 |
|
|
|
Düş yolculuğuna hazır mısınız?
|
|
|
Cennetten geliyorum bu hafta. Kuş cıvıltılarından, masmavi bir denizden ve çarpıcı bir aşk hikayesinden... Aşık oldum ben. Ama birine değil, bir yere. Doğanın 'İşte ben buyum. Hiç makyaj yapmadım. Çırılçıplağım.' dediği gizli bir mabede. Bir yeniden doğuş merkezine. 'Seçeneksiz mutluluk' köşesine.
Öldüm ve yeniden doğdum. Geçen hafta. Önce yok ettim kendimi. Sonra tekrar yarattım. İyice kazıdım şehir tortularını, altından ruhumu çıkardım. Ve onu koskoca 7 gün boyunca serbest bıraktım.
Özgür ruhum ayna istemedi bir hafta boyunca. Saatimi sakladı bir köşeye. Telaş duygumu bavula kilitledi ve şöyle dedi: 'Rüzgarı takip et. O hızlanırsa sen de peşinden git. Esmezse güneşe bırak kendini!'
Tüm bunlar orada oldu. Dağların arasında. Saklambaç oyununun son durağında. Fethiye'nin Kabak Koyu'nda.
Kabak Köyü'ne kadar araçla geldik ve toprak yolun sonunda bildiğimiz dünya ile vedalaştık. Sırtladık çantaları, başladık dağın yamacından aşağı inmeye. Yarım saat boyunca muhteşem bir manzara, yemyeşil maki ve şıpır şıpır terler eşlik etti yolculuğumuza.
Ve hak ederek vardık Turan Camping'e. Serin bir avlu karşıladı bizi. Bir de kuş ve horoz sesleri.
Turan Camping dağların eteklerinde, Kabak Koyu'na nazır kurulmuş bir alternatif tatil mekanı. Buraya medeniyetle ilgili hiçbir şey giremiyor. Ne kredi kartı, ne cep telefonu. Ne gazete, ne ekmek. Bu yüzden bölgenin yerlisi Cemile Hanım her gün kendi pişiriyor ekmeği.
Kahvaltıda oranın nefis zeytinyağı, Cemile Hanım'ın reçelleri, ekmekleri ve çökeleği basit ama lezzetli bir ziyafet sunuyor konuklara. Akşam ise yemek zamanı zil çalıyor. Herkes nefis köy çorbası için kuyruğa giriyor. Ardından masalara sebze yemekleri ve pilav geliyor.
Burada seçme şansınız yok. O akşamki yemeği yemezseniz aç kalırsınız. Bu da her yemeği bayıla bayıla yiyeceğiniz anlamına geliyor. Örneğin ben, zavallı annemin yıllar boyu süren çabalarına inat yemediğim bamyayı silip süpürdüm Turan Camping'in yemyeşi avlusunda.
Gelelim aşk hikayesine...
Bu kadar duru ve kendine has bir yerin altında yatan öykü, mekanın anlatmak istediğini özetliyor adeta...
Kamp yerinin sahibi Turan Bey, Almanya'da, İsviçre ve Hindistan'da yaşamış eski tüfek bir hippie. 15 yıl önce sevgilisi Alman Astrid, Türkiye'de yaşamak istediğini söyler ve Fethiye'ye gelirler yerleşmek için. Ancak şehirde aradıklarını bulamazlar.
Bir gün araba ile köylerde dolaşırken, yolları Kabak mevkiine düşer. Astrid, yolun bittiği yamacı inmek ister ve başlarlar yürümeye. Bir süre sonra Kabak koyu çıkar önlerine tüm heybetiyle ve Astrid de gördüğü manzaraya aşık olur benim gibi. Ruhunun buraya ait olduğunu söyler.
Böylece orada, dağların arasında çadır kurarlar ve elektriksiz, susuz yaşarlar iki yıl. Sonra Turan Bey kendilerine bir ev yapar. Bir yıl sonra kızları Ceylan doğar. Bu arada Turan Bey evinin etrafına basit kulübeler inşa eder ve kamp yeri haline getirir mekanı. Ancak Astrid bir süre sonra Ceylan'ın geleceğinden endişe duymaya başlar. Kızının Almanya'da eğitim görmesi gerektiğini söyler. Turan Bey ise karşı çıkar. Kabak'a aittir artık.
Böylece yıllar önce aşklarını pekiştiren, birbirlerine ve kendine tekrar tekrar aşık eden Kabak ayırır ikilinin yollarını. Astrid kızıyla birlikte Almanya'ya döner. Turan Bey ise hiç ayrılmaz 'ruhumun evi' dediği koydan...
Ve aşkını her gün taze ekmeklerde, gece kurulan içki sofralarında, uluslararası felsefe sohbetlerinde, Kabak denizinde, dolunaylı gecelerde, düş yolculuklarında ve konuklarının yüzlerinde bir kaybeder, bir bulur...
|
|
|
|
|
|
 |