09 Ağustos 2005 Salı       




 

Uluğ Atasoy


 
ulugatasoy@superonline.com

Yoksa siz tesadüflere inanır mısınız?

   
 
Kainatın en büyük mucizesi, mucizeye rast gelinmemiş olmasıdır!' demiş... Aristo olsa gerek. Hayatta mucize de yok, rastlantı da. Herşey, saat gibi işleyen bir düzenek şeklinde kurulmuş, kurgulanmış. Belki de en büyük ve yegane mucize bu zaten. Hayatın kendisi.

'Kötü örnek emsal teşkil etmez' derler, doğrudur. Ama, yanlışlardan doğru dersler çıkarmanın da bir zararı olmasa gerek. Kanunsuz yaşamış bir insana ait bir düstur, olumlu anlamda hayata uyarlanabiliyorsa bunda bir yanlış yoktur herhalde.

Al Capone. Eli kanlı bir mafya babası. Fi tarihinde Chicago başta olmak üzere, ABD'de fink atmış bir organize suç örgütü lideri. Akıbetini biliyorsunuzdur; vergi kaçakçılığından içeri atılıp kodeste eceliyle ölmüştü. Vergi kaçakçılığından yakalanması da ilginç. Zira, bu zat o denli mütebbir (tedbirli) biriymiş ki, hiçbir açığı olmadığı için elinin kirinden suç isnat edilmesi hiç mümkün olmamış. Ancak ve ancak, bu olayla ABD sathında halen daha süren sarsılmaz bir korku imparatorluğu haline gelen IRS (Amerikan Vergi Dairesi) tarafından hesaplarında tesbit edilen bir açık vasıtasıyla içeri atılabilmişti.

Bu şahsa, bir röportajda şöyle sorulmuş; 'Bugüne dek kimse sizin hayatınıza kastedemedi. Bunu nasıl becerdiniz?'

İşte verdiği yanıt bir ders gibi (elbette içindeki eylemle değil, ana fikriyle). 'Ben sabah maiyetimde tanımadığım birini gördüğümde, silahım üstümde mi yoklarım. Öğlen aynı şahsı gene yakınımda görürsem, silahımın namlusuna bir mermi sürerim. Eğer akşam aynı kişiyi görürsem, gördüğüm yerde vururum. BEN TESADÜFLERE İNANMAM!'

Bir zamanlar, bir gazetede bir yazı vardı. Yankesiciler, gözlerine kestirdikleri birinin cebine dadanmadan önce, kurbanın alakasız bir yerine ufak bir acı verirlermiş. Mesela bir iğne batırırlarmış. Acının etkisiyle dikkati o noktaya yoğunlaşan zavallıyı soymak da böylece kolaylaşırmış.

Bir de son not. Afyon devrimi öncesinde, Çin'de İngilizler'le Çinliler arasında casus savaşı iyice kızışmış. Çinliler bir İngiliz diplomatı ajan olduğu kuşkusuyla takibe almışlar. Ancak bir müddet sonra, casusluğun tarihini yaratmış bir milletin elemanını hafife almamak gerektiğini düşünerek, akıllarına 'takip edildiğini biliyordur ve bizi yanılmak için esas yapması gerekenleri yapmıyordur' düşüncesi gelmiş. Bu durumu bertaraf etmek için de, bu şahısla temas kurulmuş ve ondan her akşam kendilerine, son 24 saat içinde yaptıklarına dair bir rapor vermesi karşılığında rahatsız edilmeyeceği sözü verilmiş. Neticede, İngiliz casusun hergün verdiği raporlar belli bir ters mantıkla irdelenerek içinden çok faydalı bilgilere ulaşılmış. Buna başta karşı çıkan Çinli yetkililer, hatta İngilizler bile şaşmış kalmış. Yani anlaşılmış ki; bilgi bilgidir. Yalan yanlış bile olsa, içinde bir gerçeklik saklıdır.

Şimdi! Koyalım bunları bir alt alta. Alalım önümüze gazeteleri.. Açalım televizyonları (yerli yabancı kanalları), izleyelim haberleri... Sonra da koyalım şapkamızı önümüze. Bakalım, hal-i pür melalimize. Neler varmış, neler diye.. İster kişisel, ister yerel, ister ulusal, ister uluslararası...


 
 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir