 |
|
|
|
Renkli hayatlar
|
|
|
Dedikodu, başkalarının hayatı, özellikle de 'renkli' hayatlar her zaman ilgimizi çekiyor. Hangi gazete, hangi televizyon bunlara ağırlık verirse daha çok izleniyor, okunuyor.
Bunu, cehaletle açıklayan, toplumun böyle şeylerle eğlendiğini, ciddi konulardan bıktığını, kendi hayatında yaşadığı sıkıntılarla ilgili hiçbir şeyi görmek istemediğini, onun için de başkalarının (aslında bir avuç insanın) renkli, zengin ve keyifli hayatını izlemekten hoşlandığını söyleyenler çok.
Kimine göre bu, öylesine gelişmiş, rastlantısal bir durum değil, tümüyle toplumu uyutmak için yıllar boyunca inceden inceye planlanmış bir stratejinin ürünü.
Ben doğrusu bu olguyu cehaletle açıklayamıyorum. Çünkü aslına bakarsanız aynı türden programları en gelişmiş ülkelerde de yayınlasanız aynı derecede izlenir. İzleniyor da zaten.
Gazeteciliğin çok ciddiye alındığı, eğitim düzeyinin çok yüksek olduğu İngiltere'nin en çok satan gazeteleri (her ne kadar gazeteden sayılmasa ve çok ucuz da olsa) 'tabloid' denilen dedikodu gazeteleri...
Belki bizdeki fark, bizde aynı işi büyük gazetelerin, televizyon kanallarının, bu mesleklerin 'ciddi' temsilcilerinin de yapması.
Bir başka fark da, bizde 'magazin' denilen bu tür haberlerin, bu tür sayfaların, programların hep aynı kalması, gelişmemesi ve hep birbirinin aynı olması. Oysa bu kadar büyük ilgi gören bu alanın çok daha gelişmiş olması gerekirdi.
Belki sorun, gazetecilerin, yöneticilerin hem 'magazin'i küçümsemesi, hem de 'magazin'den kaçamaması...
Ama diyebilirsiniz ki, eğitim düzeyinin bize göre çok yüksek olduğu yerlerde bu tür haberlerin, programların 'izlenme biçimi' ve bundan doğan 'etkilenme' bizde olduğundan çok farklıdır. Bu görüşe katılırım.
Geçenlerde ciddi bir gazetemizin yayın yönetmeniyle konuşurken internet sitesindeki 'tık' oranlarından söz ettik. Bir gazetenin internet sitesine girip, o gazeteyi okumak isteyen ve bilgisayar kullanan bir kitleden söz ediyoruz. Bu kitlede bile en yüksek 'tık' alanlar gazetenin anlı şanlı yazarları ya da ciddi haberleri, dosyaları, bilgi veren bölümleri değil, Bodrum 'beach'lerinde sere serpe yatanlar ya da kimin kiminle kırıştırdığı türünden haberler. Hem de çok açık farkla...
Böyle bir ortamda hiçbir gazete, hiçbir televizyon kanalı da farklı bir şey yapmaya kalkışamıyor tabii. Onun için haberler bile giderek magazin haline geliyor. Yalnızca magazin haberleri ağırlıklı değil, ciddi haberler de magazin gözüyle anlatılmaya başlıyor.
Tabii, bu tür bir yayıncılık, ciddi bir haber yayıncılığı yapmaktan her anlamda daha kolay ve ucuz aynı zamanda.
Okuyucuyla, izleyiciyle yani toplumla medya yönetimi arasında böyle karşılıklı bir 'anlaşma' ama ne gariptir aynı anda aynı konuda bir karşılıklı 'suçlama' devam edip gidiyor.
Okuyucu, izleyici, 'kalitesiz' yayından yakınırken, yayıncılar, gazete yönetimleri de ratingleri, tirajları önünüze koyup 'işte yakınanların talepleri' diyor.
Bu ortamda biz, medyaya yabancıların girip girmemesini, gireceklerse hangi oranda girmeleri gerektiğini ve bunun toplumumuz için 'tehlikeleri'ni tartışıyoruz.
|
|
|
|
|
|
 |