 |
|
|
|
Taktım ben Gülşen'in (she)sine...
|
|
|
Gülşen'in adının Erol Köse Bey tarafından Gül(she)n olarak değiştirilmesine taktım ben bir kere. Kaç gündür kafamı kurcalayan bir şey var. Şimdi biz yeni haliyle Gülşen'in ismini yazıyoruz ya Gül(she)n diye... 'She' bildiğiniz üzere İngilizce'de üçüncü tekil şahsın dişi hali. Gülşen'in ismine dahil olmasını da bu anlamına borçlu. Gelin görün ki 'she' kelimesi Türkçe'de 'şi' diye telaffuz ediliyor. O zaman da Gül(she)n olarak yazdığımız Gülşen'in yeni adını Gül(şi)n olarak okumamız gerekmiyor mu? Bence gerekiyor. Demek ki bizim Gülşen olarak bildiğimiz, bundan sonra adını Gül(she)n olarak yazacağımız şarkıcımız yurt dışında ünlü olduğu takdirde dünya tarafından Gülşin olarak anılacak. Tek tesellim, balıkların kavak ağacına hala çıkamıyor oluşları...
Balık hafızası Neredesin Ah Canım?
Şov dünyası acımasız. Sürekli adam öğütüyor. Yeni piyasaya çıkan şarkıcılara, oyunculara dikkat ederseniz hemen dillerine pelesenk yaparlar 'Mühim olan kalıcı olabilmek' cümlesini. Peki kaç tanesi kalıcı oluyor derseniz, siz deyin 'bir elin parmağı kadar', ben diyeyim 'ne kadar da iyimsersiniz'... Bundan 10 yıl kadar önce Ahmet adındaki şarkıcımızı kaç kişi hatırlıyor acaba?. 'Ah Canım Vah Canım' dersek bu sayı biraz artabilir belki. O günlerde şarkıcıların şarkılarıyla birlikte anılmaları modaydı hatırlarsanız... 'Ah Canım Vah canım Ahmet'den başka 'Hadi Gene İyisin Tayfun' vardı mesela. O günlerde hayatımıza giren isimlerden hemen hemen bir tek 'Of Aman Nalan' kaldı. Almanya'dan transfer ettiğimiz 'Ah Canım Vah Canım Ahmet'se yaptığı birkaç albüm sonrasında sadece adına yapışıp kalmış şarkısıyla hit olmuş biri olarak 'pop trash' tarihine intikal etmekle yetindi. Büyük olasılıkla Almanya'ya geri dönmüş bulunuyor. Yine de ne yapıyor, ne ediyor, bu süre zarfında neler yaşadı merak etmiyor değilim hani...
Şakir abi! Bir gün indireceksin birinin kalbine, sonra uyarmadın deme
TGRT'de altmış küsur bölümdür yayınlanan bir program var. Çarşambaları gösterime giriyor, Pazar günleri de tekrarı yayınlanıyor. Programın 'hayırlı işler'e vesile olduğu kesin. Zira yıllardır birbirini göremeyen, birbirini bulamayan insanları sevdiklerine kavuşturuyor. Bu açıdan programın konsepti Sinan Çetin'in 'Film Gibi'sine benziyor. Farklılıkları da yok değil ama... Örneğin 'Dış Hatlar' adından da anlaşılacağı gibi birbirlerinden sınırlarla ayrılmış insanları kavuşturuyor birbirine. Programın bir diğer farkı, hem yapımcılığı hem de sunuculuğu üstlenen Şakir Sabuncu. Ya da nam-ı diğer Bandanalı Şakir. Şakir Bey'i henüz kafasında bandana olmadan görebilmiş değilim. Tahmin ediyorum ki annesi ve ebesi dışında onu bandanasız gören de pek olmamıştır. Hemen her programda birkaç tane bandana değiştiren Şakir arkadaşımızın bir başka özelliği de 'şeytan tüyü' sahibi olması diyebiliriz. İnsanları hüngür hüngür ağlatmasına rağmen insan yine de kendisine kızamıyor.
Benim programı izlerken şaşırıp kaldığım anlar çok oluyor. Herkes Şakir Bey'i tanıyor tanımasına, hatta programı da biliyor bilmesine de, gelin görün ki olaylar başlarına gelince her biri tufaya düşüyor. Şakir arkadaşımız her seferinde anasını- babasını- bacısını o da omazsa halasını arayan birilerini buluyor, tutuyor kolundan memlekete getiriyor. Ancak öyle hemen kavuşturmaca yok. Memlekette hasretle yurt dışındaki sevdiklerini bekleyen insanları öncelikle 'çin işkencesi' bekliyor. Saatlerce insanlar kıvranıyor, ayılıyor, bayılıyor, sevdiklerinin hala ırak diyarlarda kendilerini beklediğini sanıyorlar. Şakir Abi bu sürede insanların ciğerini öyle bir burkuyor ki, neredeyse telef olma raddesine varıyor insanlar. Üstelik her seferinde sevdiklerinin hemen yan odada onları beklediğini öğreniyorlar. Programı daha önce izlemiş biri olarak her biri her seferinde nasıl oluyor da sevdiklerinin yanı başlarında olduğunu anlayamıyorlar; ben de bunu anlayamıyorum açıkçası. Bu arada izleyiciler arasında da düşüp bayılmayan kalmasın diye öyle 'acılı' şarkılar çalıyor ki fonda, en hafifi 'anam anam kara topraklara senin yerine ben varam' şeklinde cereyan ediyor. Asıl kıyamet o 'kavuşma anı'ndan sonra kopuyor ama... O aşamadan sonra bayılmayan anne, kalp krizi geçirmeyen baba ya da dili tutulan kardeş bulmak mümkün değil. Benim korkum; bir gün birisinin kalbine tam inecek, sonra da iki seksen serilecek kameranın önünde... Benim programı seyrederken kalbime indirecek tek hadise ise Şakir Abi'yi bandanasız görmek olabilir; buna hazır olduğumu hiç sanmıyorum zira.
|
|
|
|
|
|
 |