 |
|
|
|
'Ekmek yoksa pasta yesinler'in kahramanı
|
|
|
Paris'teki sefaletin üzerine gece karanlığı çöktüğü saatlerde, Marie, aşk ve ihtirasın doruklara ulaştığı salonlarda zevk içinde yaşam sürüyordu
Fransa tarihinin en unutulmaz kadınlarından birisidir Marie Antoinette. Hayatı, aşkları ve ölümüyle ama ille de fakirlik içinde kıvranan halk için söylediği ileri sürülen 'Ekmek yoksa, pasta yesinler' sözüyle tarihe geçti. Marie, Avusturya İmparatoriçesi Marie Therası'nın kızıydı. Henüz 15 yaşındayken 1775'te Fransız veliahtı XVI. Louis ile evlendirildi.
Erkekten erkeğe
Ancak kocasından görmediği sevgiyi saray çevresindeki başka erkeklerde aradı hep. Kumral saçları, derin mavi gözleri ile çok etkileyici bir kadındı. Kısa sürede sarayda tüm ilgiyi üzerine toplamayı başardı. Ancak düşmanlarını yaratmakta da gecikmedi. Marie, yaradılışı itibarıyle hür bir kadındı. Kısıtlamaları, protokol kurallarını hiçe sayıyordu. Kendisine en ufak bir ilgi bile göstermeyen kocasını kısa sürede kalbinden attı. İlk sevgilisi hızlı bir çapkın olan Dük Dortova'ydı. Dük Dortova, henüz 15 yaşındaki prensesi elinde tutmayı başaramadı. Daha sonra birçok asilzadeyle ilişkisi oldu. Hepsi onun mavi gözlerinin derinliklerinde kayboluyor, birbiri ardına onun esiri oluyorlardı. Ancak değişmeyen bir sonuç vardı. Marie hepsinden bıkıyordu. Marie, 19 yaşına geldiğinde artık Fransa İmparatoriçesi olmuştu. Marie'nin bu yaşam tarzı büyük sıkıntılar içindeki halkın hiç hoşuna gitmiyordu. O ise tüm dedikodulara kulaklarını tıkamış, sevgilileriyle gününü gün ediyordu. Devlet işlerine de karışıyordu. Kraliçenin yatak odasından geçen devlet adamları yükseliyordu. Veya devlet kademelerinden atılmış olanlar, kendilerini uzaklaştıranlardan intikamını kraliçenin yatağına girerek alma fırsatını yakalıyorlardı. Örneğin Fransa'nın yetiştirdiği önemli devlet adamlarından Maliye Nazırı Turgo, kraliçenin sevgililerinden birisi olan Londra sefirini görevinden almıştı. Kraliçe de Turgo'yu azlettirmişti. İşte Paris sokaklarındaki sefaletin üzerine gecelerin korkunç karanlığı çöktüğü saatlerde, Marie, aşk ve ihtirasın doruklara ulaştığı salonlarda zevk içinde yaşam sürüyordu.
İhtilal kan istiyordu
Paris halkı, tüm suçu Avusturyalı olan bu kadına yüklemeyi belki de en kolay yol gördü. İşte bu günlerde çıktı o meşhur laf. 'Ekmek yoksa pasta yesinler' Bu sözü onun söylediği kısa sürede tüm Paris'e yayıldı. Aslında bu sözü söylememişti. Evliliklerinin yedinci yılında kocası eşiyle ilgilenmeye başlayınca, ilk çocukları oldu. Arkasından üç çocukları daha oldu. Ama halktaki huzursuzluk artmaya başladı. 1789'da saltanat ailesine karşı başlayan bir isyan sonucunda şehir dışında ikamete mecbur bırakıldılar. 1791'de ülkeden kaçmayı tasarladılar. Kraliçe ve ailesi kılık değiştirip halktan kişiler gibi giyindi. Ancak mola verdikleri bir handa Marie, eskinin alışkanlığıyla etrafındakilere emirler vermeye başlayınca, şüphe üzerine yakalandılar. Marie için bundan sonra Bastil günleri başladı. Kumral saçlarına ilk cezaevi gecesinde beyazlar düştüğü de söylenir. Bu cehennemde iki yıl kadar kaldı. Yargılamadan sonra vatana ihanetten suçlu bulundu. 16 Ekim 1793 gününün sabahında hücresinin demir kapısı kulakları tırmalayan gıcırtılarla açıldı. İhtilal kan istiyordu. 'Gidiyor muyuz?' diye sordu. Askerler, başlarını öne eğdiler. O ise başını öne eğmedi. Meydanı dolduran bir kalabalık büyük bir sessizlikle, aç geçen yılların sorumlusu olarak gördükleri kadının son anlarını izliyordu. Ölmeden bir gün önce Elizabeth adlı bir dostuna yazdığı mektubunda şöyle diyordu: 'En büyük acım, zavallı yavrularımı bırakıp gitmektir. Çok iyi biliyorum ki ben onlar için yaşadım.' Kalabalığa son bir kez bakarken, belki çocuklarını belki de güzel günler geçirdiği aşıklarını arıyordu bilinmez. Ancak biraz sonra başını giyotinin insafsız deliğine bıraktı. Her şeyi...Güzelliği, zevki, sefahati, yalanları büyük bir gürültüyle inen giyotin bitirdi.
|
|
|
|
|
|
 |