 |
|
|
|
'Ucuz kitap'ın yahnisi nasıl olur?
|
|
|
Hatırlarsınız, bir ara 'ucuz kitap' furyası başlamıştı, bazı yazarlarının 'makale derlemesi' kitaplarına 3 milyonluk etiket yapıştıran yayımcılar ise büyük satış rakamlarına ulaş(mış)tı. Yaygara da koptu; 'Efendim fiyatı ucuz olunca bakın ne çok satıyor! Böylece korsan da önlenmiş oluyor' İşte taraflar; yayıncı, yazar ve\veya çevirmen, dağıtımcı ve satış noktası olarak kitabevi. Şimdi bu ilişkiler ağını biraz açıklamaya çalışalım
Bir kitabın maliyeti
Kitap maliyeti, tefli hakkı ödeyip ödemediğiniz, hangi gramajda hangi kalite kağıt kullandığınız gibi maliyet kalemlerine bağlı olarak değişebiliyor, ancak yine de bir ortalama çıkarmak mümkün. Şimdi bir romanın ortalama maliyetini hesaplayalım; diyelim ki elinizde yabancı dilden çevireceğiniz bir roman var. Romanın çeviri telifi iki yerden alınır;
1) Doğrudan telif sahibinden (yazardan veya yayınevinden)
2) Yazarın ya da yayınevinin Türkiye'de çalıştığı telif ajansından.
Bu telif iki usulde alınır:
1) Telif sahibine kitabın basımından ya da basım öncesinde tek seferde ya da birkaç ay vadeli olmak üzere sabit bir telif ücreti ödemek.
2) Telif sahibine kitabın basımından yüzde vermek.
Bu usuller vereceğiniz satış fiyatı ve baskı adedi rakamı üzerinden kitabın niteliği de göz önünde bulundurularak yapılan karşılıklı iletişimle belirlenebilir. Şimdi bunu somutlaştıralım. Diyelim ki bir Fransız yazarın kitabını basacaksınız (bu arada Fransız hükümeti bazı Fransız düşünürlerin kitaplarının çevrilmesinde yayınevlerine 'çevirmen yardımı' adıyla belli meblağlar verebiliyor ama bu konuya hiç girmiyoruz). Eğer o yazarın kitabının telif hakkı burada bir ajansta yok ise doğrudan o yayınevine teklif götürebilirsiniz. Yayınevi eğer sizden tek seferde ödenecek bir telif ücreti yerine vadeli bir telif isteyecekse size iki şey soracaktır; kitap ne zaman basılacak ve etiket fiyatı ne olacak. Siz, kitabın baskı adedini ve kapak fiyatını söylersiniz; yabancı yayıneviyle kapak fiyatı x baskı adedi üzerinden örneğin % 10'luk bir telif ücretine anlaşabilirsiniz (diyelim ki 15 YTLx2000x0.1'in karşılığı olarak Avrupa para birimi). Bu telif ücretinin üçte birini kitap basılınca diğer iki eşit parçasını da birer ay arayla ödeme imkanınız olabilir; ancak dediğimiz gibi, sonuçta anlaşmaya bakarÖ Sonuçta telif ücreti size 500 ila 1500 YTL arasında gelecektir. Çevirmenler ise çoğunlukla etiket fiyatından % 6-7 ile çalışırlar (sayfa başı para alan çevirmenler de vardır) ve onlara da paraları baskı sonrasında üç eşit vadede ödenir. Yazarlar ise %3 ila %10'luk bir payla çalışır. Gelelim baskı maliyetine. Ülkemizde romanların çoğu kitap kağıdı denen 55 gram üçüncü hamur kağıda basılıyor. 60-70 gram birinci hamur ise az sayfalı bir kitabın sırtının kalınlaşması için ya da özel projelerde (örneğin bir şiir ya da bir prestij olsun diye basılan eserlerde) kullanılıyor. Biz, piyasada da oldukça bilenen bir matbaa olan Yaylacık Matbaası'ndan Aziz Sümbül'den fiyat aldık: 64x90 (enxboy) kağıt tabakası fire vermesin diye standart boy olan 15x20 ebatında, 200 sayfalık bir kitap için 2000 adetlik baskı fiyatı (mat selafonlu 300 gr kuşe, 4 renkli kapak dahil) 1.850 YTL. Kitap sayfaları için yayınevleri matbaaya aydınger çıkış ve 4 renkli kapak için de (baskılarda gördüğünüz renkler, dört ana baskı renklerinin oynanmasıyla elde edilir) film çıkışı götürüyorlar. Yani 200-250 sayfalık 1500-2000 adet basılacak bir kitap için yuvarlak hesap 2 000 YTL'lik bir baskı+telif giderimiz olacak. Bu gider matbaasına göre 2-3 aydan 8-9 aya kadar olan vadelerle ödenebiliyor. Dağıtımcı ise yine 3-6 ay arası vadelerle olmak üzere kitabın etiket fiyatı üzerinden %30-40 payla çalışıyor. Ancak bu vadeler, kitabın baskı maliyetine giydirilir ve üzerine de yayınevinin karı konur. Şimdi bu bilgileri toparlayalım: Bir kitabın etiket fiyatındaki dağılım ortalama olarak şöyle: %40 yayınevi, %30 dağıtımcı ve %30 kitabevi. Şimdi kitabımızın fiyatını oluşturalım: Yukarıdaki örneğimizi alalım (200 sayfa 2000 adet). 2 000 YTL baskı maliyetimiz var. Şimdi buna öyle bir kapak fiyatı koyalım ki, içinde telif, dağıtımcı ve kitapevi payları olsun ve bize kar getirsin; 12.000 YTL diyelim; kitap 500 adet sattığında yukarıdaki oran hesabınca 'kendini kurtarmıştır'. 500 adet kitabı ne kadar sürede satarsınız; 1 ayda da 6 ayda da satabilirsiniz; ancak 'vadeli' anlaşmalarınız sayesinde sonuçta hesap 'kafa kafaya' geliyor. Burada kitabın fiyatının belirlenmesinde ödenen telif ücretlerinden ziyade, tahmin edilen satış rakamı öne çıkıyor. Yayınevleri, kitabı 'şişirebiliyor'; yani aslında 100-150 sayfa tutabilecek bir kitap, kar oranı düşmesin diye, büyük punto ve 60-70 gram kağıda basılıp 200-250 sayfaya çıkarılıyor. Haliyle ince bir kitap için 10 milyon lira, okuyucu için pek cazip değil.
Okur, ne okur?
Elimizde birkaç tanımlama var; 'popüler kitap', 'fantastik kitap', 'akademik kitap' vs... Gelgelelim doğru dürüst bir 'okur profili' araştırması mevcut değil. Yani bütün o, 'okuyucu şöyledir, bunu ister' sözleri kişilerin kendi deneyimleriyle genelgeçer kalıpların iç içe geçmesinden oluşuyor. Burada belki bir istisna mevcut; yayınevlerinin bilhassa 'kadın okur' öngörüsü, tıpkı Hollywood filmleri gibi çoklukla hedefini vuruyor.
Bütün tartışma 'kitabın satışı' üzerine odaklandığında kitap artık bir pazarlama nesnesine dönüşüyor, yani bir anlamda 'bilmem neli kek'ten ya da bir 'bilmem ne marka arabadan' farkı kalmıyor. Çok sayıda kitap satmak isteyen yayınevleri 'en kolay ne gider'in peşine düşünce, ortalık birbirine benzeyen kitaplardan 'popüler' bir yığınla doluyor. Bir örnek: Klasikleri yeniden çevirmek yerine piyasadaki tabiriyle eski çevirilere 'takla attırıp' bir de 'janjanlı' kapak yaparsanız, bu kolay yolu izleyecek takipçilere her gün bir yenisi eklenebiliyor. Burada, yayınevlerinin 'çizgisi' öne çıkıyor; bazı yayınevleri belli bir tarza (örneğin fantastik edebiyat) yönelirken özellikle de köklü yayınevleri geniş bir yelpazeyi kucaklamayı tercih ediyor. İşte bu yelpazede özellikle de felsefe ve sosyolojiyi kapsayan kitaplar çoklukla 'satmaz' olarak damgalanıyor. Satmaz da ne kadar satmaz? İşte bir örnek; Bilgi Üniversitesi Yayınları'nın yayın yönetmeni Fahri Aral ile görüştük ve 'özel' bir örneği sorduk: CIA komplolu darbeye kurban giden Salvador Allende'nin hükümetine de bir dönem danışmanlık yapmış olan Manuel Castells'in, kapitalist üretim biçimi ve 'bilgi çağı' meselesini ele aldığı üç ciltlik dev eseri (sadece boyutuyla değil içeriğiyle de devasa) 'Ağ Toplumunun Yükselişi'nin ilk cildi. Etiket fiyatı 35 milyon lira olan (indirimli fiyatı 26,5) 700 sayfalık bu kitap 1100 adet basılmış ve aradan geçen dört ayda, mevcut satış adedi 500. Yani sorun 'satmak' fiilinden ne anladığımızda yatıyor. Satmak eğer yüzde 400, yüzde 500 kar beklentisini ifade ediyorsa, elbette kitapların sınıflandırılması 'elma, armut' sınıfından hallice oluyor. Batı'da basılan kitaplar, hem kapak hem de kağıt olarak daha kaliteli, üstelik fiyat olarak karşılaştırıldığında yerli kitaplarla kafa kafaya geliyorlar. Ülkemizde yayınevleri bir kitabı ortalama 2 000 adet basıyorlar. Popüler kitapların baskıları ise 10, 20, hatta 30 bini (istisnai olarak 100-200 bini buluyor). Batı'da da popüler kitapların 40-50 bin baskı yapıyor. Dolayısıyla bu tür kitaplar için ne orada ne burada bir pek sorun yok. Diğer taraftan bir kitap, içerik açısından ne kadar 'ağır' olursa olsun, en azından maliyetini kurtardığını söylemek hiç de yanlış olmaz.
Korsan kitap
Korsanın önlenmesine yönelik yasa maddelerini ve uygulamadaki sorunları bir tarafa bırakarak (ama en azından şu meclis tutanağını okuyabilirsiniz; http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem22/yil2/ham/b06201h.htm) işin mantığını açıklayalım. Korsan yöntemi, genel hatlarıyla şudur; asıl kitabın fotokopisini çekilir, aydınger çıkışı alındıktan sonra da en adi kağıda basılır. Kağıt, mürekkep masrafı hariç hiçbir masrafı yoktur; tek bir şartla: korsan baskı yapan bir matbaa açmak istemiyorsanız. Korsan baskı yapacak bir matbaa kurmada en büyük masraf baskı makinesi almaktır: İşe yarayacak bir rotatifin bugünkü değeri yaklaşık 80-100 milyar lira. Matbaanın kurulacağı yer ve çalışacak işçi maliyeti ise bunun yanında devede kulak kalır, zira bunların hiçbirinde en ufak bir yasal iz bırakılmaz; yani tepeden tırnağa 'kaçak' bir işyeriÖ Bunun bir diğer yüzü de mevcut yasal matbaaların, 'iş' geldikçe, korsan kitap basmaları.
Ne dediler?
Adnan Aydemir (İki A Yayın Dağıtım):Günde kaç kitap piyasaya çıkıyor? Yeni çıkan kitaplara kitabevlerinde ne kadar yer buluyor?
İnanılmaz sayıda yayınevi türüyor ve buna bağlı olarak yeni yayın adı altında kitap üretiliyor. Dünyada satışların yüzde 80'ini yeni ürünler yapıyor. Fakat her işte olduğu gibi bunun da suyunu çıkarmayı bildik. Günlük, ortalama 25-30 yeni kitap çıkıyor. 100 metrekare ve üzerinde, sadece kitap satan 60-70 civarı kitap satış noktası var. Bunların yeni çıkanlar için ayırdıkları en fazla alan iki metre ve sekiz raftır. Yeni çıkan ürün ise raflarda 4-5 gün kalıyor. Bu süre zarfında ne kadar satacak? Ya iade edecek ya da sipariş verirken eleyecek.
Ucuz kitap, piyasada nasıl algılanıyor?
Ucuz kitap, kitabevleri için ciddi anlamda can sıkıcı hal almıştır. Kılavuzlar, tabirler, bilmem kimin güzel sözleri, ısmarlama anneler günü için yazdırılan beş günlük kitaplar tüketici gözünde ciddi bir prestij kaybı yaşanmasına neden oluyor. Kitapçının daha fazla kargo ve işçilik gibi giderlerinde belirli ölçülerde artış oldu. Fiş sayısı arttı, ciro azaldı. Bu ürünleri alanlar yanında başka bir ürün almamışlardır. Bu işten en mutlu olan tiraja koşan hipermarketler oldu. Ürünlerin içerik bakımından zengin, halka kitap okuma alışkanlığı kazandıracak, 100 temel eser gibi ürünlerle yeni geçişlerin yapılması, küskün olan tüketiciyle belki barışmayı sağlayacak. Mevcut kitabevlerinin giderleri artma eğilimi gösteriyor. Bu kapsamda iskonto artışı talepleri oluyor. Maalesef otomasyon eksiklikleri nedeniyle stoklarını düzenli kontrol edemiyorlar. Kitabevlerinin bugünkü düzlemde en can alıcı problemlerinden biri, internet üzerinden yüksek indirimli kitap satışlarıdır.
Dağıtımcının temel sorunları neler?
Yaptığımız işi modern hamallıktan öte bir şey değildir. Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar küçük kar marjlarıyla bu kadar büyük risklerin alındığı hiç bir iş kolu olduğuna inanmıyorum. Yayıncı, dağıtıcıya kitabımı göndermiyorsun diye kızar, dağıtıcı gönderir ödeme alamaz, yayıncı ısrarla ödeme ister, dağıtıcı bu satış noktasına bir daha ürün vermez. Bu durumda ya yayıncı kendi verir ya da başka bir dağıtıcı kapıda sıra bekler. Yayıncının kitabevine doğrudan vermesi, parçalı yapının içindeki kötü unsurları beslemektedir. Bütün bunlara yüzlerce sorun ekleyebiliriz. Özet olarak bakılırsa yayıncı memnun değil, satış noktası memnun değil dağıtıcı memnun mu? O hiç değil...
Mevcut durumda dağıtımcılar sizce neler yapmalı?
Yayıncılar nasıl bir dağıtım organizasyonu istediğini kendilerine sormadılar. Öncelikle işin her kademesindeki bu mutsuzluğu, heyecansızlığı aşmamız gerekiyor. Satış noktalarına yayıncıların ürün vermeyi durdurmaları gerekir. Satış noktaları-kitabevleri kategorilere ayrılmalı ve iskontolar gözden geçirilmelidir. Buna bağlı olarak kademeli vadeler düşürülmelidir. Pazarlama firmalarına verilen setlerin, kontrolünün sıkı yapılması gerekir. Satış elemanları, setleri bozuk takasla mal alıp-satmakta. Yayıncı belirli dönemde de olsa İnternet satışlarına yüksek isk uygulayan firmaları uyarmalı gerekirse ürün vermeyi durdurmalıdır. Zincir marketlerdeki hizmetin zorluğu dikkate alındığında, bu noktalar hizmet veren firmalara daha anlayışlı davranılmalı. Çok satan listeleri, Yayıncılar Birliği tarafından tarafsız bir kuruluşa yaptırılması gerekir. Ucuz kitaplar için ayrı bir liste olmak zorundadır.
Macit Yedisu (Kabalcı Yayınevi, Satış ve Pazarlama Müdürü):Kabalcı Yayınevi'nde en çok hangi kitaplar satılıyor?
Felsefe, inceleme, araştırma, antropoloji, arkeoloji, mitoloji, sözlükler, Doğu Klasikleri, Çağdaş Fransız Düşüncesi, ÖzYaşam Öyküsü, sinema, sanat, tiyatro, edebiyat, bilimkurgu, fantasik kurgu, çocuk, ABC ve dizi dışı olmak üzere bir çok alanda yayın yapıyoruz. Yayın çizgimize bağlı olarak genelde akademik kitaplarımızın satışının hızlı olduğunu söyleyebilirim.
İnternetten yapılan kitap satışları işin yönünü değiştirdi mi?
Sektörümüze olumlu bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. Özellikle satış noktası bulunmayan illerdeki okuyucuların istedikleri kitaplara ulaşmaları için büyük bir kolaylık sağladığına inanıyorum.
Siz de internetten satış yapan şirketlere kitap gönderiyor musunuz?
Evet internetten satış yapan kurumların bir çoğuyla doğrudan çalışıyoruz. Bu kurumlar belli dönemlerde okurlara çok uygun gelebilecek imkanlar sunuyorlar. Bu da okurlar açısından çok iyi bir şey tabii ki.
Satış yerlerinin azlığı satışları etkiliyor mu? Anadolu'daki durum nedir?
Türkiye geneline bakarsak kitap satış noktaları genelde büyük şehirlerde bulunmakta. Ben büyük şehirlerin dışında da iyi bir okur kitlesinin bulunduğuna inanıyorum. Yayınevimiz olarak en büyük temennimiz kitap satış noktalarının çoğalması.
Ayşe Feyza Okan (TÜBİTAK-Popüler Bilim Kitapları, İletişim Danışmanı)
TÜBİTAK'ın yayın ilkeleri nelerdir? Bilimi popülerleştirirken, yayınlanacak kitaplar için hangi ölçütler gözetiliyor?
TÜBİTAK'ın misyonunda belirtildiği üzere, toplumda bilim ve teknoloji kültürünün oluşturulması amacıyla yayın yapılmaktadır. Popüler bilim kitapları olmasına dikkat edilmekte, bu nedenle gündelik konuşma diliyle, kolay okunur olmalarına dikkat edilmektedir. Popüler bilim kitapları, bilimi yaygınlaştırmak amacıyla, geniş kitleler tarafından okunmasını sağlamak hedefiyle Eylül 1993'te yayınlanmaya başladı.
Kapağından kağıdına, grafik tasarımından içeriğine kadar bütüncül anlamda 'nitelikli' bir kitabı okuyucuya ulaştıran TÜBİTAK için sonuçta 'devlet destekli, elbette yaparlar' cümlesi ne kadar geçerli?
Kitapların maliyetlerinin üzerine bir kar oranı koyarak satış fiyatlarını belirliyoruz. Hiçbir zaman zararına satış yapılmamaktadır. 2004 yılı toplam satışımız yaklaşık 665.000 adettir. 1993 yılından bugüne kadarki toplam tiraj 6.500.000 adettir.
TÜBİTAK'ın şu anda piyasada kaç adet kitabı var? Bu kitapların tanıtımları için hiç basın ve halkla ilişkiler çalışması yürütüldü mü?
Popüler Bilim Kitapları'ndan 205 kitap çıktı bugüne kadar. Baskıları tükendikçe yeniden basılmaktalar. Bir kitap ilk kez basıldığında, basın açıklamasıyla duyuruyoruz. Kitaplarımızla basın zaten çok ilgileniyor. Bundan başka basın için bir çalışma yapmıyoruz. Öte yandan, kitap fuarlarına katılıyoruz, böylece okuyucularımıza daha yakın olmaya çalışıyoruz. Yüz yüze görüşmelerde kitaplarımız hakkındaki görüşleri öğrenmek açısından da bu fuarlar bizim için çok yararlı oluyor.
Kitapların gelirlerinin ne kadarlık bir kısmı yeni projeler için kullanılıyor?
Kitaplardan elde edilen tüm gelir TÜBİTAK'ın bütçesine kaydedilmekte ve TÜBİTAK faaliyetlerinde kullanılmaktadır.
Yayınevinin işleyiş mekanizması nasıl? Yayınlanacak kitaplara, grafik tasarıma kim/kimler karar veriyor?
Yayımlanacak kitaplara TÜBİTAK Yayın Komisyonu karar veriyor. Yayın Komisyonu, Yayınlar Daire Başkanı, Popüler Bilim Kitapları İşletme Müdürü, Bilim ve Teknik Dergisi Müdürü, 1 Başkan Yardımcısı ve Başkan tarafından atanan, görev süresi en çok 2 yıl olan, 2 ya da 3 akademisyenden oluşuyor. Yazarlardan, çevirmenlerden, akademik çevreden yani başvuran herkesten gelen kitap önerileri Yayın Komisyonu'na sunuluyor. Yayın Komisyonu kitapların seçimini ve değerlendirmesini yapıyor. Yayımlanma kararını takip eden tüm işlemler, grafik tasarım dahil, (çeviri, redaksiyon vs.) Popüler Kitap Müdürlüğü tarafından yürütülüyor.
Jules Vernes'in basılmasını tekil bir proje mi, yoksa bundan sonra bilimkurgu edebiyatının daha önce Türkçe'ye çevrilmemiş önemli örneklerinin yayınlanmasının gündeme gelmesini bekleyebilir miyiz?
Aslında tekil bir proje olarak başladı ama bu konuda kesin bir karar yoktur. Yayın komisyonu ileride bu konularda kitap yayımlanmasına karar verebilir.
Okuyucu kalın kapaklı baskıları mı, yoksa karton kapaklıları mı tercih ediyor?
Kitaplarımızın büyük bir bölümünü hem karton kapaklı hem de kalın cilt olarak bastırıyoruz. İki tür arasındaki fiyat farkı çok azdır. Her iki türü de kolaylıkla satabiliyoruz. Kütüphanesine titizlik gösterenlerin kalın kapaklıları tercih ettiğini gözlüyoruz.
Yayınevlerine, editoryal anlamda, sık olmasa da okuyucudan şu ya da bu şekilde bir tepki gelir, sizin okuyucuyla nasıl bir iletişiminiz oldu?
Özellikle e-posta yoluyla okuyucularımızla yakın bir ilişki içindeyiz. Pek çok olumlu e-posta alıyoruz. Az sayıda da olsa, olumsuz tepki tabii ki almaktayız. Kitaplarımız çok büyük bir kitle tarafından beğenilmektedir.
Kitaplarınızın 'ihale' usulüyle basıldığı söyleniyor; ihale yoluyla matbaa belirlemek neden tercih ediliyor?
Yeni kamu ihale kanununa göre kitapların basımı ihale yoluyla yapılmak zorundadır. Biz de, ihale sonucuna göre en düşük teklifi veren matbaaya basım işini vermek zorundayız. Bu süreç nedeniyle, baskısı biten kitapların yeniden basımı sırasında süre uzayabiliyor ve okuyucuya 'şu anda yok' demek zorunda kalabiliyoruz.
Saygın Ersin (Yazar): Bir yazar için 'ilk kitabın' zorlukları nelerdir?
İlk kitabın hazırlık aşamasında bir acemilik yaşadım. Bir yazarın ilk kitabı her zaman zorluklarla doludur. Kitabı tamamladıktan sonra yayınevlerine mail attım. Türkiye'de en zor olan kitabınızı yayınevine okutmaktır. Birkaç yayınevinden kabul cevapları geldi. Ancak bununla beraber isteklerde de bulundular. Mesela bir yayınevi kitabın ikinci cildinin de tamamlanmasını istedi. Ankara ve İstanbul'da görüştüğüm yayınevlerinin ardından Kara Kutu'ya gittim. Bir yazarın ilk kitabı için rekor sayılabilecek bir sözleşme önerdiler. Baskı adeti olarak üç bin belirlendi. Aslında bu bir risktir ama onlar göze aldılar. Kitabın etiket fiyatının yüzde 3 veya 7'sini yazar öder. Bu rakamdan daha fazla oldu benimki. Bu yüzden kendimi şanslı hissediyorum. Ayrıca Metal Fırtına'nın yazarı Orkun Uçar'ın editörlüğünde yol almak da bana katkı sağladı. Şimdilik birinci baskıyı tükettik ikinci baskı için teklifler almaya devam ediyoruz.
Vecdi Çıracıoğlu (Yazar): Kitabın reklamı ile yazar arasında nasıl bir denklem mevcut?
Yazarın isteği olmazsa hiçbir yayınevi o yazar için reklam kampanyası yapmak istemiyor. Reklam yapmak, dozajı iyi ayarlandığında yazar için önemli. Son zamanlarda büyük gazeteler, edebiyatta rant olduğunu gördüler ve bu pastadan bir pay almak istiyorlar. 1980'lerden sonra patlak veren bu durum ekonomik ve politik bazı nedenlerin paralelliğinde gitti. Görsele yönelik yazar yaratılmaya başlandı. Ancak bu durum kısa bir süre daha böyle gidecek. Ve bu süreden sonra da gerçek edebiyatçılar yerini alacak. Medyanın dayattığı modeller çıkıyor. Mesela cinsellik, futbol... İnsanların yazarlığı kolay bir iş olarak algılanması sağlanıyor. Eskiden bu şekillerde reklamlar yoktu. Kitabın reklamını okuyucu yapardı. Ben kendi kitaplarımın satılmasından çok okunmasını isterim. Edebiyat yaptığıma inanıyorum. Kalıcılığın, reklamdan değil, eserden kaynaklandığına inanıyorum. Yazarların telifleri de düşük. Telifler, yayıneviyle yapılan anlaşmaya ilgili. Afaki rakamlar, yazarı mağdur ediyor. Kitabın son durağı vitrinden geriye yazara doğru geldiğimizde en az payı, yani yüzde 10 yazar alıyor. Bu durum, sadece yazdıklarıyla yaşayan bir yazar için handikap oluyor...
SERTAÇ CANBOLAT - DALİDA ÖZATAY
|
|
|
|
|
|
 |