Yahu, çok önemli konular var ama sıcakta çekilmiyorlar... Ben de 'yaz gündemi' uyguluyorum. Suya sabuna dokunmaya sonbaharda başlarız, kusura kalmayınız.
Bu zamanda yazılacak konu, günün 'mana ve ehemmiyetine' uygun tatil konusu tabii.
Hayır, Bodrum'da ettiğim serserilikleri allayıp pullayıp gazeteme gönderecek halim yok, oturduğum yerden ahkam
keseceğim.
Tartışma şu: Türkler tatil yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı?
Geçen gün sayfaları kaplayan bir araştırmaya göre, Türkler'in yüzde 44'ü hiç tatil yapmıyormuş.
Eh, yüzde 56'sı da yapıyor demektir.
Fakat basında 'Türkler tatil yapmıyorlar' gibi bir yargıya varılmış. Neden acaba?
Çünkü Türkler'in ancak yüzde 62'sinin aklına tatil deyince 'deniz ve güneş' geliyormuş, üstelik Türkler'in yüzde 90'ı yurtdışına hiç çıkmamış...
Küçük bir azınlık dağa çıkıyor, yaylaya, kimisi de göl kıyısına kaçıyor, fakat Türk'ün esas tatili 'memlekete gitmek'.
Yaz aylarında köyüne gidip, gelirken de çıkınında mercimek bulgur getiren Türk, tatil yapmış sayılıyor.
Eh, bu da bir dinlenme değil midir?
'Memleketi olmayanlar' da ya denize, ya yurtdışına gidiyorlar işte... On bin kişilik bir azınlık da lüks gemi turlarını çok sevdi.
Ancak, 'gurbetçileri' de toplasanız, hacıları da katsanız, ezici çoğunluğun yurtdışıyla hiçbir alışverişi yok.
'Parasızlıktan' diyeceksiniz. Ben de 'aynı zamanda korkaklıktan' diyeceğim.
Türk korkar mı? Ölümden korkmaz, düşmandan korkmaz ama yabancı ülkeden korkar.
'Lisan bilmez', oralarda sudan çıkmış balığa döner. Oraların kültürüyle haşır neşir olmadığı için ne yapacağını kestiremez, sıkılır. Eğitimsiz olduğundan 'taş toprak' gezmekten bıkar. Her yerde kumar oynayamadığı için bozulur. Zamparalık edemeyince büsbütün burulur.
Üstelik parayla tatil yapılmaz. Para, Lidyalılar tarafından, Türkler'in apartman dairesi ve araba almaları için icat edilmiştir.
Örneğin, ortalama Türk gazetecisi için yurtdışı gezisi ancak 'başkasının kesesinden yapılan' bir gezidir, kendi cebinden para harcamaz. Kimisi için de yabancı ülke gezisi, 'gitmişken araba alıp getirme ve onu satıp masrafları çıkardıktan sonra kara da geçme' fırsatıdır.
Yurdum insanı çalışmayı bilmediği için dinlenmeyi de bilmez. Tatile günlük sorunlarını, politikayı, kaynanasını, en başta kendi kendini götürür. Yazlıkçılar da, akraba ve taallukat ağırlamaktan, yaz sonu şehire büsbütün yorgun dönerler.
Çünkü 'normalde' bir koca iki de çocuk besleyen kadın, yazlıkta ortalama on beş kişiye yemek yapmak zorundadır! Anası danası oradadır.
Kimisinin de vakti yoktur tabii. Bu ülkede 'on sekiz yıldır hiç tatil yapmamış olmakla' övünen zavallı dolar milyonerleri yaşarlar. Öldüklerinde kendilerine cepli kefen yaptırılacaktır.
Havyar kesen kadro fazlası memurun izin hakkı bir ay, çalışan işçinin de ortalama on beş gündür.
Fransa'da sosyaldemokratlar iktidara geldiklerinde işçi ya da memur, hamal ya da müdür her çalışanın, kıdemine de bakmadan, yıllık dört hafta ücretli izin hakkını beş haftaya çıkardılar. Sonra da altı haftaya...
Acaba geçen pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul il kurultayında bu konu tartışıldı mı? Sonbaharda yapılacak olan büyük kurultayda tartışılacak mıdır? Parti programına çalışan kesimle ilgili herhangi bir madde eklenmesi düşünülüyor mu? Parti yönetiminin iktidara geldiği takdirde bu konuda atacak herhangi bir adımı var mı?
Yok. Onun yerine 'Engin Bey gene sosyaldemokratlara giydirmiş canım' demek çok daha kolay. Yeteneksiz ve beceriksizlerin yüreklerini soğutuyor. Bu sıcakta ciddi konulara girmeyecektik ama işte size 'serinletici' unsur...