




















Beni yavaş öldür
Çağatay Yaşmut'un 'Başkomiser Galip' tiplemesiyle bütün yaptığı; polisiye romanın o karşı konulamaz, baştan çıkarıcı iplerini kullanarak, meraklı bir kurgu içinde okuyucuya 'polisiye roman okuma zevki'ni vermek.
Erol ÜYEPAZARCI / euyepazarci@gmail.com
Geçen ay bir kitap dergisinin 'Son Üç Yılın En İyi Polisiye Romanı'nı ortaya çıkaracak seçici kurula davet edildiğimde büyük bir mutluluk duydum. Bunun nedeni; bir polisiye roman tutkunu olarak ülkemizde polisiye roman konusundaki son 15 yılda görülen olumlu gelişmelere gerekli ilginin gösterilmemesinin bende yarattığı sıkıntıyı ilk kez hafifletecek bir girişime tanık olmamdı. Evet, ilk kez Türkiye'de yayımlanmış polisiye romanları konu alan bir düzenleme ve ödüllendirme söz konusu oluyordu.
Halbuki polisiye romanın, edebiyatın kıpır, kıpır capcanlı ve etkileyici bir kolu olduğunu kabul eden; edebiyat tapınağının tutucu gardiyanlarının artık hükmünü yitirmiş, 'Polisiye roman gerçek edebiyat değildir, bütünüyle popüler edebiyattır' safsatasının geçerli olmadığı ülkelerde neredeyse 60-70 yıldır çok saygın polisiye roman edebiyatı ödülleri vardır ve bu ödüllerin kimlere verildiği o yılın edebiyat aleminde çok tartışılan olayların başında gelir. Örneğin ABD'de 'Edgar Ödülleri', İngiltere'deki 'Altın ve Gümüş Hançer Ödülleri'yle yalnızca büyük ustalara verilen 'Platin Hançer Ödülü', Fransızların 'Polisiye Roman Büyük Ödülü', Almanların 'Krimepreise' ödülü heyecanla takip ettiğim ve takip ederken artık belli bir düzeyi tutturduğuna inandığım Türk Polisiye Edebiyatı için benzer bir ödüllendirmenin gerekliliğine inandığım değerlendirmelerdir.
Yukarıda söz konusu ettiğim ödül gelişmiş ülkelerdekine tam benzeyen bir ödül olmasa da ve bir kereliğine verilmek üzere düzenlense de beni bu nedenle mutlu etti ve düzenleyicilerine bunun her yıl yapılan ve gelenekselleşme gösterecek bir hale gelmesi temennilerimi de ilettim.
Seçici kurul olarak son üç yılın polisiye romanlarını masaya yatırdığımızda Ahmet Ümit, Celil Oker, Osman Aysu ve son yılların fenomen genç yazarı Emrah Serbes gibi tanınan, bilinen ustaların eserleri yanında benim aday olarak önerdiklerimden biri de Çağatay Yaşmut'un 'Başkomiser Galip' polisiyeleri idi. Sonunda Türk Polisiye Edebiyatı'na katkısı tartışılamaz usta yazar Ahmet Ümit'i oybirliği ile seçtik ama ben bu ilk ödüllendirme olayında aday olan yazarların da polisiye romana meraklı okuyuculara tanıtılmasında yararı olacağını düşündüm. Diğer ustalar Celil Oker, Emrah Serbes ve Osman Aysu'yu pek çok kez yazıp tanıttığım için önceliği de Çağatay Yaşmut'a vermeyi yeğledim.
Yaşmut, polisiye roman yazmaya 2008'de yayımlanan 'Beyoğlu Çıkmazı' ile başladı; onu 'Şarkılar Susunca' izledi. Son yapıtı ise 'Beni Yavaş Öldür'.
Yazarımızın polisiye romanlarının kahramanı 'Başkomiser Galip' polisiye romanın ana damarlarından biri olan 'Kara Roman' okulunun dedektifleri gibi yaşamda kaybetmiş bir kişi. Hercule Poirot gibi 'beynindeki gri maddeleri çalıştırarak' sorunları çözen bir çıkarsama ustası yahut Mike Hammer gibi 'yumruklarıyla sevişen, dudaklarıyla dövüşen' bir faşist it değil. Suç ve muamma öğeleri yanına seks, şiddet ve bilimsel palavraları katıp İsa'yı Magdelanalı Meryem ile evlendirip çoluk çocuğa karıştıran veya artık yazıla yazıla cılkı çıkmış Masonluk öyküleri anlatan Dan Brown yahut olağanüstü durumlar ve kahramanlar yaratmak için sonunda kurbanlarının rahmini yiyen ultra sapıklar yaratan Grang gibi polisiye romanın ırzına geçenlerin yapaylığı üzerlerinden akan kahramanlarına da hiç benzemiyor. Yaşmut'un 'Başkomiser Galip' tiplemesiyle bütün yaptığı polisiye romanın o karşı konulamaz, baştan çıkarıcı iplerini kullanarak meraklı bir kurgu içinde okuyucuya 'polisiye roman okuma zevkini' vermek.
Başkomiser Galip, sevdiği kadını koruyamamış ve ölümden kurtaramamış olmanın ezikliği içinde yaşama tutunmak için görevini yapmaya çalışıyor, aslında işini seviyor, işi onu heyecanlandırıyor, işi olmasa yaşama tutunmasının imkansız olacağının da farkında. Başkomiser Galip bana ülkemizde ıskalanmış iyi bir yazarın, Lawrence Block'un attığı kurşunun kaldırıma çarpıp küçücük bir kız çocuğunu öldürmesinden sonra bütün hayatı kayan kahramanı polis komiseri Matthew Scudder'i anımsattı. Onun gibi karamsar, onun gibi yaşama sevincini yeniden yakalayabileceğinden umutsuz bir kişi. Yalnız Başkomiser Galip için iyimser olabileceğimiz bir husus var. Scudder gibi yapayalnız değil veya kendini yalnızlığa isteyerek mahkum etmiş değil. Yönettiği ekipteki insanların; Komiser Serdar'ın, Komiser Melike'nin ve gizli bilgileri kendini sevdiğini zannettiği fettan gazeteci kıza sızdırma salaklığını gösterse de Mustafa'nın sımsıcak desteğine sahip.
Başkomiserimiz son macerasında; öldürdüğü kurbanlarının yanına onların yaşamlarıyla ilgili bir öykü bırakan bir seri katilin peşinde. Birkaç yıl önce aynı şekilde cinayetler işleyen birinin peşine düşmüş ve sonunda onu yakalamış ve suçlu intihar etmişti. Aynı tür cinayetlerin yeniden ortaya çıkması ve birbirini izlemesi bu eski psikopatı hatırlatıyorsa da bu kez iş daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir durum alıyor.
Yaşmut'un romanının kahramanlarından biri de İstanbul kenti. Başkomiserimizin evi Kadıköy yakasında, işi Beyoğlu'nda. İstanbul, yazarın deyimiyle, 'çarpık kentleşmiş, depremini bekleyen, altyapısı olmayan kültür başkenti (!)' İstanbul bütün kahrediciliği ama bütün çekiciliği ve cazibesiyle romanın her bölümünde kendini hissettiriyor ve Başkomiser Galip, arkadaşları, çarpıcı suçlular ve kurbanlarla birlikte başrollerden birini oynuyor.
Polisiye roman sevenlere Çağatay Yaşmut'un eserlerini öneriyorum. Polisiye roman karşıtlarının bütün anlamsız sarakalarını hiç önemsemeden gerine gerine polisiye roman okumaktan keyif aldığınızı söyleyin. Başkomiser Galip ile hüzünlenin, sevinin ve iyi kız Oya'nın Galip'i tekrar yaşama döndürmesini umut edin diyorum.
Beni Yavaş Öldür
Çağatay Yaşmut
Oğlak Yayıncılık
368 sayfa
Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.































