02 Ağustos 2005 Salı       




 

Engin Ardıç


 

Biz köylüye değil, köylülüğe karşıyız

   
 
Tabii John Berger'i okusaydınız, köylülüğün Avrupa'da artık ortadan kalktığını, bir sosyal sınıf olarak tarihe karıştığını öğrenecektiniz.

Avrupa canım, hani şu, bir milyon İstanbullu ve on bir buçuk milyon 'köylü İstanbullu' olarak girmeye can attığınız birlik...

Fakat karşı olmakla da iş bitmiyor, tarihimizde bu dönemin de demek ki yaşanması gerekiyor.

Mesele 'geç kalmamızdan' kaynaklanıyor; bundan yüz elli yıl önce Fransız yazarları da 'Paris'e Burgonya ayıları doldu' diye acı acı yakınıyorlardı. Paris'te Baron Haussmann'ın imparatorun emir ve desteğiyle başlattığı büyük bir yıkım ve imar hamlesi vardı ve yorganını sırtına vuran köylü başkente doluşmuştu...

Paris, zaman içinde bu nüfusu 'soğurdu'. Köylüler sanayi proletaryasına dönüştüler.

Bizde lumpen oldular. Eğitim de verilemedi, iş de sağlanamadı.

Üstelik onlara örnek olacak, 'norm' sağlayacak bir burjuvazi de yoktu; 'İstanbul terbiyesi' denilen davranışlar bütünü, yükselmekte olan bir burjuva sınıfının değil, yokolmaya yüz tutmuş bir Osmanlı görgüsünün kalıntısıydı.

Ellili yıllarda 'az sayıda' gelirlerdi, ve 'bundan başka İstanbul yok oğlum' sloganının ezikliği altında, şehirliliği öğrenmeye çalışırlardı.

Fakat gene de sanayileşme hızı onları 'massetmeye' yetmiyordu, böylece Kuştepe, Gültepe gibi gecekondu semtleri doğdular. Bugün oralar, yepyeni gecekondu kümelerine oranla birer eski Maçka, birer eski Suadiye gibi kaldılar!

Sayısı artınca, lumpen artık 'şehirliye uyum sağlama' derdinden de vazgeçti. Hiçbir kurala aldırmamaya koyuldu.

İstanbul'da her bir şehirliye on bir, on iki lumpen düşüyor bugün.

Bunları hep yoksul sanmak büyük bir yanılgıdır. Zengin köylüler de vardır.

Biz, köylüden nefret etmiyoruz, köylülükten hoşlanmıyoruz.

Biz öküzlüğe karşıyız, bunu yapanın fakir öküz ya da zengin öküz olması bizim için hiç fark etmez!

Kimilerinin kendini kandırarak 'doğruluk, dürüstlük, mertlik, taze süt, mis gibi yumurta, saf tereyağ' falan sandığı köylülük, günümüzde 'cahillik, görgüsüzlük, pislik, zevksizlik' demektir.

Dolayısıyla, denize girerken donunu çıkaran bizden tepki görür. Fakir de olsa görür, zengin de olsa görür. Nitekim, Bağdat Caddesi'nde arabasının teybini bangır bangır bağırtarak hız yapan hayvanın, iki yüz metre ileride paçalı donuyla denizde çimen hayvandan hiçbir farkı yoktur. Fark, ceplerindeki para farkıdır.

Yol kenarında ateş yakılmaz. Çünkü tehlikelidir. 'Halkımız et yesin' diye buna alkış tutulmaz. Ancak buna engel olmak için ortalıkta bir belediye zabıtasının bulunması, üstelik o zabıta memurunun da köylü olmaması gerekmektedir. Böyle olamadığı için de o mangallar hep yanacaklardır.

Bunun dinle imanla, İslam'la da ilgisi yoktur. Biz Kuran kurslarına değil, 'kaçak' Kuran kurslarına karşıyız. Kaçak şoför kursuna da karşıyız, kaçak biçki-dikiş kursuna da karşıyız.

Tuttuğumuz partiye oy yağdırıyorlar diye, dincilik ayağından lumpeni yüceltmekten vazgeçelim.

Beni daha da çok güldürenler de, belediyenin kaçak inşaat yıkımına devrimcilik dümeniyle karşı çıkan ve gecekondulardan halk ayaklanması başlatmak umuduyla yaşayan bazı solcu dallamalardır.

Çin köylüsü bile Başkan Mao'yu taşıyamadı.


 
 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir