 |
|
|
|
Damıtık içkinin tadı
|
|
|
Sevgili okurlarım; bundan önceki yazılarımda kısmen de olsa, bazı damıtık alkollü içkiler hakkında genel bilgiler vermiştim. Örneğin, armanyak ve rakıyı bir ölçüde de olsa sizlere tanıtmıştım. Ancak, damıtık (distile) içkileri daha iyi değerlendirebilmek için mutlaka doğru bir şekilde sınıflandırmak gerekiyor
Her içkinin gastronomi dünyasında ayrı bir yeri ve konumu var. Doğru zamanlama ve uyum sağlayan ürünlerle alınmadıklarında artık içki kültüründen ve zevkinden bahsetmek mümkün olmuyor.
Damıtık alkollü içkileri şarap ve bira gibi mayalı içkilerden biraz farklı değerlendirmek gerekir. Bu içkilerin yapıları ve sofradaki konumları mayalı içkilerden çok farklı. Hatta, alkol dışında ortak özellikleri yok denecek kadar az. Her ne kadar bizler; rakıyı milli içki kabul edip (çok tartışılabilecek bir konu), sulandıra sulandıra sıcak yemeklere eşlikçi olarak seçsek, daha da ileri gidip rakı ve şarap gibi yapıları çok farklı iki içkiyi karşılaştırmaya çalışsak da durum Avrupa mutfak kültüründe böyle değil. Bizde yapılan şey, elma ile ayva tatlısını karşılaştırmaktan, elma yerine ayva tatlısı koymaktan farksız. Rakı konusunu ileride ayrıca ele alıp, sizlere hem yeni piyasaya çıkan rakılarımızı, hem de rakıyı genel anlamda tanıtacağım.
Yüksek alkollü içkiler Avrupa mutfak kültüründe yemek öncesi iştah açıcı (aperatif) ya da yemek sonu sindirimi kolaylaştırıcı (dijestif) olarak alınan ürünler. Avrupa'da sıcak yemeklerin yanında, ender koşullar dışında tercih edilmezler. Örneğin, İtalya'dasınız şarap eşliğinde nefis bir pasta, pizza veya et yemeği yediniz. Mideniz de fazlasıyla ağırlaştı. Kahveden önce alacağınız bir grappa sizi rahatlatır ve yemeğin ağırlığını unutturur. Yine ağır bir yemekten sonra finalde yudumlayacağınız bir Porto veya Sherry damağınızı yıkar, lezzetlendirir ve sindirimimizi kolaylaştırır. Yemek öncesi iştahınızı açmak amacıyla çerez ürünlerle bir Ruby Porto veya bir Mnazanilla Sherry de alabilirsiniz. İştahınız kabarır, yemeğe keyifle başlarsınız. Bu tip örnekleri daha da artırmak mümkün. Tekila, meskal ve romdan da örnekler verebiliriz. Baharatlı yemeklerden sonra benim kişisel tercihim ise tekila ya da rom.
Damıtık alkollü içkiler genel olarak iki ana grupta incelenirler: Eskitilebilen damıtık içkiler ve eskitilmeyen damıtık içkiler.
Eskitilebilen damıtık alkollü içkilere verebileceğimiz en tipik örnekler viski, konyak ve armanyaktır. Bu içkilerin ortak özellikleri yıllandıkça değer kazanabilmeleri ve bunu sağlayan fıçı olgunlaştırma işlemi geçirmeleridir. Diğer yandan rakı, votka ve cin gibi damıtık içkiler ise yıllandıkça değer kazanmazlar. Dolayısıyla, eskitilmezler. Viski ve konyak gibi eskitilen içkiler üretim süreçleri gereği fıçıda yeterince geliştirilip ideal içim zamanları geldiğinde piyasaya sunulurlar. Bu nedenle, şişede uzun süre eskitilmeleri gerekmez. Bazıları rakıyı bekletmenin (eskitmenin) faydalı olduğunu iddia etseler de 3-4 aylık kısa bir olgunlaştırma dışında eskitme bir anlam ifade etmez. Ancak bu durumdan eski Tekel'i alan Mey İçki Grubu'nun fıçıda olgunlaştırarak çıkardığı rakıyı hariç tutuyorum, çünkü fıçıda, rakıya belli ölçüde yapı kazandırmışlar.
Eskitilmeyen damıtık içkilerin dünyada bilinen en önemli iki örneği votka ve cin. Sırası gelmişken, kısaca bu içkilerden de bahsetmek gerek. İleride detaylandırmak üzere önce votkadan kısaca bahsedelim:
Bir Rus içkisi olan votka, bilimsel tanımıyla çeşitli hububat veya patatesin şekerlendirilmesi ve mayalanması sonucu oluşan mayşenin iki kez rektifiye (arıtılması) edilmesi, aktif kömür veya odun kömüründen süzülmesi ve içilebilecek alkol derecesine kadar sulandırılması ile elde edilen çok saf bir alkol. Bu özelliğinden dolayı votkanın içinde su ve alkolden başka hemen hiçbir madde yoktur ve renksizdir.
Votka isminin öyküsü de oldukça ilginç. 'Votka' Rusça'da küçük sevgili su anlamına gelir. Rusya'nın önemli tarihi kişilerinden Çar Petro bir askeri zaferden sonra düzenlediği şölene, komşu ülkelerden devlet adamları, prensler, prensesler çağırır ve onlara çok sert bir içki sunar. O kadar ki kadehe dudağını değdirenin dudakları kavrulur ve bir yudum daha içmek mümkün olmaz. Çar Petro: 'Benim gümüş kupamı getirin' diye emreder. Kupayı ağzına kadar içki doldurduktan sonra bir dikişte bitirip elinden atarken 'vod kak' diye bağırır. Bu dönemden sonra Rusça'da 'işte böyle' anlamına gelen 'vod kak' kelimelerinden 'vodka' kelimesinin türediği rivayeti yayılır.
Votka ve cin denince anlatacak çok şey var. Sonraki haftalarda bu sohbeti sürdürmek üzere şimdilik sohbetimize son veriyorum.
|
|
|
|
|
|
 |