




















Bulut Bulut Üstüne
Ethem Baran, öykü kitabı 'Bulut Bulut Üstüne'de yazarlığının zirvesine ulaştığını kanıtlıyor. Baran'ın birçok öyküsünde yaşanmışlık izlerini görmek mümkün. Ancak bunu öylesine ustalıkla soyutlayıp kurguya dönüştürüyor ki, yazarın gölgesi bile düşmüyor metnin üzerine.
Cemil Kavukçu
2011, öykü severlere güzel armağanlar sunan bir yıl oldu. Şımarmayan, moda akımlara, popülist eğilimlere omuz silken, buna karşın da ele avuca sığmayan, sınırları net olarak çizilemeyen öykü; has okurunun yüzünü güldürdü. Telif ve çeviri birçok kitap yayımlandı yıl boyunca. Özellikle de dünya edebiyatından çevrilen birbirinden değerli yapıtlar, yılı bir öykü şenliğine çevirdi. Bunda, Can ve Everest'in payları büyük. Öykünün okurunu yitirdiği konusunda sık sık dile getirdiğim kaygılarım vardı. Bu konuda yanıldığımı görmekse sevindirdi beni. Hepsine ulaşamadıysam da öykülerle dolu dolu bir yıl geçirdim.
2011'in son gününü Ethem Baran'ın yeni öykü kitabı 'Bulut Bulut Üstüne' ile kapattım. Bu da, yıl boyunca sürdürdüğüm öykü şenliğine yakışır bir kapanış oldu. Baran, 1991'de yayımlanan ilk kitabı 'Sonrası Ayrılık' ile çıkıyor okurun karşısına. Yazma serüveni, yolculuğunun yirmi yılını geride bırakmış bile. İlk kitabının yayımlanmasına kadar geçen o beklentili ve sıkıntılı dönemi de göz önüne alırsak, bu süre daha da uzar. Baran'ı bugünkü konumuna yükselten, yeteneği ve çalışkanlığının dışında azmi ve sabrı olmuş. Kendisine 2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü getiren 'Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı' (2005) ile ustalık sürecine giren Baran, kanalını genişletip derinleştirirken çıtasını yükseltmeyi de sürdürdü. 'Unuttuğum Bütün Akşamlar', 'Bozkırın Uzak Bahçeleri', 'Evlerimiz Poyraza Bakar' birbirini bütünleyen, kısır döngüye, yinelemeye düşmeyen, öykücülüğünün alanını genişleten kitaplardı. 'Bulut Bulut Üstüne' ise bugün için yazarlığının zirvesini gösteriyor. Edebiyatımızda, ilk yapıtlarıyla iyi bir çıkış yapıp ödüller alan ama daha sonra yazdıklarıyla bu basamakları birer birer inen, hatta unutulup giden yazarların sayısı hiç de az değildir. Baran; duyumsadığı, içtenlikle yansıttığı öykü evrenini kurarken dış etkilerden kendini nasıl koruyacağını da bilen bir yazar. Gündemde olmak, sürekli kendinden söz ettirmek, bir yerlerde görünmek gibi bir derdi yok. Yaşama ve insana sevecen bakıyor. Son derece doğal yazıyor öykülerini.
DAMITILMIŞ SÖZCÜKLERLE KURULMUŞ TÜMCELER
On üç öyküden oluşan 'Bulut Bulut Üstüne' kitabının en belirgin özelliği, dili. Damıtılmış, ince bir süzgeçten geçirilmiş, bir kuyumcu işçiliğiyle yan yana getirilen sözcüklerle kurulmuş tümceleri, Baran'ın dile nasıl titizlendiğini gösteriyor. Her biri notaya dönüşen sözcükler, cümleler arasında dolaşan musikiyi fısıldarken, yazarın sabrını ve azmini de ortaya koyuyor. Bir öyküyü okurken başka öykülerin de içinden geçiyormuş duygusuna kapılıyorsunuz. Sık sık karşınıza kuşlar çıkıyor. Okuru şaşırtmak istercesine öykülerin arasında uçuşup duruyorlar. Kimi zaman anlatılan kişiyle özdeşleşip onların duygularını kanat çırpışlarıyla ifade ediyor, kimi zaman sesleri, cıvıltıları ve bütünleştikleri doğayla mekan ruhunu söylüyorlar. Taşrada doğup büyüyenlerin yaşamında kuşların, kedilerin, köpeklerin bambaşka bir yeri var elbette. Çocukluklarında derin izler bırakıyor. Baran da bu izlerin üzerinden yürüyüp benzersiz dünyalar kuruyor.
Kitabın ikinci öyküsü 'Ata Binmiş Ali Ağa'yı Tahmis'i okuyunca, keşke kitap bununla başlasaydı dedim. Kıpır kıpır, kıvrak bir dansın ritimlerine uyuyormuşçasına canlı görüntüler çizen öykünün dramatik yapısı da çok güçlü. Doğa-mekan ve karakterler uyum içinde. Öykü karakterinden yola çıkarak onun yaşadığı coğrafyanın bütün unsurlarını, gündelik hayatın akışını, çevresindeki insanlarla birlikte zaafları ve erdemlerini aynı dizgede anlatıyor/ aynı çerçevenin içine sığdırabiliyor.
'Güneş yalnızca onu özenerek aydınlatmışçasına parıltılı iğde ağacının dibinde eşelenen tavuklar kaçışırdı daha sen gözünü toprak yola dikmeden; duvarların, ağaçların, kuyruğunu kıstırıp kaçan itlerin gölgeleri kendilerine çekidüzen verirlerdi. Çatal kapıların sokağa bakışı, kuşların yere düşen gölgelerini alıp kaçışı değişirdi.' (s. 24)
'Ankara Hatları Vapuru', kitabın en ilginç öykülerinden biri. Yaşanmışlık kurguya dönüşürken kurgu yeniden kurgulanıyor. Anlatıcı, kendi gibi yazar olan dostuyla Ankara Eryaman'daki Göksu Park'ta sık sık buluşup yürüyüş yapar, sonra da hiçbir zaman vapur olmamış (olamayacak), bağlı olduğu limanından ayrılmamış (ayrılamayacak) ama her an denize açılacakmış gibi duran beton bir vapurda otururlar. Burası bir kafe-restorandır. Yapay bir gölde yapay vapurda olmalarına karşın her iki yazarın da doğayı içlerinde taşıdıklarına işaret eden ayrıntılara yer verilir. Edebiyattan ve yazdıklarından konuşurlar. Anlatıcının yazar dostu, romanının bir yerinde takılmıştır ve haftalardır tek satır yazamıyordur. Anlatıcı ona bir öneride bulunur. Böylece kurgunun kurgulanması ve kurgular arasında bir gezinti başlar. Öykünün diğer ilginç bir yanı da anlatıcının yazar dostunun gerçek yaşamdaki karşılığıdır. Okurları onu hemen tanıyacaktır.
SİNEMATOGRAFİK BİR ÜSLUP
Baran'ın birçok öyküsünde yaşanmışlık izlerini görmek mümkün. Ancak bunu öylesine ustalıkla soyutlayıp kurguya dönüştürüyor ki, yazarın gölgesi bile düşmüyor metnin üzerine.
Birçok yazar gibi resim sanatına da ilgi duymuş, çocukken kendi çizgi roman karakterlerini yaratıp serüvenler yazıp çizmiş Ethem Baran. Bakmaktan görmeye geçmenin, gördüğünü göstermeye çalışmanın ilk adımlarını erken yaşlarda atmış böylece. Öykülerindeki canlı doğa betimlemelerinin, seçtiği işlevsel ayrıntıları kendine özgü bir biçimde sunmasının, yer yer sinematografik bir dil kullanmasının bunda payı büyük kuşkusuz. Ayrıca şiirle de el ele tutuşuyor.
'yapraklara takılıp kalmış kuş sesleri dökülen ağaçlar', 'unutulmuş tespih sessizliğinde bekleyen ihtiyarlar', 'duvar diplerine gölge gölge hayal işleyen genç kızlar', 'sigara dumanlarından uzak şehirlere kaçan delikanlılar.'
Yarattıkları dünyalar ve biçemleri çok farklı da olsa Baran ile Hasan Ali Toptaş'ın dil titizliğinden ve metne özgü bir ses arayış biçimlerindeki yakınlıktan söz etmek mümkün. Baran'ın öykülerinde Toptaş'ın eserlerinde olduğu gibi, sözün birbirini çoğalttığı döngüsel dilin, anlamın kanalını derinleştirip zenginleştirdiği duyarlık öne çıkıyor. Baran, öykü atmosferinde doğaya yönelik ayrıntıları kullanmakta ne denli başarılıysa, kültürümüze ait türküleri, deyişleri, kadın ve erkek dünyasının kendi içine kapalı jargonunu, popüler söylemin dışında kalan atasözleri ve deyimleri, yerel söyleyiş biçimlerini de aynı hassasiyetle kullanıyor. Bütün bunlar dilini zenginleştiren birer yan ögeye dönüşüyor. Vüs'at O. Bener, nasıl ki dil ile müzik arasında her zaman bir bağ kurmaya çalışmışsa, Baran da onu yapıyor.
Ethem Baran, öykücülüğümüzü yarınlara taşıyan usta kalemlerden biri olduğunu 'Bulut Bulut Üstüne' kitabıyla bir kez daha kanıtlıyor.
Bulut Bulut Üstüne
Ethem Baran
Doğan Kitap
114 sayfa
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































