Aksam.com.tr - 27.05.2012, 11:55
19 Şubat 2012 Pazar - 
Akşam | PAZAR
Dövüşün ve direk dansının aynasında kimlikler

Dövüşün ve direk dansının aynasında kimlikler

Gözde Türkkan, Tayland'ın 'gece hayatından' ve Muay Thai ringlerinden yansıyan dünyayı, kadın ve erkek kimliklerinin belirsizleşmesini fotoğrafladı. İşin ilgi çekici bir yanı, Türkkan'ın kendisinin de Muay Thai'yle ve direk dansıyla uğraşıyor olması...


Eyüp Tatlıpınar
etatlipinar@gmail.com


Genç sanatçı Gözde Türkkan'ın başlıca ilgi alanı cinsiyet politikaları ve kimlik meseleleri. 2011 yazında 'gece hayatını', para kazanmak için bedenlerini kullananları fotoğraflamak için Tayland'ın yolunu tutmuş. Dövüşçülerin, 'ücretli sevgililerin', transseksüellerin, direk dansçılarının, ojeli tırnaklarıyla ringlere çıkan kadınların oluşturduğu; cinsiyetler üzerinden tanımlanan kimliklerin birbirine karıştığı bir dünya bulmuş... Bu dünyayı yansıttığı fotoğraf projesinden kareleri, 'Full Contact' başlığı altında 25 Şubat'a kadar Nişantaşı'ndaki Galeri X-İst'te görebilirsiniz.
İşin ilgi çekici bir yanı, bahsettiğimiz bu kimlikler arası geçişkenliğin, Muay Thai sporunda ve direk dansında somutlaşarak Türkkan'ın kişisel hayat hikayesinde de karşılığını bulması... Kendisi Paris'te fizik okumaya başlamış, çok sevdiği bu dünyaya kendini adayamayacağını düşünüp İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde fotoğraf ve video okumaya karar vermiş, bölümü bitirdiğinde Londra'da güzel sanatlar üzerine master yapmış bir sanatçı. Bir süre Bilgi Üniversitesi'nde dersler vermiş ve bugüne kadar farklı sergilerde yer almış... 

- Muay Thai'yle nasıl tanıştınız?
Lisede spor yapardım ama üniversite yıllarıyla birlikte uzunca bir süre ara vermiştim. Altı yıl kadar önceydi, fiziksel ve manevi bakımdan spora tekrar başlamanın iyi bir fikir olacağını düşünmüştüm. Evimin yanında spor salonu vardı, gidip bakayım dedim. Kickboks dersleri de veriliyordu. Fitness gibi bilindik bir uğraşın yanında daha çekici göründü. Bir dersi izledim, ikincisinde kaydımı yaptırdım, sonrasında bırakamadım. Hayatımda başka hiçbir şey için o kadar disiplin içine girmemiştim sanırım. Londra'ya master için gittiğimde de hemen bir spor salonuna gittim. Tayland'ın geleneksel dövüş sporu Muay Thai'la de orada tanıştım. İnsanlar pub'lara, kulüplere gidiyordu, ben haftanın beş günü salona gidiyordum. 
- Nasıl bir spordur Muay Thai?
Bizde daha çok kickboks bilinir. Onun diz ve dirsek darbeleri, enseden tutup çekme hareketlerinin bulunduğu versiyonu. Tayland'ın geleneksel dövüş sporlarından doğmuş ama zamanla Batı'daki boksa yakınlaştırılıp ringlere taşınmış. Mesela eldivenler kullanılmaya başlanmış. 10 yıl kadar öncesinde kafanın tepesine dirsekle vurma hareketi, ölümlere ve arızalara yol açabildiği için Tayland Kralı tarafından yasaklanmış. Tayland'da bu sporun yapıldığı kamplar var. Lisans gibi resmi bir belge gerekmiyor. Yabancı bile olsanız 'dövüşmek istiyorum' diyerek kampa gidiyorsunuz ve kamp yetkilisi onay verirse dövüşmeye başlıyorsunuz.
DİREK DANSI VE       DÖVÜŞ İLİŞKİSİ  
- Direk dansıyla da ilgilisiniz... 
Londra'da master yaparken, 'Pay Here' adlı projem için ilgileniyordum direk dansıyla. Bir de Londra'da Muay Thai yaptığım salonun direk dansı dersleri vardı. Çok eğlenceliydi, orada yaptım. Birbiriyle çok zıt gibi görünen iki şey ama aynı yerde yapabiliyorsun. 
- Mesela bir kulüpte direk dansı yapmak ister misiniz?
Yok, öyle değil. Kendini dişi hissetme ve o dişiliği, özgürlüğü dışarı vurup ondan zevk alma ihtiyacını tatmin ediyor. Londra'da Muay Thai yaptığım kadınlar, 'burada direk dansı dersleri de varmış' dediğimde ilginç bulup hadi birlikte gidelim diyorlardı. 
- Serginizde de Muay Thai'den ve direk dansından kareler yan yana. İkisi arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Bana şöyle geliyor; kadın ve erkek cinsiyetlerinden bahsettiğimizde hiçbir şey siyah ve beyaz gibi birbirinden keskin biçimde ayrılmıyor. Gayet dişi özelliklere sahip bir kadın, bizim çok erkeksi bulduğumuz bir mizaca sahip olabilir örneğin. Erkekler için de geçerli elbette. Eğer böyle bir şey varsa her ikisinin de tatmin edilmesi gerekiyor... Ben kendimde o yararı gördüm en azından. İçsel dengemi buldum. Dövüş ve direk dansı bir örnek sadece, bunların yerine başka şeyler de konulabilir. 
- Projeniz de tam olarak bu fikir üzerine kurulu sanırım...
Projenin mekanları, ringler, gece kulüpleri ve barlar iki cinsiyet arasındaki ayrımların belirsizleştiği yerler aynı zamanda. Ne dövüşçüler sadece erkek ne de gece hayatında çalışanlar sadece kadın...  Cinsiyet üzerinden tanımlanan kimlikler arasında geçişkenlikler var. Transseksüelleri ve ojeli tırnaklarıyla ringlerde dövüşen kadınları çekmeseydim proje eksik kalırdı.
ERGENLİKTE AKLA TAKILAN SORU 
- Kadın ve erkek kimliklerinin kişisel hikayenizdeki yerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Benden büyük bir erkek kuzenim vardı. Bilirsiniz, çocukken oyuncaklar aile içinde dolaşır. Onun oyuncaklarını bana getirirlerdi. Barbie bebeklerimi çok severdim ama kuzenimden gelen uzaktan kumandalı arabayı, Ninja kaplumbağalarını da severdim. Etrafımdaki bir sürü figür arasında, kendimi Street Fighter oyunundaki dövüşçü kadın karakterleriyle özdeşleştirirdim. Ergenliğe geçiş dönemimde şunu sorgulamaya başladım; neden kimse bana erkek olarak mı yoksa kadın olarak mı doğmak istediğimi sormadı? İyi bir dönem değildi benim için. Kadınlık durumunun daha zor ve kötü bir şey olduğunu düşünürdüm. Çünkü 'bir insanın gücü ne kadar fazlaysa hayatı o kadar kolay geçer' mantığına sahiptim, erkeklere özenirdim. Bu mantığı biraz geç kırabildim ve kadın cinsiyetinden memnuniyet duymaya başladım. 
- Öncekilerdeki gibi bu serginizde de otoportrenize yer veriyorsunuz. Bu durum ne tür bir mesaj içeriyor?
İlk işlerimde fotoğraf, öncelikle kendimi ifade etmenin bir aracıydı. Otoportrelerle kendi temsilim üzerinde hakimiyet kurmak hoşuma gidiyordu, çok tatmin ediciydi. Zamanla kendimi ifade etmenin ötesine geçmeye çalıştım. Otoportrelerin de anlamı farklılaştı. Serilerin vurgulamaya çalıştığı cümlenin ufak ama önemli bir parçası haline geldiler. Örneğin bu son serideki otoportremde Phuket'e kısmen uyum sağlayan, gece hayatına ve dövüşen kadınlara gönderme yapan bir 'kimlik' kurguladım kendi temsilim üzerinden.

Herkes her şey için aynı mekanda
- Tayland'da mekanlara girip fotoğraf çekme konusunda zorluklar yaşadınız mı?

Genel olarak Taylandlıların kültürlerinde saygı, tolerans, sıcakkanlılık baskın özellikler. O nedenle kimse sizi zor durumda bırakmak istemiyor. Bir de kendinizi tanıtıp nezaket gösterince tepki almıyorsunuz. Kimse siz fotoğrafını çekerken rahatını bozmuyor. Ama çocuk istismarının yaşandığı yerler hakkında duyumlar almama karşın gidip çekmek istemedim. İsteseydim aynı rahatlıkta çekebilir miydim bilemiyorum. 
- Bu 'rahatlık' meselesi ilgi çekici...
Çekime gideceğim ilk zamanlardı. Salonda antrenman yaptığım bir iki arkadaşımla gittim daha kolay geçsin diye. 'Acaba izin alabilir miyim, rahatsız olurlar mı?' gibi şeyler geçiyordu kafamdan ama çalışacağımız barın işletmecisi kadın hiçbir problem yaşanmayacağını, istediğim gibi çekim yapabileceğimi söyledi. Birileri bilardo oynuyor, birileri içip eğleniyor, birileri arkadaşlarıyla sohbet ediyor, emeklilik yaşına gelmiş yaşlı başlı yabancı erkekler 18-20 yaşlarındaki genç kızlarla sohbet ediyor. Kimin ne için orada bulunduğu gayet açık. Herkes kendi dünyasında. Bir tek ben durup olan biteni izleyip fotoğraf çekiyorum. Hiç kimse oralı bile olmuyor. En azından yabancı yaşlı erkeklerden tepki göreceğimi düşünmüştüm ama rahatlarını hiç bozmamışlardı. Kendimi garip hissetmiştim. Her şey için herkes aynı bara gidiyor. Arkadaşınızla sohbet etmek için de, genç kadınlarla para karşılığı birlikte olmak için de... Geçişken, flu mekanlar...

 



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER PAZAR HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'