 |
|
|
|
Alaçatı'da bir akşam
|
|
|
Geçen hafta sonu nihayet kısacık da olsa bir tatile çıkabildik. Rotamızı Çeşme'ye doğru çevirdik. Yaklaşık yedi saatlik bir yolculuktan sonra Çeşme'ye vardık. Kalacağımız otelin bulunduğu yeri arıyorduk ki gözüme 'Alaçatı' tabelası ilişti. Neredeyse tamamını uyuyarak geçirdiğimiz bu yolculuğun son dakikalarında hem de henüz üzerimden atamadığım mahmurluğum ile savaşırken Alaçatı ismi beni inanılmaz heyecanlandırdı. O dakikadan itibaren sürekli gözümün önüne en sevdiğim yazarlardan biri olan sevgili Haşmet Babaoğlu'nun bu beldeyle ilgili yazdıkları geldi. Onun köşesinde Alaçatı'yla ilgili düşünceleri, hissettikleri ve oradan nasıl keyif aldığına dair gazete kağıdına yansıyan duygularına bir çok kez şahit oldum. Sanırım orayı ilk keşfedenlerden ve dolayısıyla keyfini de ilk çıkaranlardan. Haa unutmadan gelişimiyle ve esnafın bu talebe karşı tutumuyla ilgili yapıcı eleştirileri de yok değil tabii.
Neyse anlatmak istediğim böyle bir yerin varlığını bu köşeden ve bu romantik adamın kaleminden öğrenince ve bu kadar yaklaştığımı da fark edince insanın bir an önce kendini Alaçatı'nın kucağına atıveresi geliyor. Ben ne yaptım sanıyorsunuz önce Çeşme'ye birlikte gittiğimiz gruptaki arkadaşlarımdan herhangi bir muhalefet durumu yaşamamak için Alaçatı'yı ballandıra ballandıra anlatarak işe başladım. Arkadaşlarım benim kararlığımı anladıklarından olsa gerek 'Peki yarın akşam orada yemek yiyelim' dediler. Tabii otelimize yerleşir yerleşmez ilk işimiz Alaçatı'daki restoranlardan birine rezervasyonumuzu yaptırmak oldu. Tabii ki ilk gün de çok güzel bir yerdeydik. Dalyan'da Körfez Restoran'da balık yedik ve o da mükemmeldi.
Ertesi günü Çeşme'nin en popüler beachlerinden olan Caliente ve Sole-Mare'de geçirdik. Akşam hepimiz hazır ve nazır Alaçatı'nın yolunu tuttuk. Ayrıca o akşam bize hepinizin yakından tanıdığı yaz boyunca Çeşme'de programını sürdüren sanatçı arkadaşımız
Alex de eşlik etti.
Ve nihayet Alaçatı'dayız. Küçük parke taşlı yola girdiğimizde kafamı nereye çevireceğimi şaşırmış bir haldeydim. En küçük bir detayı atlamak istemiyordum. Sanırım oranın en hareketli yeri, üzerinde bulunduğumuz Kemalpaşa Caddesi'ydi. Upuzun parke taşlı daracık bir yoldan yürürken küçük köy kahvelerinin sıklığı ilk gözüme çarpanlardandı. Sokağa kurulmuş küçük masa sandalyeler sanki yol üzerine özellikle konulmuştu gelin sizde oturun diye davetiye niteliğinde. Rezervasyonumuzu yaptırdığımız Alaçatı Plaza adlı restorana doğru ilerlerken sağa sola bakmaktan saati ne kadar geçirdiğimizi bile fark etmemişiz. Bir an önce yemeğimizi yiyelim, nasıl olsa gece yarısına kadar açık olan dükkanlara sonra bakarız diye karar verdik. Restorana vardığımızda buranın inanılmaz güzellikte bir taş ev olduğunu gördük. Ve içerde yemeklerimizi beklerken gitarıyla bize Serdar Şensezgin eşlik ediyordu. Ama benim aklım buraya yirmi metre uzaklıktaki Hint ve otantik giysilerle takıların satıldığı dükkanında asılı kaldı. Telefonum çalınca müzik sesinden dolayı rahat konuşabilmek için dışarı çıkmamla birlikte kendimi Hint dükkanının içinde buluşum bir oldu. Kendimi kaybetmişim ama bizimkiler beni elleriyle koymuş gibi buldular. Neyse ki alışverişimi tamamlamıştım. Dolaşırken o kadar çok keyif aldık ki, o kafeler, dükkanlar, restoranlar, takıcılar insana başka bir dünyaya gelmiş hissi yaşatıyor. Ayrıca duyumlarımıza göre Alaçatı dünyanın en iyi sörf yapılabilecek merkezlerinden biri olma özelliğini de taşıyormuş. Biz orada sadece bir akşam geçirebildik ama bir daha ki tatilimizi Alaçatı' da geçirmek için birbirimize söz verdik. Arkadaşlarım bana onları oraya götürdüğüm için teşekkür ettiler. Ben de onlara beni kırmayıp geldikleri için.
Mutlaka yolunuz o taraflara düşerse uğramadan geçmeyin.
Ne demişler
'Birçok insan, bulamadığı için değil, zevk almak için durmadığından dolayı mutluluktan payına düşeni alamaz.'
William Feather
|
|
|
|
|
|
 |