Aksam.com.tr - 27.05.2012, 11:50
Akşam | Yazarlar

Dar salonda adalet

15 Şubat 2012 Çarşamba 02:00

Adalet Komisyonu koridorunda, yarım ay düzeninde kurulu onlarca tripot; önünden geçene Grammy töreni havası hissettirse de, hızla çoğalan kalabalık, kaçınılmaz gerilimin sinyaliydi.
Aynı koridoru paylaşan CHP Grubu önünde birikmiş dertli partililerse, başka bir gezegenden gelmiş gibiydi.
Komisyon salonu, sıcak ve havasızdı. Uzun masanın arkasındaki koltuklara saatler öncesinden; üstünde kurum adı yazılmış kağıtlar koyarak yer ayıran habercilerin çabası boşa çıktı. Bürokratlar kağıtları itip oturdu. İtirazlar sonuç vermedi.
Devlet böyle bir şeydi işte...
İlk çıkış, şakacı Sırrı Süreyya Önder'den geldi:  'Yer yok, nerde bu devlet?'
Herkes güldü. Bir-iki saniye, o kadar. Habercilerin sayısı, komisyon üyelerinin üç-dört katına ulaşınca, sıkışıklığa bağlı gerilim arttı. Hasip Kaplan -hiç sürpriz olmayan biçimde- boyun damarlarını göstere göstere bağırmaya başlayınca salondaki elektrik elle tutulur  hale geldi.
Önce yer; sonra usul tartışması yaşandı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile diğer mensuplarını kurtaracak kanunu görüşecek Adalet Komisyonu üyeleri; eşyalarını toplayıp daha ferah olan KİT Komisyonu salonuna taşındı.
Lakin, tek sorun bu değildi ki, mutlu-mesut teklifin görüşmelere başlansın... Daha Komisyon Başkanı Ahmet İyimaya'nın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle toplantı çağrısını başkan vekilinin yapması büyütecekti tartışmayı.
Aynı salonda benzer bir kaosu, İmarbank skandalının ardından Uzanlar'ın malvarlığına el koymayı mümkün kılan TMSF  düzenlemesinden hatırlıyorum. O zaman da komisyon çok havasız, elektrikli ve büyük tartışmalar eşliğinde çalışmıştı. Ve lakin o tasarı yasalaştı;  sonrasını biliyoruz...
Yine öyle olacak. Varlık sebebi ve faaliyetlerine rahmet okutacak ölçüde seyirlik hale gelen MİT teklifi de fiziki sorunlar ne olursa olsun, ne kadar ateşli yaşanırsa yaşansın kanunlaşacak. Cumhurbaşkanı onaylayacak ve Resmi Gazete'de yayımlanacak. İki gün sonra olmazsa, beş gün sonra.
Amok koşusu sürüyor çünkü.
İktidar, zaten çok açık olduğunu ama 'niyeyse' (sahi niye?) anlaşılmadığını düşündüğü bir maddeyi,  'Ey yargı' tonuyla biraz daha açarak, başağrısını biraz hafitletmeyi umacak.
İyi de -Atiye'nin kulakları çınlasın- bu mudur?
Bu teklif yasalaşınca, özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya'ya dosyadan el çektirince, Fidan ifadeye gitmeyince, Sarıkaya hakkında HSYK 'resen' inceleme başlatınca, Cumhurbaşkanı Gül'ün işaret ettiği 'büyük resim' aydınlanmış mı olacak?
Bu soruya; başta Gül olmak üzere, yürütme erkinden hiç kimsenin gönül rahatlığıyla evet demediğini biliyoruz.
Hükümet, henüz aydınlatılmayan Uludere faciasından sonra, kısa arayla ikinci kez güç durumda kaldı. MİT krizinde art arda gelen hamleler, bu meselenin yalnızca özel yetkili bir savcının çağrısından ibaret olmadığını gösteriyor. Yanı sıra, yeni girişimlerin de kapıda durduğunu da.
Bütün bu olup bitenler, krizin göbeğinde duran Kürt meselesine, demokratik bir hukuk devletinden beklenen köklü ve kavrayıcı bir bakış açısının zorunluluğunu dayatıyor.
Dün kendi salonuna sığamayan Adalet Komisyonu, Türkiye'nin temel sorununun, günlük çözümlere sığamayacak kadar büyük olduğunu da gösteriyordu.

 TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
ÖNCEKİ YAZILARI
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Futbolda şiddetin temelinde ataerkil değerlerimiz var
Sporda şiddet konusunda yaptığı çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nefise Bulgu 'Olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil' diyor ve ekliyor: 'Sporda şiddetin erkeklikle, ataerkil değerlerle bağlantısı var. Şiddet ve spor erkekliğin meşru alanı. Bu geçmişten beri böyle. Günümüz futbol tribünlerinde, sahalarında ataerkil ilişkiler sergileniyor. Çünkü sporda şiddet erkek kimliğini yansıtıyor. Yükselen milliyetçilik de bu şiddeti bir erkek eylemi olarak meşrulaştırıyor'