açarsanız, bir silahlı kuvvetler bir silahsız kuvvetler çıkar. Milli devletin milli organları, parlamentosu, partileri vardır. Parlamentonun bütün kararları siyasi kararlardır. Şimdi savcılar kim hangi saikle istifa etmiş, hangi kararı vermiş, neden hükümeti düşürmüş, Cumhurbaşkanı görevlendirmeyi yanlış yapmış... Bunlar parlamento hukuku açısından da, anayasa açısından da aptalca, eblehçe işler. Parlamento'nun kararlarını inceleyen bir mahkeme olabilir mi? Nerede kaldı kuvvetler ayrılığı? Bunları denetlemeye alırsanız, Yassıada Mahkemesi'ne dönersiniz. Yasama ve yürütme erkinin kararları ile ilgili kesinlikle yargının denetim hakkı yoktur. Bu yolu açarsanız, Türkiye'de demokrasi olmaz. Olmadığını da söyleriz. Sonra, nasırımıza çok basarlarsa, bir iki tane de belge açıklarız.

BAYAR'I YARGILAYANLAR KÖPEK GİBİ ÖLDÜ
- Ne kastediyorsunuz? Ne belgeleri?
Demirel'e sorun, ben söylemem. Demokratik rejim içerisinde 1960'tan beri bu darbelerin içinde yaşadım, öldüm, hapse girdim, dayak yedik... vesaire. Yürütme organını suçladık ama bir gün yasama organını suçlamadık. Çünkü yanlış da olabilir ama yasama organının kararları kutsaldır. O kararları yargılama hakkı sadece Anayasa Mahkemesi'nindir. Onun da yasaların kurallarını yargılama hakkı vardır. Yasama organını yargılarsanız, zaten siz de darbe yapar hale gelirsiniz. O parlamentoya 'Sen şu güvenoyunu niçin verdin?' dersen, zaten demokrasi biter. Siyasetçiler o günün koşulları içinde vicdani muhasebe sonucunda kararlar vermişlerdir. O sonuçlar da devleti yürütmüş, parlamentonun kapatılması önlenmiş, seçime götürmüştür. Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın yargılandığı dönemi yaşadık biz. Celal Bayar idama mahkum edildi. Vatan haini miydi Celal Bayar? Bayar'ı Köpek Davası'ndan yargılayanlar köpek gibi öldüler ama Celal Bayar ayakta kaldı. Hukuk da, hakimler-savcılar da hadlerini bilmeliler.

ABD ve İsrail dost değildir
-  28 Şubat MGK'sından iki hafta sonra Albright'ın çağrısı üzerine bir toplantı yapıldığı ve 'Doğrudan askeri darbe olmadan bu hükümet gitmeli' kararı alındığı belirtiliyor. ABD ve İsrail sizce bu işin neresinde?
Ben ABD ve İsrail'i hiç aramam, araştırmam da. Çünkü onlar dost devletler değildir, müttefik devletlerdir. Bir devletin ABD de İsrail de dostu olmaz. Çünkü kendilerinin çok aşırı çıkarları vardır, yasa içi ve yasa dışı yayılmacı siyasete mecburdurlar. O toplantıdan haberimiz bile olmadı, şimdi söylüyorlar. Bunlar şehir efsaneleridir. Elde belge var mı? Yok. Hiçbir ABD Başkanı Türkiye'ye müdahalede bulunduğunu söylemez, söyler mi? Söylemez.

Darbenin provası olmaz
- 28 Şubat sürecinin bir gün yargılanacağını hiç düşünmüş müydünüz?
Kararlarınızı verirken hukuka, vicdana saygılı kararlar vereceksiniz kimseden korkmadan. Korkanlar siyaset yapmasın. Şimdi o korkanlar siyaset yaptığı için böyle oluyor. Bu siyasetin temelinde 31 Mart'tan bu yana gelen o korku var. En güzel sözlerden birini İlker Başbuğ söyledi. 700 bin kişilik ordusu olan bir kumandan eğer darbe yapmıyorsa, darbe yapma niyeti yok demektir. Ben o andıçlar vesaireler hepsini okudum. O davaların hepsi fiyaskodur.
- Ama insanların hayatları çok etkilendi. İskender Pala, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar...hepsi anlatıyor. Askerler medya patronlarına telefon açıp, insanları işten attırdılar mesela...
Bugün de gazeteciler demiyor mu 'Beni Başbakan attırdı' diye? O dediğiniz bugün de var! Bence orada bir suç değil kusur var. Ahlaka aykırılık başka, hukuka aykırılık başkadır. Belki Başbakan yarın diyecek ki, 'Ben sadece bir sitemde bulundum'. Aynı şeyi askerler de diyebilirler.

SONUÇ ALAMADILAR
- Askerlerin rolünü biraz fazla masum göstermiyor musunuz?
Hayır, önemsemiyorum. Çünkü bir asker darbeye karar verdiyse, yapıyor. Siyaset askerlerin algısını veya niyetini fark etti ve parlamenter rejimin araçlarını kullanarak sonuç almalarını önledi. Tabi şimdi 31 Mart'tan bu yana kendilerini mağdur, ezilmiş hissedenler, hilafetin kaldırılmasına üzülenler, laikliğin Türkiye'de geçerli bir ideoloji olmasından rahatsız olanlar iktidara gelmişlerdir. Onların sıkıntısı 28 Şubat'la hesaplaşmak değil; 31 Mart'tan bu yana orta çıkan sonuçları tekrar yaşamamak ve Türkiye'yi en azından seküler bir devlete döndürmek istiyorlar.
- Başbakan 'Cadı avına dönüşmesin ama iş gidebildiği kadar gitmeli. İş dünyası, basın, STK'lar, rektörler neler neler yaptı, bunlar ortaya çıksın' dedi. Sizce de oralara dek gitmeli mi?
Başbakan zaten bazı davaların 'savcısıyım' demişti, şimdi bunu daha ilerletiyor ve talimat veriyor. Bu, Başbakan'ın kendisi gibi düşünenlere hedef göstermesidir ve bir başbakana yakışacak iş değildir.
- Sadece askerlerle mi kalmalı peki?
Burada hukuk işlemeli. Askerlerin yaptıkları işler sonuç vermemiştir, bizim tabirimizle eksik teşebbüs halini almıştır. Darbenin provası olmaz. Niyetleri yargılamak hukukun işi değildir, sonuçları yargılar.
- Başarısız darbe olabilir ama...
Şu anda başarısız darbe de ortada yok. Silahsız darbe olmaz. Darbe cebir unsuruyla olur.
- Postmodern darbe kavramı da onlardan çıkmadı mı?
O da yanlış. Herhalde biri mizahi olarak söyledi bunu. Elinde darbe gücü olan bir yapı, bunu provasını yapmaz. 12 Mart'tan, 12 Eylül'den biliyoruz bunları. Bütün bu fezlekeleri savcılardan önce terörle mücadele hazırladı. Bir okuyun o fezlekeleri, bir hukuksallık var mı? Bu tam polis devletidir. Polisin hazırladığı fezlekeyle savcı, savcını hazırladığı iddianameyle bir yargıç, onun verdiği tutukluluk kararıyla bir mahkeme... Kuyuya düşüyorsun, kuyudan çıkamıyorsun. 8 milletvekili tutuklu olan bir parlamento bunları kurtaramıyor, kendisini nasıl kurtaracak?

Herkes masanın altına yatmıştı
-  28 Şubat'ta insani açıdan bakıp hiç 'bunlar yanlış oldu' diyor musunuz?
28 Şubat'ta bugünkü başbakan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı mıydı? Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı mıydı? Evet. Konya'da, Kayseri'de, Adana'da bu arkadaşlar belediye başkanı mıydı? Bir tanesinin görevine son verilmiş midir? Bir tanesinin belediyesinde 55'inci hükümetin gönderdiği murakıp, müfettiş, savcı, hakim olmuş mudur? Tayyip Erdoğan o meşhur konuşmasını 28 Şubat'tan önce yapmıştır. O konuşma yarım saat süren, fevkalade çirkin bir konuşmadır. Şiir okuduğu için değil, Siirt'te devlet düzenine aykırı bir konuşma yaptığı için mahkum olmuştur. 18 senedir Ankara ve İstanbul'da belediyeleri, belediye meclislerini kendileri idare etmiyor mu? Kimin mağduriyeti söz konusu? Bir özel mahkeme kurdu mu 28 Şubat? Yapmayın Allah aşkına ya! Sadece 31 Mart'ın intikamını almaya uğraşıyorlar. Türkiye nasıl bir seküler devlet olur, nasıl bir İslam devleti olur, büyük hedef bu.

AŞIRI KEMALİSTLER
- Türban nedeniyle derslerine giremeyen kızlar, ikna odaları vesaire peki?
Türban daha önceden alınmış bir karar, diğeri ma halli bir hadise. Bana sorarsanız, ben türbanın serbest olması gerektiğini hep savundum. Siz nasıl aşırı dincilik yaparsanız aşırı Kemalizm yapanlar da çıkabilir. Onlara kızıp da, onların yanlış tatbikatından rejimi veyahut süreci suçlayamazsınız. Türkiye'yi doğru okumak lazım.    
- Ama bayağı büyük ve öfkeli bir mağdur kitlesi var karşımızda...
Ben onlara soruyorum: Geldiler de, 55'inci hükümetten giderilmesini istedikleri bir haksızlık oldu da gidermedi mi bu hükümet? Şimdi çıkıp ötmek kolay. O zaman herkes masanın altına yatmıştı...
- Korkuyorlardı çünkü...
Korkuyorlardı değil, kuşkuluydular. Birtakım yanlışlıklar yapmış, suç işlemişlerdi. Şehir Tiyatroları'ndan ne ister bir belediye? Sanattan ne ister, bugün olan ne? Yani sadece siyasal, hukuksal değil, sanatsal yanlışların da içindeler. İşte irtica budur. 'İrticayı tarif et' diyorlar, edemem. Olaylar irticayı tarif eder. Kenan Işık'tan ne istiyorsunuz? Zaten sanata müdahaleyle irtica hareketlenir. İskender Pala veya diğer sevdiğim, okuduğum şairlerin hepsi şiirlerini yazdı. Refah Partisi'ni kim kapattı? Olayları anlatan, objektif, hem de çoğunlukla verilen bir kararla Anayasa Mahkemesi, siyaset değil. Bu hadiseyi doğru teşhis etmek lazım. Refah Partisi'nden sonra niye yeni kurulan Fazilet Parti'ne girmedi bugünkü başbakan ve arkadaşları?

AK PARTİ PROGRAMINDAN CAYDI
- Sizce neden?
Esas 28 Şubat'ın asıl taraftarları, kararlarını uygulayan onlar. Onlar Fazilet Partisi ve Necmettin Erbakan siyasetinden vazgeçtiler. 28 Şubat kararlarını uyguladılar ve kendi partilerini kurdular. AK Parti'nin kuruluşunun temelinde ne var? Kendilerine yapılan baskıyı, otoriter rejimi eleştirerek, daha özgürlükçü, haksızlıklara karşı çıkan, adil bir Türkiye. Yani AK Parti'nin temelinde hak ve özgürlükler olmalı. Başkaldırı da askeri ve siyasi vesayete karşı. Bugün yaptıkları ise tam tersi. Sıkıntı AK Parti'nin kendi ideolojisi, başlangıç felsefesinden vazgeçmesidir. AK Parti programından caymıştır. Kendisine yapılmasından şikayet ettiklerini bugün karşıtlarına yapmaya başlamıştır. Onun için de sıkıntı çıkmıştır.


MANŞETLER