Aksam.com.tr - 27.05.2012, 11:55
04 Şubat 2012 Cumartesi - 
Akşam | CUMARTESİ
Doğuştan gelen

Doğuştan gelen

'Kevin Hakkında Konuşmalıyız', çokça tartışmalı yanına rağmen, oturup sizi düşündüren iyi bir edebiyat uyarlaması. Son yıllarda izlediğimiz en ilgi çekici, en tartışmalı film olmaya aday.

Barış Bardakçı
baris.bardakci@mynet.com

Ermeni kökenli entelektüel bir kadın Eva Khatchadourian... Bohem hayat tarzını benimsemişken evlenip çoluk çocuğa karışmayı planlıyor. Eva'nın çocuğu 16'sına geldiğinde korkunç bir katliamın kahramanı olacaktır.
'We Need To Talk About Kevin - Kevin Hakkında Konuşmalıyız', son yıllarda izlediğimiz en ilgi çekici, en tartışmalı film olmaya aday. Lionel Shriver'ın Türkçe'de de aynı isimle yayımlanan romanı, son 10-15 yılda çok tekrarlanan, toplumsal bir vaka olarak incelenip algılanan Amerika'nın belalısı 'lise cinayetleri' konusuna farklı noktalardan yaklaşmasıyla ünlü. Bir gazeteci olan Shriver da ilginç bir karakter. Kadın ama erkek ismiyle yazıyor. Sadece kadın yazarlara verilen, Orange Ödülü'nü de kazandı.
Kitap, Shriver'ınsa; film, Lynne Ramsay'ın elbette. Yönetmenin bir edebiyat uyarlaması için doğru yolda ilerlediğini söyleyebiliriz. Sürekli geri dönüşler, zaman sıçramaları filmin izlenmesini biraz zorlaştırsa da romanın kurgusundaki 'hayatı başa sarma' filme iyi yansımış. Ramsay, filmin final etkisini yitirmeden akışı hareketli kılabiliyor ki bu hiç kolay iş değil!

TARTIŞMALI AMA DÜŞÜNDÜRÜYOR
'Kevin Hakkında Konuşmalıyız', nereden bakarsak bakalım entelektüel bir 'Omen' ya da 'Rosemary'nin Bebeği' filmine çıkıyor. Lise katliamlarındaki toplumsal olguları rahatça bir kenara itiyor, yaşadığı topraklara yabancı kadınların yetiştirdikleri çocuklara dokunduruyor, daha kötüsü açıkça cinsiyetçilik yapıyor. Erkek çocukların kız çocuklardan daha ölümcül kötü olduğunu sızdıran bir yapıtla, kendi adıma daha önce karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Yazar Shriver, romanını yazdıktan sonra çocuk yapmaktan vazgeçmiş söylenenlere bakılırsa. Ama romanının böyle bir etki yapmasından huzursuzluk duyacağını da eklemiş.
Aileyi hedef alan filmlerin son dönemdeki artışları sadece entelektüel önyargılara bağlamak artık pek ilerici bir yaklaşım olarak kabul görmemeli. Toplumdaki çürük, çoktan en küçük parçaya ulaştı. 'Savaşma seviş' sloganını bulmuş bir neslin vara vara aileden çıkma katliamların kaynağı, zanlısı durumuna gelmesi çok acıklı! 'Kevin Hakkında Konuşmalıyız', çokça tartışmalı yanına rağmen, oturup sizi düşündüren bir film. Yazarı ve yönetmeni izleyicisini kışkırtmayı iyi başarmış. Sinema, sanat biraz da bu değil mi?

VİZYON FİLMLERİ

Utanç

Yönetmen: Steve McQueen 
Oyuncular: Michael Fassbender, Carey Mulligan, Lucy Walters, Mari-Ange Ramirez

Michael Fassbender, filmde otuzlu yaşlarında, cinsel dürtülerine hâkim olamayan, her daim azgın bir New Yorkluyu canlandırıyor. Brandon’ın iş, ev ve barlardan ibaret tekdüze yaşamı, fahişeler ve porno filmler arasında geçmektedir. Dik başlı kız kardeşi Sissy birkaç gün kalmak için evine gelince, hayatı birden rayından çıkar. Utanç, saplantı, ihtiyacın doğası ve hayatta yaptığımız seçimler üzerine, son derece sakin bir film.

Karanlıklar Ülkesi: Uyanış

Yönetmen: Mans Marlind-Björn Stein
Oyuncular: Kate Beckinsale, Stephen Rea, Michael Ealy, Theo James

Selene ile sevgilisi Michael’ın vampirlerin atası Marcus’u ortadan kaldırmasının üzerinden 15 yıl geçmiştir. Aradan geçen zamanda Vampir ve Lycan klanlarından haberdar olan insanoğlu her iki türü de ortadan kaldırmak için seferberlik ilan etmiştir. Bu soykırım sürecinde ele geçirilen Selene, on yıldan fazla bir süre sonra uyanır ve Antigen’e karşı intikam savaşına girişir.

Eş Ruhumun Eş Zamanı

Yönetmen: R. Şanal Günseli  
Oyuncular: Musa Uzunlar, Aylin Kabasakal, Uğur Çavuşoğlu, Zeynep Utku

Hayatlarında aynı şeyleri yaşayan bir kadın ve bir erkek. Evleniyor, boşanıyor ve bir oğulları oluyor. Geçmiş korkularının gölgeleri onları hep izliyor. Ama onlar yılmadan, pes etmeden umutla yollarına devam ediyor. Bir süre sonra kendilerini bir masal dünyasının içinde buluyorlar. Sevginin, insan yaşamına etkilerini gözler önüne seren gizemli bir öykü.


Güzel Günler Göreceğiz

Yönetmen: Hasan Tolga Pulat
Oyuncular: Buğra Gülsoy, Nesrin Cavadzade, Uğur Polat, Feride Çetin

Film, bir gün içinde ve İstanbul’da geçer. Beş farklı karakterin günlük hayatta kesişen yolları ve farkında olmadan birbirlerinin hayatına müdahalelerini anlatır. Film, doğrusal olmayan kurgusuyla bütün hikâyeleri iç içe geçirerek anlatır. Bir günlük zaman dilimi; geriye, şimdiye ve ileriye atlanarak ilerler.


Spielberg ile bir savaş masalı daha
İşte yine bir Steven Spielberg filmi... Yine büyük, yine destansı bir prodüksiyon. Her yaştan izleyiciyi kolayca sarmalayacak macera, dostluk, keşif ve cesaret hikayesi. Elbette yönetmenin sevdiği II. Dünya Savaşı atmosferinde geçiyor. 'Savaş Atı', genç bir adamla onun yetiştirdiği bir atın sıra dışı hikayesini anlatıyor.
İki buçuk saat boyunca bir savaş masalı anlatıyor bize Spielberg. Atlar, parçalanan bedenler, masalların büyüsü... Beklediğinize değecek mi siz karar vereceksiniz. Ama bunca formüle edilmiş görselliği sıcak sıcak yememizi bekliyor bu filmin yapımcıları. Yapmacık meydan muharebesi dostlukları, insanlığa beyaz bayrak çekmiş türlü yutturmacalarla bizi 'attaya' götürüyorlar. Karar yine sizin!



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER CUMARTESİ HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'