 |
|
|
|
Benim özüm iyi değil ki mekanım 'Cennet' olsun
|
|
|
Dünkü yazımı hatırlasanız; bu köşede televizyon yazmadığın hesabını vermek istemiştim. Ancak yazı bittikten sonra bir de baktım ki gene televizyon değil, müzik üzerine yazmışım. Saba Tümer'den girip Enrico Macias'a merdiven dayamışım. Bugün konuyu yine Saba Tümer'le açmak istiyorum. Çünkü en sevdiğim programlardan birisi onunki ve ne zaman bir konuk gelse (ki her gece muhakkak bir-iki tane konuk düşüyor stüdyoya) ben ekran başına çakılıp kalıyorum. Artık günlerden ne idiyse o günün gece yarısından sonrasında bir de baktım ki Saba Hanım'ın konuğu Yılmaz Morgül Beyefendi. Yılmaz Morgül Beyefendi müzisyen diye şimdi ben nasıl hakkında yazmayabilirim ki?
Çatlarım yahu...
Bu köşeyi Yılmaz Morgül Beyefendi'nin okuyacağından eminim. Çünkü, kulağıma geldiği kadarıyla aktarıyorum; 'Mehmet Ali Erbil'in sirkine hoş geldiniz' yazım önce Yılmaz Morgül Beyefendi tarafından okunmuş ve hemen, bugünlerde Kıbrıs'ta ikamet eden Mehmet Ali Bey aranarak 'Sana Akşam'da geçirmişler' şeklinde haber iletilmiş. Ben bana anlatanların yalancısıyım, yoksa Mehmet Ali Bey'e 'geçirmek' bizim haddimiz değil. Bu arada Erbil'in kendi programına taktığı adlar devam ediyor. En son Cuma gecesi, stüd-yodaki seyircileri süklüm püklüm otururken görünce 'Mehmet Ali'nin mevlutüne hoş geldiniz' dedi. Yani bu da demek oluyor ki ben hem televizyon izliyorum ef'em, hem de Mehmet Ali Erbil'e bayılıyorum.
Yılmaz Morgül Beyefendi'ye geçmeden önce benim televizyon kanalı sahiplerinden, plak şirketi sahiplerinden bir ricam olacak. Şöyle ki: Sayın televizyon kanalı sahibi beyefendiler, lütfen şarkıcılarımıza talk show sundurmayınız efendim. Neden diye sorarsanız, şu anekdotu aktarmakla yetineceğim.
Deniz Arcak'ın Cuma gece yarısı TRT'de sunduğu talk show'unda şarkıcı Ege şarkılarının altı dilde söylendiğini beyan ediyor. Biz onun yalancısıyız; ilk onun şarkıları oluyormuş bu kadar çok dilde tercüme edilerek söylenen... Deniz Arcak Hanımefendi bu başarı karşısında epey şaşırıyor ve hemen öğrenmek istiyor: 'Bu kadar dili nasıl öğrendin, zor olmadı mı?'
Bu kadarcık bahane yetmezse bir de atv'deki Işın Show'a bir bakınız derim. Ben 'samimi olmak uğruna bu kadar laubali tavırlar sergilenen' başka bir şov görmedim. Ama televizyon eleştirmenlerine program hazırlatmak çok güzel bir fikir. Bakın 'Mesut Yar'la Tuhaf Şeyler'e... Talk show budur işte; enteresan konuksa enteresan konuk, seksi konuksa seksi konuk, tuhaf konularsa tuhaf konular... Ben de hazırlayayım diyeceğim ama Mesut Bey'in soyadı beni ürkütüyor açıkçası. Düşünsenize halimi, adım Atilla YAR olsaydı ne olurdu. Ne 'Yar..'lara takabilirdim ne de 'yar..'lar takılabilirdi bana o zaman.
Bir diğer ricam; lütfen bu tarz talk show'lara, henüz fırından yeni çıkmış filmlerin ekipleri konuk olarak çağrılmasın. Ekibin ne kadar uyumlu olduğundan, ne de çok eğlendiklerinden, Türk Sineması'nda ne gibi ilklere imza attıklarından başka bir konu bulamıyorlar konuşacak. Hele hele 'çalışmalarının yoğunluğu sebebiyle o gece aralarında bulunamayan filmin bir diğer oyuncusu' telefonla katılmıyor mu şova... İşte benim telef olduğum anlardan biri de bu bağlantı anlarıdır. Zira yoğun çalışmaları sebebiyle aralarında bulunamayan oyuncumuz muhakkak çekimden eve dönmekte ve bu nedenle televizyonu o anda izleyememektedir. Bu nedenle stüdyoda olan bitenin farkına varamıyor ve 'N'olur bana da anlatın' şeklinde yalvarmaya başlıyor.
Oldun mu, oldun mu, şimdi Morgül oldun mu?
Bir diğer ricam da plak şirketi sahiplerinden... Efendim, lütfen yaptığınız albümlerin gelirlerinin hayır amacıyla bir kuruma bağışlanmasına engel olunuz. Ya da sanatçınızın bunu çıktığı her programda altını kanırta kanırta çizmesini engelleyin. Yoksa dinleyiciyi de eleştirmeni de tahakküm altına almaya çalışıyorsunuz izlenimi doğuyor. Bu ricadan da anlaşılabileceği gibi konu nihayet Yılmaz Morgül Beyefendi'ye gelmiş bulunuyor.
Yılmaz Morgül Beyefendi biliyorsunuz, ne konserlerinden para kazanabiliyor ne de albümleinden. Bütün hepsi hayır kurumlarına gidiyor. Bunun sebebi kendisine göre 'iyilik dolu yüreği' ve de 'dünyada kiracı olarak ikamet etmemiz'...
Bir Reha Muhtar şovunda gözlerimizin önüne serilen hayat öyküsünden hatırladığım kadarıyla müzik piyasasına girerken imzaladığı bir sözleşme var kendisinin. Bu sözleşme nedeniyle yapacağı çalışmalardan elde edeceği gelir kendi cebine değil, sözleşmede imzası bulunan menajere gidiyor. Ama bu sözleşme nasıl bir sözleşmeymiş ki 'ömür boyu' sürecek neredeyse ve bu menajer ne kadar 'kötülük dolu bir yüreğe' sahipmiş ki bu kadar hayır işleyen bir adamı affedip sözleşmeyi feshetmiyor hala.
Ben hem 'özünde çok fazla iyi biri olmadığım'dan, hem de bir Yılmaz Morgül dinleyicisi olmadığımdan dolayı gidip son albümünü alıp dinlemedim açıkçası. Plak şirketi de 'şer'rimden korkmuş olmalı ki bana göndermedi Yılmaz Morgül Beyefendi'nin son albümünü. Bu nedenle öteki dünyadaki yerim 'Cennet'-lik değil cehennemlik. Albümü dinleyemeyince ben de köşem eksik kalmasın diye tuttum google'da araştırdım Yılmaz Morgül bunca sene ne yapmış diye...
google'a göre Yılmaz Morgül...
Kanseri dualarla yendiğini söylemiş.
Yardımlar gizli yapılmalı demiş (İster inanın ister inanmayın)
Hatır için mankenlik yapmış.
Daha düne kadar etle-tırnak kadar yakın olduğu Ebru Gündeş'le, karşılaştıkları bir mekanda herkesin gözleri önünde kavga etmiş.
On yıl boyunca çalıştığı 154 vakfın ve derneğin yurtiçi ve yurtdışındaki konser ve aktivitelerinde çalıştığı için kasetini geciktirmiş.
Arto ile ayrı ayrı gruplarla gittikleri Karafaki Meyhanesi'nde ağız dalaşı yapmış.
Kendisine 52 milyar liralık haciz gelmiş.
5 yıl çektiği ölümcül hastalıktan kurtulduğunda 'Herkes ibadet etsin. Çünkü huzur Allah`a yakınlıktadır' demiş.
İbrahim Tatlıses tarafından arabanın arka koltuğunda unutularak arabada kitli kalmış.
Bir TV programında 'Ben hep doğruyu söylerim' demiş, yalan söylemediğine dair Kuran üzerine yemin etmesi istendiğinde bir güzel kıvırtmış..
Onun hakkında söylediği sözler üzerine Umut Akyürek, 'O mankenleri desteklemeye devam etsin. Bana ustalarımın övgüleri yetiyor' demiş.
Yakın dostları ve kız arkadaşıyla bir barda eğlenir-ken basın mensuplarının ilgisine çok sinirlendirmiş.
Kendisini herhangi bir camide ezan okurken bulabileceğimizi belirtmiş.
Albümünün gelirini, Türk Kalp Vakfı'na bağışlamış (Hangisi olduğunu anlayamadım ama sanırım hepsi).
Mermiler havada uçuşurken konser vermeye gitmiş.
Fotoğrafının çekildiğini gören Seda Sayan onun koluna girmiş ve öyle poz vermiş.
Davetlere sık sık beraber gittiği kankisi Gül Ergi'yle bir açılışta yerlerini almışlar ancak gözler onlarla birlikte gezen Semra Özal'ı aramış.
Türkiye'nin Jennifer Lopez'iyim demiş, kalçalarının en az onun kadar güzel olduğunu sözlerine eklemiş.
Ha bir de 'Ben var ya ben, tam sopalık adamım, kuran çarpsın ki' demiş.
|
|
|
|
|
|
 |