 |
|
|
|
Sütten çıkmış kara bir kaşık İçinde yanar pembe bir ışık
|
|
|
İki hafta önce hazırladığım 'Türkçe rock nasıl patladı?' dosyasının ardından bir de 'Türkçe rap' dosyası hazırlamak istiyordum. Ancak hip-hop'çılarımız kusura kalmasınlar, eğer hazırlasaydım herhalde başlığını 'Türkçe hip-hop nasıl oldu da patlayamadı?' koymam gerekecekti. Gerçi son aylarda 'sıra dışı' rap albümler yayınlanmıyor değil hani. Özellikle Fuat'ın ve Karargah'ın albümleri bu konuda ileri bir adım sayılabilir. Sayılabilir diyorum ama emin olamıyorum, çünkü bu plak şirketleri hangi 'halkla ilişkilerci'lerle çalışıyorsa artık bu albümler benim çevremde dönüp durduğu halde bana gönderilmiş değil. Bu nedenle bu iki albüme ne sayfalarımda yer verebildim ne de haklarında iki satır karalayabildim. 'Albümlerim neden satmadı?' diye oturup hayıflanan plak şirketleri varsa, anti parantez bu şikayetimi burada yinelemek istedim, hatırları kalsın istemem...
Fuat'ın ve Karargah'ın albümleri gibi Türkçe hip-hop çerçevesinde ele alabileceğimiz bir başka yeni albüm de Özlem Kavaller'den geldi. Albümün kapağına içinde ne tür müzik barındırdığına dair bir fikir verebilsin maksadıyla 'Kozmopolit ruh müziği' ibaresi konmuş. 'Ruh' denilince tabii, aklınıza hemen 'Soul' müziğe yapılan gönderme gelmiyordur büyük olasılıkla. Benim aklıma açıkçası öncelikle Enya'nın yaptığı tarzda bir şeyler geldi. Bu nedenle bu tanım doğru bir tercih midir, ben emin değilim. Albümün içinde -kapağa yazılmış ibareye göre- 'Kozmopolit ruh müziği' ya da -bana sorarsanız- 'Trafik tozu yutmuş kişisel şarkılar' var nihayetinde. Bu trafik tozu yutmuşluk albüm kapağında açıkça görülebiliyor zaten. Kartonette her şarkı için ayrı bir trafik levhası seçilmiş. Kapakta Özlem'in hiçbir resmini göremiyorsunuz. Bu durum 'Kozmopolit ruh'un anlamlarından birini oluşturuyor da olabilir. Gördüğümüz genç şarkıcının sureti bile değil, sadece silueti...
Özlem Kavaller genç bir şarkıcı ve şarkı yazarı ancak beste yapmaya da zaten ilkokulda başlamış. Sonra ver elini Mimar Sinan Üniversitesi Opera Ana Sanat Dalı'nın Şan Bölümü. Sonrasında bir klarnetle paylaşılan yedi koca yıl geçmiş. Konservatuvar yılları sırasında müzik yetmezmiş gibi tiyatroya da merak sarmış ve Deneme Sahnesi'nde üç yıl çalışmalara katılmış. Hatta kısa bir süre seslendirme yapmış, Bakırköy Belediye Orkestrası'nda çalışmış, fırsat buldukça da piyano ve şan dersleri vermiş. Ben basın bülteninin yalancısıyım. Bunları oradan öğrendim, size de aktarmak istedim.
Basın bülteninde ayrıca Kavaller'in Berlin Community Gospel Korosu'nda şarkı söylerken Maria Callas'ın öğrencilerinden Rafael Ortiz'le tanışıp iki yıl onunla çalışma fırsatı bulduğu, İstanbul'da verdiği piyano ve şan derslerini Berlin'de de devam ettirdiği, -konservatuvardan sonra tiyatro da yetmemiş olmalı ki- Berlin'de üç buçuk yıl caz dans dersleri aldığı, hatta Trans Alpin a capella Trio ve Carlo Domeniconi ile konserler bile verdiği yazıyor. Hatta hatta bir radyoda DJ'lik bile yapmış bir dönem ki ben 'Bu ismi bir yerlerden hatırlıyorum ama nereden' derken sanırım cevabı bu son şıkta buldum. Bütün bu 'başarılı girişimler'in vardığı noktaysa şu an elimde tuttuğum ilk Özlem Kavaller albümü.
Albümün bende yarattığı ilk izlenim; Özlem'in geçmişinde yaptığı, ettiği her ne varsa asfalta serip üzerinden silindirle geçmiş olduğudur. Bunu 'iyi' anlamda söylüyorum. Tüm o öğretilerin, kalıpların, kuralların kendisini sınırlamasına izin vermemiş, dışarıdan kendisine verilenleri bir kenara bırakmış ve içinde ne varsa onu dökmüş satırlara (kapaktaki 'ruh' ibaresi sanırım asıl buraya tekabül ediyor).
Her şeyden önce kendisini yazdığı sözlerde gösterdiği performans dolayısıyla kutlarım. Türkçe'nin inceliklerine vakıf olmadan, Türkçe söz söyleme ustalığına erişmeden 'tekerleme'lerle işi götürmeye çalışanların yanında onun 'derdini Türkçe'yle -hem de şivesiz- anlatabilmesi' bence takdire şayan. Müzikler de sözlere o kadar güzel oturmuş ki (yoksa tersini mi demeli acaba?) albüm baştan sona monotonluğa düşmeden akıp gidiyor. Kavaller'in deyişiyle 'Albümdeki tüm şekil ve biçimlerin yarısı' Cap Man imzasına ait. (Bu arada şekil ve biçim aynı şey değil midir?) Albümdeki notlara bakılırsa Cap Man'in asıl adı Hakan Kırkpınar. Bizim de yukarıda yazdıklarımızın yarısı ona gitmiş olsun diyorum. Son olarak albümde 'Şeytan' adlı şarkılar yazan biri olarak Özlem Kavaller'den bir ricam olacak. Ne olur üç ay sonra karşımıza geçip 'uyuşturucuya karşı olalım, trafik kurallarına riayet edelim, akşamları erkenden eve varıp yatalım' tarzı mesajlar içeren sözler sarf etmesin. Bu ülke 'sütten çıkmış ak kaşık' rapstar'lara çoktan doydu, şimdi 'sisteme çomak sokacak' yeni seslere muhtaç.
Arkadaşlar hazırlanın, ekibi yeniden topluyoruz
Van Der Graaf Generator'ı hatırlayan var mı aranızda? Dağılmalarının üzerinden bile 25 yılı aşkın bir süre geçmiş. En şaşaalı günleri ise otuz beş yıl öncesinde kalmış. Van Der Graaf Generator; müzikte 'progressive' tanımını dibine kadar hak eden topluluk. İdeal dörtlü olarak: Bas gitarda Hugh Banton, davulda Guy Evans, üflemeli çalgılarda David Jackson ve gitar ve mikrofonda Peter Hammill. İşin doğrusu ben bile Van Der Graaf Generator'a yetişebilen bir kuşağın efradı değilim. Bu nedenle adına her yerde rastlayıp durduğum ancak dinlemeye bir türlü nail olamadığım bir grup olarak hayatımda yer alırdı bu efsane dörtlü. Onlarla aynı dönemden kalan diğer progressive gruplar Yes ve King Crimson çok önce tekrar bir araya gelmişlerdi hatırlarsanız. Onların tekrar faal müzik çalışmaları ise tam bir sürpriz oldu. Çünkü aralarından hemen hemen sadece Peter Hammill'in yaptığı çalışmalar duyulmuştu bu zaman zarfında. Dörtlünün müziğinden en çok hatırlanan bildiğim kadarıyla şarkılarının 'nakarat' taşımamaları. Bu da yaptıkları müziğin 'kalıp' taşımadığı anlamına geliyor. Dörtlünün yıllar sonra bir araya gelip, çift CD'li yeni bir albüm üretmesi bana göre bir mucize eseri. İlk CD sözlü, ikincisi enstrümantal parçalardan oluşuyor. Yıllar önce onları zirveye taşıyan albümleri dinlemediğim için 'bugün' hangi noktadalar saptamam olanaksız. Bu açıdan değerlendirmeyi grubun takipçilerine bırakmak en doğrusu. Onlar albümlerine zaten 'Present' adını vermişler. Hem 'Bugün'lerini yansıtsın hem de yıllardır onları bekleyen hayranlarına birer 'Armağan' olsun diye... Gerisi laf-ı güzaf!
El açtım yağan yok, dua ettim duyan yok
Öncelikle bu yazının başlığının tamamen benim tarafımdan uydurulmuş olduğunu belirteyim. Yoksa Gökhan Kırdar'ın son albümü 'Yağmur Duası'nda böyle bir ibare falan yer almıyor. Bu yıl içinde çıkan üçüncü Gökhan Kırdar albümü olan 'Yağmur Duası' aynı zamanda bu yıl içinde çıkan ve ismine 'yağmur' yağan ikinci Gökhan Kırdar albümü. Daha birkaç ay önce yayınlanan 'Yağmur' albümü sanatçının dizi filmler için yaptığı müziklerden kesitler içeriyordu. Ancak bu kez bambaşka bir TÜÜR_de yapıt var elimizde. Albümün isminin başında yer alan TÜÜR_ ibaresinin manasını henüz çözememiş olduğumu belirteyim öncelikle. 2004'te Lüksemburg'da düzenlenen ve birçok Türk tasarımcının işlerinin sergilendiği 'Self Project' etkinliğine bu başlık altında toplanmış projesiyle katılmış Kırdar. Toplam yedi 'dua'dan oluşuyormuş çalışma ve bu daha ilkinin kayıtları. TÜÜR_ projesi M.Ö.15000'e kadar uzanan Asya Türk Müziği çalgılarının elektronik müzikle sentezlenmesi temeline oturtulmuş. Diğer bir adı 'Prayer For Rain' olan çalışma aslında çok kısa (25 dakikadan az) ve iki bölümden oluşuyor. 17 dakikalık ilk bölüm M.Ö. 8000 yılındaki kam kültürünün izleri takip edilerek yazılmış (Ben uydurmuyorum, öyle yazıyor albüm kapağında). İsmi de 'Yağmur Çağıran Dua'. İkinci bölümse günümüzün hızına uygun bir şekilde daha hızlı akıp gidiyor ve yedi buçuk dakika civarında. 'Yağmur Kaçıran Dua' ismini taşıyan bu bölüm günümüzde geçiyor bir bakıma.
Gökhan Kırdar özellikle 'Trip' albümü sonrasında benim merakla takip ettiğim bir müzisyen. Hatta 'Üstüme Basıp Geçme Yar' dediği bir önceki albüme dair yazarken 'Gökhan Kırdar'ın müzikal seyri, beş adım ileri on adım geri' şeklinde bir yorumda bulunmuştum. Bu albüm sanatçının 'beş yıl ileri' olan albümlerinden biri. Hakikaten dantel dantel işlenmiş bir yapıt bu. Bu tarz çalışmalarını dinledikçe Gökhan Kırdar bana David Sylvian'ı hatırlatıyor. Grubu Japan ile birlikte pop müzik yaparak işe koyulan Sylvian daha sonra durmuş, durulmuş ve insanları epey şaşırtan çalışmalar yapmaya başlamıştı. Hatta Can grubunun Holger Czukay'ıyla yaptığı çalışmalar tıpkı Kırdar bu albümü gibi binlerce yıl öncesinin şaman kültüründen besleniyordu (Hatta bir tanesinin adı bile 'Words With The Shaman'dı). Dediğim gibi Kırdar bu tarz çalışmalara eski şarkılarına yeni kılıflar geçirmekten daha fazla vakit ayırırsa; basamakları geriye doğru 10'ar adım 10'ar adım şeklinde değil ileriye doğru 100'er adım, 100'er adım geçecektir. Muhtemelen bunu kendisi de gayet iyi biliyordur.
Ne güzel bir esin kaynağımızdın sen Ray Amca
Ray Charles'ın aramızdan ayrılışını müteakiben ortalık Ray Charles ürünleriyle doldu geçtiğimiz yıl, hatırlarsınız. 'Ray' ismiyle filme çekildi, onu canlandıran Jamie Foxx Oscar ödülüne uzandı, sanatçının best of'ları tekrar tekrar paketlendi özümüze sürüldü. Hatta diğer müzisyenlerle yaptığı 'Dahimiz Arkadaşlarını Seviyor' anlamına gelebilecek bir albümü sanatçının edebiyete intikal etmesinden sonra listelerde bir numara oldu, hatta bu albüm bu seneki Grammy'leri sildi süpürdü sonradan. Hani 'Ray öldü badem gözlü oldu' diyeceğiz ama sanatçının anısına saygısızlık yapmamak adına susuyoruz ha bire.
İşte 'Ray Charles ölmedi, plaklarda yaşıyor' hezeyanının son raddesi 'Inspired by Genius' adındaki albüm elimizde. Albümde kimlerin şarkıları yok ki... The Animals'tan Manfred Mann'e Jerry Lee Lewis'den Paul McCartney'e, Bonnie Raitt'tan Steve Miller'a kadar onlarca isim. Bu sanatçıların önemli bir kısmı da şu an hayatta değil üstelik. Peki nasıl oluyor da böyle bir albümde bunca ünlü ve hatta çoğu artık anılarımızdaki köşelerine kurulup kalmış isim bir araya gelebiliyor? Albümün sırrı da bu zaten. İçinde yer alan şarkıları Ray Charles ya bestelemiş ya da sağlığında seslendirmiş. Zamanında da bu ünlü isimler bu şarkıları almış 'cover' yapmış. Geçtiğimiz günlerde de Nigel Reeve ve Mike Heatley yapacak diğer işlerini bırakmışlar bir kenara, oturmuşlar, bunca şarkıyı yer aldıkları albümlerden seçip çıkarmışlar. İşin özü bu sizin anlayacağınız. Aslında Uncut, Mojo ya da Q dergileriyle verilen CD'lerden biri olsa bu albüm çok hoş bir sürpriz sayılırdı. Ama şimdi bilmiyorum rahmetlinin fanatikleri dışında birilerinin ilgisini çeker mi?
|
|
|
|
|
|
 |