Akşam
 
 www.aksam.com.tr
 31 Temmuz 2005

Serap Ezgü / Yıkılan duvarların yerine yenileri örülürken

Dünya üzerinde yaklaşık 6.5 milyar kişiyiz. Kanla, çatışmalarla çizilmiş sınırlarda, farklı bayraklar altında yaşıyoruz. Süresi üç aşağı beş yukarı belli bir hayat sürdükten sonra buralardan göçüp gideceğiz. Bu kısa hayat serüveninde bizler için çalıştıklarını söyleyen öyle çok organizasyon var ki... Güvenliği, huzuru ve refahı sağlamayı hedefleyen iktidarlar, kurumlar, evrensel ittifaklar, bilim adamları, askerler, polisler var... Sözüm ona herkes barıştan, huzurdan söz ediyor. Ancak peş peşe patlayan bombalar ve sıkılan kurşunlar nedeniyle dünyanın büyük bölümünde tedirginlik, kaygı ve korku hakim. En tehlikeli olanı da farklı etnik köken ve dini inanca sahip toplumsal gruplar arasına örülen yeni duvarlar... Daha dün 'duvarlar yıkılıyor' diye seviniyorduk. Bugün Avrupa'da, ABD'de, medeniyetler arasında görünmeyen bentler yükseliyor. Renginden, dilinden, saçından sakalından dolayı insanlar birbirlerini dışlıyor, hor görüyor... Peşinen karşısındaki suçlu ilan edilen milyonlar var... Uluslararası aktörlerin üstlendiği rolleri ve dünyayı eşiğine getirdikleri kaosu tahlil etmek bu yazının konusu değil. Bunu uzmanlara bırakıp biz insandan söz edebiliriz...
İngiltere'de kurutemizleyici dükkanı işleten bir Müslüman,'Paketleri taşıyan Pakistan kökenli işçiler artık yolda yürüyemiyor' diye dert yanıyor. Irak işgaline tepki gösterenler, İngiliz ve ABD'li masum insanlara yönelik saldırılara destek veriyor... İngiltere'de yaşayan 1.6 milyon Müslüman, ülkeyi terk etmenin eşiğine gelmiş durumda. Dil öğrenmek için Londra'ya giden genç Türk kızı, metrodaki saldırıda can veriyor... Mısır'da tatile giden 5 Türk, bombaların hedefi oluyor... ABD'den vatandaşlık bekleyen gençler, asker olarak vatandaşlığa ulaşmak için Bağdat'ta Iraklılarla çarpışıyor. İstanbul'daki bombalı saldırılarla ilgili gözaltına alınan bir genç, sorgusunda 'Müslümanlara zarar gelmesiydi, bu eylemi destelerdim' diyebiliyor. Yoksa, bir arada yaşama ve karşılıklı güven duyma becerimizi yavaş yavaş kaybediyor muyuz? Bunun ne demek olduğunu bir düşünün. Tek renk, tekses, tek anlayışın hüküm sürdüğü küçük küçük adacıklarda yaşayan insanlar. Birbirlerine düşman gibi bakan, kuşkucu gözler.
Oysa bizler Anadolu'nun birçok kentinde, İstanbul'un hemen her köşesinde; Samatya'da, Feriköy'de, Büyükada'da farklılıklarıyla birbirini kabullenen ve kaynaşan insanların çocuklarıyız. Biz de çocuklarımıza, işte bu mirası devretmeliyiz. Farklı inançlara, farklı etnik kökene sahip olanları olduğu gibi kabul etmelerine yardımcı olmalıyız. Birbirine kin değil sevgi besleyen çocuklarımızla dünya daha da yaşanabilir bir yer olabilir... Ne pasaportundaki bayrak, ne kimliğindeki din hanesi, ne dili, ne de dini farklı diye birbirimize dünyayı dar etmeye hakkımız yok.

Ana Sayfa     Geri


© 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.